Dünya İntihar Etti de Biz Mi Göremedik?

0
293

Gece yarısı sıkıntıyla fırladım geldim klavyemin başına. Yok yazmasam, söylemesem olmayacak. Ben koltuğumda oturup haber kanallarını izlemekle yetinemeyenlerdenim.

Siyasal mezunu biri olarak az çok dengeleri, coğrafi stratejik hamleleri, ego savaşlarını hep okudum, dinledim. Dinledim de her seferinde yazmaktan söylemekten dilim şişti.

Evet konumuz savaş… Hem de her zaman olduğu gibi fillerin tepiştiği halkın karınca gibi ezildiği SAVAŞ!

Politika okuyup politik sebeplerden çıkarları için yaşayanlardan tiksinen biri olarak bugüne kadar kime ne yararı oldu ki şimdi olsun, diye düşünüp uykusu kaçanlardanım. Hadi canım sen de diyenleriniz olabilir. Gelin bir de insan manzaralarını, konuşan hikayeler gözünden dillendirelim.

Savaş yaşam için gerekli, hayatta kalma mücadelesi adına manevi olarak kullanılmalı. Yani en çok korkup en alışık olduğumuz ölümle mücadele gibi, şiddetle mücadele gibi… ayakta kalma savaşı olmalı illa kullanılacaksa. Yok arkadaş ben bu politikacıların arka bahçe işlerini, görünmez el politikalarını kabul etmek istemiyorum. Milyon kez dile gelse de bilmem kaçıncı savaş, hem de toplu, tüfekli…

Çok önceki savaşları tarihten gördük ama akranlarım ve benim şahit olduğum birkaç savaş ve soykırımı hatırlatacağım size.

Yer: BOSNA, Srebrenica katliamı…

Yıl: 1995

Sırplar toprak bütünlüğü bahanesi ile ilerlemekteyken hatırlayın oradaki binlerce Bosnalı masumun haykırışlarını. Ama bir ses vardı ki dünyanın kulaklarında yankılandı. Dört yaşındaydı, anlayamıyordu neden insanların yere düştüğünü.

Ve anladığında da düşenlerin öldüğünü, ölümün soğuk yüzüyle tanıştı. İşte o zaman masumca sordu annesine, “Çocukları küçük kurşunla mı öldürürler anne?” diye.

Akıllanmadık…

Yer: Suriye

Çok değil birkaç zaman önce gördük onun küçük kanlar içindeki kafasını. Ağır yaralanmıştı. Yine büyüklerinin etnik köken bahaneleri ve toprak bütünlüğü zırvaları sayesinde tanıştı bombalarla. Tanıdığı herkes ölmüştü. Babası da… Etrafında tanımadığı adamlar koştururken bir muhabir fark etti onu. Yaş değil de kan akan gözlerine baktı. Kan ve toz toprak içinde zar zor nefes alırken çıktı ağzından son sözleri. “Cennete gittiğimde sizi Allah’a şikâyet edeceğim!” diyordu.

Akıllanmadık…

Ve şimdi YER UKRAYNA

Her yerde insan manzaraları, kalıp savaşanlar, yaralananlar, sığınanlar…

En önemlisi de politik ego savaşında ortada kalan masum canlar. İşte onlardan biri sadece 5 yaşında seslendi dünya ya, “Siren sesleri savaş mı demek anne? Korkuyorum…”

 Ve yine akıllanmadık… Ama neyi başardık biliyor musunuz? Tüm bunlarla dünyayı öldürmeyi. Şimdi politik egolarınızla rahat uyuyun sevgili güç zehirlenmesi yaşayanlar.

Siz duymasanız da dünya duydu. Sonunda bu çocuklara dayanamayıp neşteri kendine vurdu…

Dünya hasta, dünya yorgun ve dünya kırgın… Hayal kırıklığı içinde dönüyor koca kütle. İçine sünmüş, ölümüne kanını emen bazı zihniyetler sayesinde.

Kim bilir kaçıncı savaş…

Kim bilir kaçıncı politik söylemler…

Gerçek mi?

Gerçek olan şimdi ninni yerine geçen sirenler, bombalar, tüfekler…

Burcu Ertürk

Instagram: @burcuerturkofficial

Web: yazarburcuerturk.com

Mail: burcuuerturkk@gmail.com

Önceki İçerikJacques Lucas’ın Sıradışı Heykel Evi
Sonraki İçerikYaratıcılık, Yaratıcı Düşünme, Eğitim ve Modern Çağ
1980 yılında İstanbul’da doğan Burcu Ertürk, Uludağ Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi mezunudur. Londra’da iki yıllık eğitim aldıktan sonra özel bir firmada bütçe ve finans konsadilasyon dairesinde uzman yardımcısı olarak çalıştı. Yıllar boyunca hobi olarak araştırma ve deneme yazıları yazan Ertürk aynı zamanda toplumsal dayanışma derneklerinde gönüllü yardımlaşmada bulundu. Bu süre zarfında şahit olduğu ve dokunabildiği hayatların seslerine daha fazla kayıtsız kalamayıp 2017-18 yıllarında radikal bir karar vererek kadın ve toplumsal şiddet olaylarını inceleyerek topladığı gerçek hayat hikayelerinden yola çıkan romanlar yazmaya başladı. Şu an için dört romanı bulunan Burcu Ertürk, insanların hayatlarına daha yakından dokunabilmek ve seslerini duyurabilmek adına özellikle kadın meselelerini konu alan ilk romanı Yade’yi 2020 de yayımladı. Yakında ikinci romanı yayımlamak üzere çalışmalarına devam etmektedir. İdeali gerçek hikayeleri kaleme alarak okurlara ulaştırabilmek olan Burcu Ertürk hala İstanbul’da yaşamaktadır. “Çok istedim kalemi kırmayı ama o inatla yazdı.”