Dünyanın Gidişatı Üzerine Bir Alegori: Shelter (Sığınak)

Sığınak”, kendine özgü bir üslupla çevresel-toplumsal gelecek üzerine sorular sordurtan bir film

Bazı sıra dışı filmler, Amerikan sinemasının parlak örneklerinden fırsat bulup vizyona girse bile, seyircinin görece ilgisizliğine bağlı olarak bir rüzgâr gibi gelip geçebiliyorlar hayatımızdan. Genç yönetmen Jeff Nichols’ın yeni filmi “Sığınak” (Take Shelter) bu tür filmlerden biri. Oscar ödüllerinde adı bile geçmeyen 2011 yapımı filmin, kendi ülkesinin popüler birçok filminden daha üstün özelliklere sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Giderek Yaklaşmakta Olan Fırtına
ABD’nin kırsal bir bölgesinde inşaat işçiliği yapan Curtis, karısı, sağır-dilsiz çocuğu ve köpeğiyle birlikte, huzurlu görünen bir hayat sürmektedir. Bölgede faaliyet gösteren bir şirkette çalışan genç adam çok büyük bir fırtınanın yaklaşmakta olduğunu, kimsenin bunun farkında olmadığını, yaklaşmakta olan fırtınanın bugüne dek görülmemiş bir felaket yaratacağını düşünmekte ve zaman zaman bu kanaatini destekleyen bir takım olaylara tanık olmaktadır: Gökyüzünün kararması, kuş sürülerinin tuhaf hareketliliği, karanlık bulut kümelerinin yer değiştirmesi, farklı renkte ve yoğunlukta yağan yağmur vs.

Başta karısı olmak üzere çevresindeki insanların hiçbiri Curtis’in bu öngörüsü üzerinde durmaz ve hatta kendisine deli muamelesi yaparlar. Curtis’e şüpheyle yaklaşılmasında önemli bir faktör de annesinin yaşamış olduğu ciddi psikolojik rahatsızlıktır. Annesinin bu rahatsızlığından dolayı, genç adamın yaklaşmakta olan fırtına kaygısı ve buna bağlı ruhsal dengesizlikleri genetik bir sürecin devamı şeklinde algılanır. Ve doğal olarak tüm bu huzursuzluklar ve belki annesinin psikolojik geçmişi, Curtis’in geceleri kâbuslar görmesi ve geleceğe yönelik kaygılarının giderek artmasıyla sonuçlanır. Kendisinin de kendi durumuna şüpheyle bakması neticesinde psikolojik destek almak üzere girişimlerde bulunur. Ve filmin temel izleği, Curtis’in hasta mı, yoksa hisleri güçlü bir vizyoner mi olduğu ikilemi üzerinde gelişir.

Herkesin bir sığınağı olabilecek mi?
Aile ilişkilerini de etkileyecek sıkıntılı günler yaşamaya başlayan Curtis, tek ve son çare olarak evlerinin yakınında bir sığınak oluşturmaya karar verir. Büyük bir fırtınanın geleceğine duyduğu kesin inançla, bu sığınağı gerektiği şekilde oluşturmak üzere işe koyulur. Patronuyla arasının bozulması pahasına, çalıştığı yerdeki iş makinelerini izinsiz olarak kullanır. Büyük bir emek ve zaman harcayarak, sığınakta her türlü donanımı ve stoklamayı sağlar. Giderek artan garip doğa olaylarının ve değişikliklerin bir kıyamet belirtisi olabileceğini düşünen Curtis için bu sığınak, ailesini, kendisini, varlığını koruyacak ve yaşamda kalmalarını sağlayacak son çaredir. Herkesin endişeli bakışları altında işine devam eder Curtis. Ve fırtınanın iyice yaklaştığını düşündüğü anda ailesiyle birlikte girer sığınağa. Sığınaktan çıktıktan kısa bir süre sonra anlaşılacaktır Curtis’in dünyasındaki gerçeklik.

“Sığınak”, gerek sinemanın, gerekse bir tür edebiyatın özellikle son dönemde ele aldığı “dünyanın gidişatı” temasını kendine özgün bir üslupla işleyerek, bu alanda farklı bir sanatsal kulvar açıyor. Ayakları yere basan karakterleriyle, korku filmlerinden uzak ancak insani düzeyde hissedilen psikolojik gerilimiyle ve filmin temel derdini destekleyen sanat yönetimiyle, baştan sona duyurmak istediklerini seyirciye iletebiliyor. Ve en önemlisi, başta “Dünya nereye gidiyor?” olmak üzere, filmin bağırmadan sadece duyumsatarak ortaya koyduğu bir dizi soru: Neler olabileceğinin farkında mıyız? Bunun için ne yapıyoruz ve nereye sığınacağız? Herkesin sığınacağı bir yer var mı? Ve sığınaklarımız bizi koruyabilecek mi? Bu soruları gerek çevresel anlamda, gerkese modern dünyanın tahrip ettiği insan bağlamında düşünmek mümkün. İnsanı insandan da koruyabilecek midir bu son çare olarak gördüğümüz sığınaklarımız?

Aynı zamanda sanatsal bir sığınak
Cannes Film Festivali’nin “Eleştirmenlerin Haftası” bölümünde ödüle lâyık görülen ve dünyanın değişik festivallerinden 20’nin üzerinde ödülle dönen “Sığınak”, senaryoya da imza atan Amerikalı genç yönetmen Jeff Nichols’ın ikinci filmi. Tiyatro kökenli aktör Michael Shannon, çevresi ve kendisiyle ruhsal mücadele içinde olan Curtis’in hassas psikolojik çizgisini yansıtmada son derece başarılı. Eşi rolünde ise, Amerikan sinemasının yükselen oyuncusu Jessica Chastain göz dolduruyor. Gizeme ve gerilime belki hayatın içinde olduğu kadar yer veren, insanı temel alan ve çevresel-toplumsal geleceğin önemini kendine özgü bir üslupla vurgulayan “Sığınak” filmini, günümüzün görsel bombardımanına karşı sığınacağınız bir eser olarak da izleyebilirsiniz.


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: