Amerika Tarihine İmza Atmış İlk’ler Şehri…

State_house_freedom_trailÖzgürlük ve keşfetme arzusu her geçen gün dünyayı daha da büyütür aynı zamanda küçültür benim için. Gezilerim sırasında öğrendiğim en önemli şeylerden biri, eğer bir yere ayak basıyorsanız hakkını vereceksiniz o adımın. Bir evden gelen ekmek kokusunu da alacaksınız, caddelerdeki kesmekeşi de yaşayacaksınız gittiğiniz yerlerde. Sokaktaki insanlarla da konuşabilecek, yaşayabileceksiniz de sanki oralıymış gibi. Yani durup, derin bir nefes çeker gibi çekeceksiniz içinize tüm şehri…

Size bunları dolu dolu yaşatacak, Amerika’nın görülmesi gereken ilk 10 şehrinden biri olarak yerini almış olan Boston ile sonunda  tanışma şansım oldu.  Her mevsimini, kaldığım süre içinde ayrı ayrı yaşatarak çok güzel misafir ettmiş oldu beni.

Peki neden Boston? Amerika’nın en eski şehirlerden biri.  Massachusetts eyaletinin başkenti ve en büyük şehri. Belki de New England’ın en büyük şehri demek daha doğru olacaktır.  Amerika tarihinde birçok ilke imza atmış, buram buram tarih kokan bir şehir… Tabi dünya çapında eğitim konusunda ki yerini de unutmamak lazım.

Boston, İngiltere’den gelen Püriten sömürgeciler tarafından 1630 yılında Shawmut Yarımadası’nda kurulmuş. Durum böyle olunca, şehirdeki tarihi eserlerin çoğunun İngiltere’yi çağrıştırmasına çok ta şaşmamak gerekiyor. Bu kadar eski bir tarihe sahip olması nedeni ile ilk devlet okulu, ilk metro sistemi, ilk restorant ve ilk tarihi yürüyüş rotası gibi birçok şeyde Amerika tarihinin ‘ilk’ lerine imza atıyor.  Bugün ise eğitim sistemi ile yeniliklerin dünya lideri kabul ediliyor. Tarih ne olursa olsun ona uygun hareket eder her yüzyıla adımı altın harflarle yazdırırım der gibi…

Boston, New York’tan araba ile sadece 4 saat uzaklıkta bulunuyor. Bulduğum 3,5 günlük boşluğu değerlendirerek otobüse atladığım gibi Boston’ ın yolunu tuttum. Her daim otobüs bulabilmek mümkün ve fiyatlarının ucuzluğuda New York’a geldiysen beni ziyaret etmeden gitme diyor size.

Otogardan ilk şehre girdiğimde, ne ile oynamaya karar verememiş ve her türlü oyuncağını etrafa saçmış bir çocuğun odasında gibi hissettim kendimi. Bir tarafta yeni camlar ile kaplı binalar yükselirken aralarına sıkışmış minik tarihi binalar beni görmezden gelme diyordu. Bir köşeyi döndüğünde Çin restoranlarından yükselen çığlıkları duyarken diğer tarafta Amerika’ nın yeni rastoranları sessiz ol diyordu. 

Boston’ı gezmeye gelen birçok kişi gibi benim de ilk yaptığım şey Amerika’nın ilk tarihi yürüyüş rotasını ziyaret etmek oldu. ‘Freedom Trail’ diye adlandırılan bu rota Boston State House’ dan başlıyor ve yerde çizili kırmızı şeritler ile size 16 tane tarihi binayı gezdirirken aynı zamanda yeni Boston ile tarihin sevimli birleşimini gözler önüne seriyor.  Rota yaklaşık tek yön 5 kilometre olsa da her binanın anısını okuma isteği, her sokağa girip çıkma merakı ve birde fotoğraf tutkusu buna eklenince saatler geçse de yol bitmiyor.

Bir sonraki ziyaret rotası tabii ki öğrenciler bölgesi Cambridge idi. Çünkü Harward Koleji’ni görmeden dönmek olmazdı. Merkezden okula yürüyerek ulaşabileceğiniz gibi metro ile gidebilme şansınızda var. Ben biraz miskinlik yaparak gidiş rotamı metro ile dönüş rotamı yürüyerek yaptım çünkü aynı zamanda M.I.T Koleji’ nide görmek istiyordum.

Kolejlere rahatlıkla girebilir ve gezebilirsiniz. Bahçede oturan öğrenciler ile sohbet ederek tercihlerini ve nedenlerini dinleyebilir ve saatlerce keyifli zaman geçirebilirsiniz.

Diğer keyifli yürüyüş rotam ise Beacon Hill’di. Sanki kocaman bir site ve insanların hepsi bu site içinde yaşıyor gibi.

Gece ışıkları ile tüm Boston’ı görmek için en güzel nokta ‘Skywalk’ binası. Güneş batmadan önce binaya çıkmanızı tavsiye ederim böylece tüm Boston’ ı hem gündüz hem gece görme şansınız olacaktır. Her akşam sis ve yağmura maruz kalmış birisi olarak ne yazık ki bu manzara keyfinden mahsur kaldım.

Boston’da tabiki alışveriş yapmakta mümkün ama yaşam şehri olarak Amerika’ nın en pahalı şehirlerden biri olduğu düşünüldüğünde, çok uygun fiyatlar ile birşey bulmak pek mümkün olmayabilir.  Yinede göz atmadan dönülmez diye düşündüğüm için Newbury Caddesi’ ni boydan boya yürümeyi ihmal etmedim.

Yemek konusuna gelince, şehrin her yerinde deniz ürünü bulmak mümkün. Özellikle de istiridye ve ıstakoz… Yemek yemek için tercihim Amerika’ nın ilk restorantı ‘Union Oyster Bar’ idi. Tarihi yürüyüş rotası üstündeki 16 tarihi binadan biri olduğu için burayı görmeden geçmek mümkün değil. Bu restorantta her türlü yemeğe bulabilme şansınız var.  Gerçekten çok başarılı olduklarını rahatlıkla söyleyebilirim. Zaten öyle olmasalar bunca zamandır dimdik ayakta duramazlardı sanırım. Tek sıkıntı, popüler olduğu için biraz sıra beklemek. Yemek yemeseniz bile içini gezmenizi tavsiye ederim çünkü duvarlarında tüm Boston tarihini bulacaksınız.

Ne yiyeceğime karar veremedim ama birşeyler yeme zamanı diyorsanız tarihi Faneuil Hall tam size göre demektir. 3 büyük binadan oluşan bu Hall’ in kuzey ve güney binalarını alışveriş-hediyelik eşya için ziyaret ederken ortada ki binayı yemek ve içmek için girebilirsiniz. Neler mi var? Ne yok ki…

Ufak atıştırmalıklar için herkesin vazgeçilmezi tarihi Mike’s Pastry. Ne kadar içeriye görüp birşeyler almak istesemde o korkunç kuyruğu gördüğümde bundan vazgeçtim. Ama bu sizi şanslı olmayacağınız anlamına gelmez.

Unutmadan, park ve sinema sever biriyseniz Sience Park ve Mugar Omni Theatre’ ı kaçırmamanızı tavsiye ediyorum.

Yolunuz Boston’a düşürse şimdiden iyi eğlenceler, keyifli yürüyüşler….

 


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: