Yıldız Yaralanması

0
521

Roman fanatik bir hayran hikayesi gibi görünse de, aslında anne kız ilişkilerini de irdeliyor. Yıldızların dünyasına bir kapı aralıyor ve siz kapının önünde duruyorsunuz kararsızlıkla. Kitap hakkında çıkan bazı söylentilere göre geçek hayattan alınmış bir hikâyeymiş. Ne kadar doğru ne kadar dedikodu olduğu bilinmez.

Yıldız Yaralanması-Perihan Mağden

Sun, henüz çok genç bir kız. Anneannesiyle yaşadığı evden kaçıyor. Yoksul, sıkıcı hayatının tek anlamlı yanı olan, çocukluğundan beri fanatik bir hayranlık duyduğu şarkıcı Yıldız’ın malikânesine bir şekilde giriyor. Ve orada saklanarak bir kaç gün geçiriyor. Eve giren çıkan o kadar çok ki, kimse onun kim olduğunu merak etmiyor. Yeni gelen hizmetçi, terzinin çırağı ya da çalışanlardan birinin yardımcısı sanıyorlar. Yıldız’ın giysi dolabında, kürklerinin içinde uyuyor, mutfağa gidip bir şeyler atıştırıyor, hatta havuza bile giriyor. Sun çok mutlu. Bu arada evin aşçısıyla tanışıyor. Adam ona müthiş yemekler hazırlıyor. Etrafındaki herkes gibi o da Yıldız’a âşık, tüm hayatını ona vakfetmiş biri.

Bir gün Sun yakalanıyor. Fakat Yıldız ona kızmak yerine himayesine alıyor genç kızı. Onlara yetimhaneden çıktığını, 19 yaşında olduğunu söyleyerek orada kalmayı başarıyor. Yıldız gittiği her yere beraberinde götürdüğü bu kıza su perisi diyor. Yıldızın her zaman yanında olan Hikmet Hanım, genç kızdan ilk başlarda pek hoşlanmasa da zamanla alışıyor. Sun, Yıldız’ın en yakınındaki kişilerden biri oluyor.

Anneannesine merak etmemesi için mektup yazıyor. Arada bir kendisine verilen harçlıkları gönderiyor.  Fakat bulunmamak için nerede olduğunu söylemiyor. Mektupları aşçıyla gönderiyor ve ona değişik postanelerden yollamasını tembih ediyor. Sun’un anneannesi zenginken her şeyini kumarda kaybetmiş, yoksul bir hayata mahkûm olmuş bir kadın. Annesinin, ailesinin onaylamadığı bir beraberliğinden dünyaya gelmiş olan genç kız annesini ara sıra görüyor. Trabzon’da birisiyle beraber yaşadığını ve adamın kızı istemediğini anlatıyor anneannesi.

Sun, Yıldız’ın hayatına girdikçe her şeyin bambaşka olduğunu anlamaya başlıyor. Herkese annesinin öldüğünü söyleyen Yıldız’ın annesinin yaşadığını, akıl hastanesinde kaldığını, genç kadının sonunun onun gibi olmasından korktuğunu, Hikmet Hanım’ın bir zamanlar Yıldız’ın annesinin en iyi arkadaşı olduğunu şimdi de Yıldız’a annelik yaptığını öğreniyor. Annesinin Yıldız’a yazdığı hiç okunmamış mektupları buluyor.

Yıldız devamlı içki içip uyuşturucu haplar kullanan psikolojik sorunlarla boğuşan bir kadın. Bazen ortadan kayboluyor. Sevgilileriyle tatile gidiyor. Bir de asla unutamadığı eski aşkı Teo Man var ki ona hala acı çektirebilen tek erkek ve bu yüzden Sun bu adamı sevmiyor. Yıldız’ını üzen hiç kimseyi sevmiyor. Zamanla Yıldız, Sun’a fiziksel zararlar vermeye başlıyor. Ama Sun ona o kadar bağlı ki her şeye rağmen yanından ayrılmak istemiyor.

Yıldız genç kızın saçlarını boyatıyor, kestiriyor, ona yeni kıyafetler alıyor, onu kendine benzetiyor. Sun, Yıldız’ın küçük bir kopyasıdır artık. Genç kadın oyuncak bir bebek gibi onunla oynamakta, istediği zaman da kırıp dökmektedir. Ve Sun anneannesinin hastalandığı haberiyle sarsılıyor. Şimdi karar verme zamanı. Ya Yıldız’ıyla kalacak, ya da anneannesinin yanına koşacak.

Arka Kapaktan

Birinin başlattığı yangını başka biri söndüremiyor…

Dönmemiş Yıldız. Dönseydi duyar uyanırdı zaten. Beni yaraladı yine, diye düşünüyor. Sonra da yok oldu. O bitmeyen ufak kaçamaklarından birine gitti. Nereye gitti ki? Cengiz Bey’le Maldivler’e gidiyor yarın! Teo Man, diye geçiriyor içinden, anında içi üşüyor. Tabii ya, onunla olmaya gitti. Cengiz Bey’le bir nevi mecburiyetten çıktığı seyahatten önce, hakiki aşkına koştu. Kavuştu.

“Beni niye yaraladın peki? Beni niye hep, habire yaralıyosun? Neyim ben? Kırıp dökeceğin oyuncak bir bebek mi?”

Hikmet Hanım’ın saçının kesildiği gece “oyuncak” demesi geliyor aklına. Haklı işte! Ahçı da haklı, Muhittin de. Onu Yıldız’a karşı uyarmakta haklılar. “Hıncını benden çıkarıyosun. Annenin sana yaptıklarının, herkesin sana yaptıklarının hıncını, intikamını-” Aynaya bakarak bağıra bağıra söylüyor bu lafları.

 

 

Yazan: Perihan Mağden

Yayınevi: Everest

Türü: Roman

Yayın Tarihi: 2012

Sayfa Sayısı: 320

Önceki İçerikYaşar Kemal, İnce Memed ve Thilda
Sonraki İçerikYaşam Boyu Koçluk Öğretisi

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz