Bir Kitap, Bir Film: Kırmızı ve Siyah ile Barry Lyndon

Stendhal’ın “Kırmızı ve Siyah” isimli klasik romanı ve Stanley Kubrick’in “Barry Lyndon” filmi, bugünkü gibi akıl ve ruh sağlığımızı korumakta güçlük çektiğimiz çalkantılı zamanları anlatan iki önemli eser. Yalın bir dile sahip 678 sayfalık bir roman ile durgun anlatımlı 3 saatlik bir film…

Sanatın iki farklı dalı kullanılarak yaratılmalarına rağmen bahsettikleri ana sorunsallar birbirine benzer ve anlatış biçimleri büyüleyici.

Romanın ilk baskısı 1830 yılında yapılmış, film ise 1844 yılında yazılan W.M.Thackeray’in “Barry London’ın Talihi” kitabından uyarlanmış. “Kırmızı ve Siyah” epigraflarla başlayan küçük bölümlerden, “Barry Lyndon” ise filmlerde görmeye pek de alışık olmadığımız iki ayrı “episode” yani kısımdan oluşuyor.

Adeta bir fotoğraf ya da tablo estetiğine sahip film kareleri, İngiliz ressam William Hogarth’ın tablolarından esinlenilmiş. Filmin yönetmeni bu etkiyi bırakmak için yapay ışık yerine mum ışığında çekimler yapmış, NASA için geliştirilmiş özel ve hızlı mercekler kullanmıştır. Oyuncuların ağır hareket etmelerini de sağlayarak dönemin tablolarını film karelerinde canlandırmıştır. Her filminde özel bir çekim tekniği geliştirmesi ile ünlenen yenilikçi yönetmen Kubrick gibi, yazarımız Stendhal da psikolojiyle edebiyatı birleştirecek olan “deneysel roman”ın ilk örneğini bu kitabı ile vermiştir.

Kitap Julien karakteri üzerinden belki de o dönemin öldürücü virüsü diyebileceğimiz para tutkusu ve hırsını bize edebi bir dille anlatıyor. Fransız Restorasyon döneminin anlatıldığı romanda, asıl salgın para, itibar, unvan adına her türlü erdemsizliğin yapılabilmesi. Filmin ana karakteri Barry’nin de aynı Julien gibi sınıf atlayabilmek adına her türlü insani değeri feda ettiğini görüyoruz. Kahramanlarımızın istediklerini elde etmek için soylu kadınlarla gönül ilişkilerine girmeleri ve onları kullanmaktan çekinmemeleri bize aşk, sevgi kavramlarını sorgulatıyor. Barry’nin yaşamının tamamı bir düello iken Julien’ın hayatı ikiyüzlülük ve entrikadan ibaret.

Eşitlik, sınıfsal farklılık, sosyal statü ve kimlik oluşumu hem kitap hem filmde arka planda işlenilen ana temalar. İçinde bulundukları sınıfsal durumdan her iki karakterde rahatsız. Orduda yer alarak Napoleon gibi bir yükselişin mümkün olmadığını anladıklarında, daha kolay olan soylu bir kadınla evlenme yolunu tercih ederler. İki kahraman da doğduğu koşullara karşı çıkıp başka bir şey olmaya çalışsalar da, bunun mümkün olmadığı bir kavganın içerisindeler. İkisinin de kaderi değiştirmeye yönelik hayat yolculukları maalesef mutlu sonla bitmiyor. Filmde kullanılan dış ses adeta kaderi temsil ediyor. Güç, saygı, statü, sevilme, tanınma, ilgi ve saygı görme, kaderi değiştirebilme gücü iki karakterin de eserler boyunca davranışlarının arkasında yatan itici güçler.

Yaşamlarımıza hakim olan değer ve ilkelerin neler olduğunu bize sorgulatan bu iki eseri de tavsiye ederim.

Sanatın iyileştirici gücüne en çok ihtiyaç duyduğumuz böylesi günlerde kendinizi edebiyat ve sinemanın rahatlatıcı dünyasına bırakmanız dileğiyle…

Zeynep Ekşi


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: