Bir fotoğrafa bakarken bazen susmak gerekir. Çünkü kelimeler acelecidir; fotoğraf ise sabırlı. Göz, bir kareye takıldığında önce biçimleri görür: ışık, gölge, çizgi, renk… Sonra içimizdeki eski defterler açılır. Çocukluk anıları, kayıp yüzler, ertelenmiş hayaller o kareye sızar.
Ben bu fotoğrafın karşısında uzun süre sessiz kaldım. İlk bakışta sıradan bir anı donduruyor gibiydi. Ama daha dikkatle baktığımda, o sıradanlığın ardında saklı bir çağrı hissettim. Bazen fotoğraf, yalnızca görüneni değil, görünmeyenin yankısını da taşır.
Zamanı Durduran An
Fotoğraf dediğimiz şey aslında küçük bir mucize. Zamanın akışını durduruyor ve “işte burası” diyor. Oysa biz insanlar hep geleceğe ya da geçmişe koşuyoruz. Fotoğraf bize hatırlatıyor: Asıl olan, tam da bu an. Ne daha önce ne daha sonra.
Bu kareye bakarken kendi hayatımda kaç anı ıskaladığımı düşündüm. Hep koştururken, beklerken, ertelemeler arasında kaybolurken aslında asıl olanı kaç kere görmezden geldim? Fotoğraf, bana basit bir öğüt verdi: “Bak, gör. Çünkü bir daha olmayacak.”
İç Dünyanın Çerçevesi
Bir kare, herkes için aynı değildir. Biri baktığında yalnızlığı görür, diğeri kalabalığı. Kimisi umudu bulur, kimisi hüznü. Çünkü fotoğrafın çerçevesi aslında dışarıya değil, içimize açılır.
Ben bu karede kendi gölgemi gördüm. Kendi özlemimi. Belki de başkasının objektifinden çıkan bir fotoğraf, en çok bize kendi içimizi anlatır. Bu yüzden her fotoğraf bir aynadır; dışarıyı değil, içimizi gösteren bir ayna.
Sessizlik ve Söz
Fotoğrafın dili sessizliktir. Ama o sessizlik, çoğu zaman kelimelerden daha gürültülüdür. Çerçevenin içindeki sessizlik, zihnimde şu soruları yankıladı:
- Hayatın içinde neyi görmezden geliyorum?
- Neye bakıyor ama görmüyorum?
- Hangi ışık, hangi gölge bana bir şey fısıldıyor?
Bazen bir kare, bir kitaptan, bir filmden, uzun bir konuşmadan daha çok şey anlatır. Çünkü fotoğraf doğrudan kalbe dokunur.
Umuda Açılan Pencere
Fotoğraf bana yalnızca geçmişi hatırlatmadı. Geleceğe dair de bir işaret taşıdı. Çünkü ışığın düştüğü yerde umut vardır. Her gölgenin ardında bir güneş saklıdır. Fotoğraf, bu basit ama unutulmuş hakikati hatırlattı bana: Yeniden başlamak mümkündür.
Belki de bu yüzden fotoğraflar albümlerde saklanır, duvarlara asılır, cüzdanlarda taşınır. Çünkü biz, umut dediğimiz şeyi somut bir karede görmek isteriz.
Kişisel Bir Yankı
Bana kalırsa her insanın hayatında bir “dönüştürücü fotoğraf” vardır. O kareye baktığında içi titrer, derin bir nefes alır, yönünü sorgular. Benim için bu fotoğraf, işte o karelerden biri oldu.
“Ne görüyorsun bu karede?” diye sordum kendime.
“Bir mavi,” dedi içimden bir ses. “Dingin ama aynı zamanda sonsuz. Sanki gözlerini nereye çevirsen maviyle karşılaşacaksın. Bütün gölgelerin arkasında bile o var.”
“Peki ya derinlik?”
“Derinlik, görünmeyene çağırır insanı. İçine çekilir, ama kaybolmazsın. Daha çok kendi içine inersin.”
“Ve tek başınalık?”
“Ah, o da var. Ama yalnızlık değil bu. Daha çok, kendi kendine kalabilmenin berraklığı. İnsan bazen kalabalık içinde bile bu tek başınalık hâline özlem duyar. Fotoğraf da işte tam oradan konuşuyor sana.”
O an fark ettim ki, bu kare bana yalnızca görünür olanı değil, içimde sakladığım üç kelimeyi armağan etmişti: mavi, derinlik, tek başınalık.
Fotoğrafın Sözcükleri
Bir fotoğraf kavramsal olarak kaç kelimeyle seslenir? Belki üç kelime, belki yüzlerce. Ama bana göre asıl mesele şu: Fotoğraf tek bir kelimeyle çarpar, sonra içimizde bir cümleler zinciri doğurur.
Bu kare bana şu kelimelerle seslendi: ışık, gölge, sessizlik, özlem, umut, mavi, derinlik, tek başınalık. Sekiz kelime. Ama bu sekiz kelimenin etrafında koca bir dünya açıldı.
Fotoğrafın Bıraktığı İz
Fotoğraf, yalnızca bir görüntü değildir. Bir izdir. İçimizde yankı bırakan bir iz. O yankı bizi kendimize çağırır. “Dur, bak, gör” der. Belki de modern çağın en çok ihtiyacı olan şey de budur: Bir anlığına durmak ve bakabilmek.
Bu fotoğraf bana kendi içimdeki sessizliği duyurdu. Ve fark ettim: Asıl değişim, o sessizliği dinlediğimde başlıyor.
Yasemin Sungur






















