Yeni Yıla Bu Filmle Girin: Last Christmas

Mevsimlere, renklere, özel günlere, bildiğim her dini inancın özel gün kutlamalarına düşkünüm. Çünkü hayatın tüm o karmaşasında durup, gökyüzüne bakıp şükretmemize sebep olurlar. Bu yüzden mi yoksa Emilia Clarke’ın kaşlarından mı, Londra’da geçmesinden mi yoksa George Michael’ın ölümünden üç yıl sonra çıkan parçasının filmin müziği olmasından mı bilmiyorum, kendime bir es verdim ve  gün ortası “Last Christmas” filmine gittim. Gündüz seansı olduğundan sinemada 4 kişiydik ve doya doya güldüm, ağladım. Bunu daha sık yapmaya karar verdim.

Yılın bu dönemi için keyifli bir film. Bol bol Londra, bol bol George Micheal var. Düşündürdüklerini de sevdim. Ana karakterlerden birinin bir cümlesine takıldım: “Her gün yaptığın küçük şeyler seni tanımlar” diyordu. Birbirimize dokunup, ufak gülümsemeler yaratmanın birbirimizi nasıl değiştirebileceğini görüyoruz gerçekten hayatta da. Diğer yandan, normal ne demek ki? Kime ve neye göre normal? Bu bana mükemmel olma takıntısını anımsatıyor.

Bu film, istediğimizde ama sadece kendi kendimize ve gerçekten istediğimizde, kırık parçalarımızdan içeriye giren ışığı nasıl da yansıtabildiğimizi anlatıyor her anını oya gibi işleyerek. Ve elbette bunu sadece kendimizin yapabileceğini. Kurban rolü oynamaktan vazgeçip, olmayanı zorlamayıp, kendimiz için iyi kararlar vermeye ve bu doğrultuda aksiyon almaya başladığımızda çevremizle ilişkimiz nasıl da düzeldiğini de anlatıyor. Çünkü tıpkı yaralı hayvanlar gibi yaralı insanlar da ısırıyor. Ve yalnızlaşıyor. İnsan, bir kurtarıcı arayışı içinde kendini yok edebiliyor. “Çok zekiydi, çok yetenekliydi ama yazık etti kendine” cümlelerini duyuyoruz sıklıkla.

(from left) Kate (Emilia Clarke) and Tom (Henry Golding) in Last Christmas, directed by Paul Feig.

Oysa bir durup, gökyüzüne bakıp sahip olduklarımızın farkına vardığımızda, aldığımız nefesin bile ne kadar değerli olduğunu idrak edince şansı iyi kullanmanın anlamını fark edebiliyoruz. Demem o ki, hazır yılbaşı dilekleri, yeni yıl manifestoları yazılmaya başlandı ya, işte o listelere başkalarına dokunabileceğiniz ufak iyilikleri de ekleyin. Hem size, hem de çevrenize iyi gelecek. Anlamlı ve mutlu hayatın temeli, bu dünyada yalnız olmadığımız ve birimiz iyiysek hepimizin iyi olabileceği gerçeğini idrak etmekte yatıyor. Ufak, büyük fark etmez gülümseme yaratan bir dokunuş yeter.

Mutlu yıllar

Ece Sueren Ok

Not: Yazmadan geçemeyeceğim favori yılbaşı filmim hala Love Actually.


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: