Zihnimizin Dolaşmayı Sevdiği Yerler

10152020_627040904042861_3785684539844796662_nGeçen ay yazımda pozitif düşünceden bahsetmiştim. Bu ay da negatif düşünce kalıplarımızı ve yargılarımızı örnekleyerek sizinle paylaşmak istiyorum. Negatif Kalıpların Oluşması nasıl oluyor da bazı insanlar her şeyi negatif tarafından algılıyor. Aslında negatif tutum ya içe dönük, ya da dışa dönük oluyor. Hepimiz duymuşuzdur. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisini bizler doğduğumuz andan itibaren hiyerarşik yapı gösteren ihtiyaçlarımız oluşur. Doğduğumuz günden itibaren hiyerarşik yapı gösteren ihtiyaçların optimum seviyede tatmin olmaması, bizde çeşitli travmalar meydana getirir. Bu travmaların çokluğu veya şiddeti, bizlerin dış dünyadan gelen uyarıları değerlendirmemizde negatif eğilimli baskı oluşturur.

Dışa dönük negatif enerjinin artması, bizim devamlı dış dünyayı yanlış algılamamıza ve eleştirilerimiz ile karşı tarafı tahrip etmemize neden oluyor. Bu negatif tepki karşı tarafa da, bir süre sonra özgüvenine yavaş yavaş zarar veriyor. Bir insanın bir başka insana bu şekilde zarar vermesi adeta katil seviyesinde bir davranış şekli gibi geliyor bana. İçe dönük negatif enerji ise kendi kendimizi tahrip edercesine eleştirmemize neden oluyor. Kendimizi herkesten zayıf ve aşağı görmeye başlıyoruz. Eğer bundan rahatsız olmuyorsak psikolojik bakımdan mazoşist bir yapıya doğru ilerleyebiliriz. Bu devam eden davranış haline geldikçe kısır bir döngü yaratır. Kişinin bundan kurtulması için farkına varıp mutlaka bundan kurtulmak istemesi ve bir dönüştürücü kullanması gerekmektedir. İnsanların birbirlerinden farklı zihinsel yapıları olduğu gibi, davranışsal açıdan da farklılıkları vardır. Yaşam süreci içinde ki deneyimlerimiz ve öğrendiklerimizle kazandığımız düşünce kalıpları çevremizde önyargı adını verdiğimiz duvarlar oluştururlar. Bu duvarlar, bizim, olanı objektif olarak değerlendirmemize engel olur. Önyargılarımız bize çarpık düşüncelerle geri döner.

10269506_625106094236342_417832077414600078_nÖrnek vermek gerekirse, çocuğumuz veya eşimizi beklediğimizi düşünelim. Her akşam 17.30 da eve gelirdi. Fakat hala gelmedi. Daha önce hiç haber vermeden ortadan böyle yok olmamış olsun. Onun davranışları hakkında bizim kayıtlarımızda böyle bir bilgi olunca ,saatler ilerledikçe aklımıza gelen düşünceler hep negatif olur. “Acaba bir kaza mı oldu?” Zaman geçtikçe stres ve kaygı düzeyimiz artarak yükselir. O anda stresin tüm fizyolojik belirtilerini hissederiz. Kalbimiz çarpar, ellerimiz titrer, sese hassasiyetimiz artar, toleransımız azalır. Geldiğimiz nokta panik durumudur. İşte burada, düşüncelerimize hakim olan önyargılarımızdır. Böyle bir durumda, kişinin geç kalmasının arkasında yatan gerçekleri bilmemize rağmen ,zihnimizdeki bilgi kalıplarının düzenlediği negatif senaryolara inanırız. Stres düzeyimiz arttıkça düşünce sistemimiz de diğer vücut kimyamız da değişmiştir. Bedenimizde adrenalin salgısı artmış ve kendimizi daha da gergin hissetmesine neden olmuştur. Beklediğimiz kişinin bir süre sonra geldiğini düşünelim. Onu soğukkanlılıkla dinleyip, geç kalma nedenini anlayacak halimiz kalmamıştır. Birden patlarız. Belki de gecikmesinin masum bir sebebi vardır. Ama onu dinlemek için beyinsel fonksiyonlarımızın dinlemeye uygun düzeyde olması gerekmekte ,yani mantıklı düşünebilmenin kimyasal yapısına sahip olmamız gerekir. Aynı olaya başka boyuttan bakalım.18-19 yaşlarında bir çocuğumuz var. Akşam eve geldiğinizde bazen evde oluyor, bazen olmuyor, bazen telefon edip bilgi veriyor. Bazen de bilgi vermiyor ve geç geliyor. Hakkında böyle bilgilere sahip olduğunuz kişiye eve geldiğinizde bulamadığınız durumda kendinizi rahatsız hisseder misiniz? Halbuki iki olguda aynıdır.

’’Evde olmayan insan olgusu’’ iki farklı geçmiş bilgi ,anlık duyguları etkilemekte ve farklı psikolojik durumun yaşanmasına neden olmaktır.

Pozitif ve negatif tarafta düşünebildiğimiz kadar alternatifi de aynı ağırlıkta düşünebilsek strese girmeyiz. Bu duruma göre ister negatif, ister pozitif olsun, zihnimizin bir ürünü olduğuna göre hiçbirinin diğerine üstünlüğü yoktur. Biz neye yoğunlaşırsak zihnimiz o kimyayı oluşturarak bizi o duygu durumuna sokar. İhtiyaç hiyerarşisinde birini tamamlamadan bir üste geçemeyiz. Duygu ve hislerimiz bizim tamamlanmış yanımızı bize gösterir ve o duyguyu tamamladığımızda kaygımız biter. Ondan sonra nötr duruma geçerek dengeli bir yapı içinde oluruz. Sonuç olarak beynimize yeni bir tarzda düşünmeyi öğretebiliriz. Sadece bilmek öğrenmek için yeterli değildir. Eylem ve egzersiz gereklidir. Bunun için bu ay uygulayabileceğimiz bir egzersizi paylaşıyorum. Örneğin ‘’öfke ‘’ diyorsunuz ve onunla ilgili bilgilerin zihninize gelmesine izin veriyorsunuz. Hafıza ile bilinç arasında ki duyularınıza bağlı kalıplarınız gelecektir.

İster yazın ister farkına varın ve daha sonra bunu birkaç başka duyguyla deneyin. Bu egzersiz size neyi algılayıp nasıl anlamlandırdığınızı fark ettirecektir. Bakalım nasıl hissedeceksiniz.

*Kaynakça: Prof. Dr. Nursel Telman

Pozitif Düşünmenin Sihirli Gücü

 


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: