Candan Irak

Son zamanlarda evde durmak zor geliyor. Her zamankinden daha çok enerjiğim ve yapacak çok işim var. Duramıyorum evde. Ev sıcak, her yerim sırılsıklam, ev dar, her şey dar. Mutsuz ve umutsuzum. Ne yaptığımın farkında değilim. Çok korkuyorum.

Pelin ile 6 yıldır evliyiz. Her şey çok güzel, birbirimizi çok seviyoruz, çok eğleniyoruz. Ama son 6 aydır her şey değişti, her şey anlamını yitirdi, her şey sevimsizleşti. Yani en azından benim için. Pelin için ise tam tersi. Sürekli ortada mutluluktan uçar gezer  halleri, beni her zamankinden daha çepeçevre sarışı, hayalleri umutları çekilmez hale geldi. Yani bana olan ilgisi iyi hoş güzel de buna neden olan durum kabullenilecek, akıldan çıkacak gibi değil. Ne kadar çok hayalimiz vardı geleceğe dair ne çok yapacak şeyimiz vardı. Daha Uzak Doğu’ya gidecektik, Krubera Mağarası’nı görmeye gidecektik, Nayrobi’de çadırda kalacaktık büyük göç zamanı… Bulduğumuz her yerde sevişecektik, istediğimiz zaman alıp başımızı gidecektik. Ne zaman hayallerimiz benim odamın yanındaki odaya tıkıldı, ne zaman filleri görmek yerine filli duvar kağıdına döndü, ne ara bahçede çadır kampı yaparız oldu? Anlamıyorum anlamak da istemiyorum… Biliyorum gerçekten mucize, kötü şans, kader her ne ise ondan geldi başımıza. Adının ne olduğu önemli değil bir şey geldi başımıza ve ben bunu durdurmak, baştan yok etmek için hiçbir şey yapamadım. Yeteri kadar, hatta daha da fazla korunuyorduk. Pelin’e göre gelmek isteyen bir ruh var ise gelirdi. Kabul etmeliydik. Hem zaten birbirimizi seviyorduk. “Hayatımızda bir şey değişmeyecek söz veriyorum. Her şeyi ile ben ilgileneceğim, bunu istiyorum” dedi. “Doğumdan sonra istersen daha da garanti altına alırız, tüplerimi operasyonla bağlatırım” dedi. Evlenirken istemediğimi söylemiştim halbuki… Ama yeteri kadar korunduk bunun için her şeyi yaptık. “İyi tamam demek ki yapamamışız kurtul bundan” diyemedim. Öyle güzel baktı öyle istekli yaklaştı ki… “Tamam deneyelim” dedim…

İlk 3 ay zor geçebilir dediler, herkesi farklı etkilermiş, kimi kusar, kimi uyur, kimi ergin olurmuş. Burada kocaya çok iş düşermiş, çok yardımcı olmalıymış koca eş… Pelin elimi tuttu tüm bunları doktor sıralar ve ben yerime çakılmış faltaşı şeklinde açılmış gözlerimle doktoru dinlerken. Muayene odasından çıktığımızda “Sen aldanma bu sözlere, ben çok iyi olacağım, beni de  böyle etkileyecek korkma, ben her şeyi iyi geçireceğim, sen her zamanki gibi yanımda ol yeter” dedi. “Bir şey değiştirme hayatında, başka bir şey yapmana gerek kalmayacak” dedi. Çaresiz inandım ya da boyun eğdim. Öyle güçlü idi, öyle güzel anlattı ki…

Hakikaten de dediğini yaptı ve hayatımızda neredeyse hiçbir şey değişmedi. Ama sonra o güzelim incecik beli kalınlaşmaya başladı, pürüzsüz cildinde genç kızların ergenlik çağı misali sivilcelenmeler çıkmaya başladı, göbeğinin üstünde tüylenmeler başladı. İçindeki her ne ise ben buradayım kendini kandırma bir şeyler değişecek demeye başladı. Pelin’in bulantıları var mı yok mu bilmiyorum çünkü dediği gibi her şeyi kendi hallediyor. Ama Pelin’i her gördüğümde midem bulanmaya başladı. Artık dayanamayacak hale geldi. Bulantıdan kurutulmam gerek. Son zamanlarda hiç uykum yok, gözlerim hiç kapanmıyor, inanılmaz bir enerjiye sahibim… Her sabah zaman zaman işten vakit bulduğumda öğlenleri ve akşam evde Pelin’in yanında gidiyorum. Rahatlatacak şeyler yapmaya çalışıyorum kendimi. Onun bana bir şey hissettirmemeye çalışan çabasını görüyorum bir şey demiyorum. Yemeğimizi yiyoruz, ben hobi odasına o da kitap okuyacağım bahanesiyle tv karşısına uyuklamaya… Rahatlaması için doktorumuzun tavsiye ettiğini söylediğim çayı hazırlayıp her akşam ve sabah kendisine veriyorum öğlen de kendisinin içmesi için hazırlayıp tezgahın üzerine koyuyorum. Papatya, pelin bitkisi, angelica, maydanoz… Güzel bir tadı var. Sevdi. İçiyor, Her gün halini hatırnı soruyorum hatta içindeki şeyi de katıyorum bu sorulara. İyi misiniz diyorum. Ben her şeye rağmen iyi olacağım diyen hareketlenmeleri görüyorum zaman zaman. Pelin bu zamanlarda dokunmamı istiyor karnına. Bir kere hissetsem onu seveceğimi, çok değişik bir duygu olduğunu söylüyor. Şimdilik bir bahane buluyorum ve yanından mide bulantısı ile kaçıyorum, kendimi tuvalate zor atıyorum. Göbeğinin aldığı iğrenç şekle bakıyorum ve daha da tiksiniyorum. Neyse iyi olacak, olacağız. Şu sıralar biraz yorgun ama geçecek, sonunda rahatlayacak, tüm yüklerinden kurtulacak, o çayını içtikçe benim bulantım geçiyor, her içişinde Pelin gözümde daha da güzelleşiyor. Her yerim heyecandan sırılsıklam, yerim dar ama her geçen gün umudum artıyor.

Zeynep Terim


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerik‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ Öğrencilerin Eğitimine Işık Tutacak
Sonraki İçerikHüzünlü Bir Hikaye: Hayatı Keşfedemeden Geçip Gitmek
Zeynep Terim Ekin
1978, Ankara doğumlu. Burçlardan anlamaz ama tanıdığı herkesin yorumuna göre tam bir ikizler burcu. Bundan dolayı mıdır bilinmez son derece meraklı, heyecanlı, istekli, hayalleri olan bir o kadar da umursamaz, sakin, isteksiz, amaçsız. Bu iki uç arasındaki yolculuğu ise keşif dolu. Keşfederken hayatına kalıcı, anlamlı izler katmak, ilerlerken de dokunabildiklerine de anlamlı yaşam izleri katmak isteyen bir hayalperest. Hayalperest olma yolunda ilerlemeden önce; Hacettepe Üniversitesi Eğitimde Ölçme ve Değerlendirme alanında yaptığı lisansın üzerine, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde Eğitim Programları Ve Öğretim ile Endüstri Psikolojisi alanlarında yüksek lisansa devam etti. Baktı ki işler çok ölçüp, biçip, değerlendirerek olmuyor An’ın Yolcusu olmaya karar verdi. Evli 2 tane güzeller güzeli oğlu var; tiyatro, gezi, okumak, yazmak, soru sormak ilgi alanları. İnsanların Hayat İz’lerinin parmak izleri gibi birbirinden farklı olduğuna inanıyor. Parmak izlerini takip etmeyi, okumayı ve geçtiği yerlere parmak izi bırakmayı seviyor.