Onu Sevdiğim Zamanlar
Zamanın bir tavuğun gagasında aktığı Arkanya, “yazmasaydım büyüyemezdim” diyen çocuklar, bir annenin kucağında hazla ve ölümle geçen çağlar, gırnatanın ezgisiyle durulan halaylar, fısıltıyla söylenen şarkılar, geceyi delip geçen kurşunlar, duvara asılı ölü fotoğrafları, havaya savrulan beyaz tülbentler ve kuruyan bir çiçeğin sessizliği…
Arkanya ile Paris arasında mekik dokuyan Onu Sevdiğim Zamanlar, aşka, barışa, yersiz yurtsuzluğa ve hatırlamanın acısına dokunaklı bir ağıt. Sesini sınırların olmadığı ve insanın insana merhem olduğu bir yerden yükseltiyor: Ey insan, neredesin?
Romanları pek çok dile çevrilen, sinemaya uyarlanan, ödüller alan Kemal Varol, edebi coğrafyasını Paris-Arkanya hattına taşıdığı, iç içe geçen iki hikâyeyle ilerleyen bu romanda insanları ayıran değil, ortaklaştıran yaraları; suskunluğu sınırsızlığa dönüştüren büyülü bir aşkı olağanüstü bir dille anlatıyor.
Onu Sevdiğim Zamanlar insanlığın eksik şarkısını yeniden hatırlatan eşsiz bir roman.
Hayat Yaşadığına Değsin

Prof. Dr. Emre Kongar, Hayat Yaşadığına Değsin adlı kitabında okuru, kendi hayatına farklı bir gözle bakmaya davet ederken, yaşamın yalnızca akıp giden bir süreç değil, bilinçli seçimlerle şekillenen bir serüven olduğunu vurguluyor. Deneyimlerini Hayat, Aşk, Başarı ve Mutluluk başlıkları altında toplayan Kongar, bu konulardaki değerlendirmelerini Aforizma, Karizma ve Kongar sözcüklerini birleştirerek “Kongarizmalar” adı altında okurlarına sunuyor.
Bir farkındalık yolculuğu olan bu kitap, kendini tanımak ve hayatını daha anlamlı kılmak için içsel bir yolculuğa çıkmak isteyenlere rehberlik ediyor.
Tanrıçanın Serzenişi
Dokuz ülkeden dokuz kadının öyküsü…
Ben Elpis.
Umut tanrıçası.
Onları yüzyıllarca izledim.
Omuzlarındaki yükü, yüreklerindeki sızıyı hissettim.
Sustuklarını gördüm.
Gözyaşlarını avuçlarımda sakladım.
Gülüşlerine baharın kokusunu kattım.
Ve şimdi…
Size onların öykülerini anlatacağım
Bir tanrıçanın serzenişinde birleşen dokuz kadının sesi…
Kadınların direnişlerini, toplumsal baskılara karşı mücadelelerini, kendilerini yeniden keşfetmelerini ve sevdikleriyle kurdukları bağı
anlatan öyküler… Finlandiya’dan Kore’ye, Türkiye’den İran’a,
Sri Lanka’dan Kazakistan’a kadar uzanan bir yolculuk…
Tanrıçanın Serzenişi, kadının gücünü, yaşadığı zorluklar ve toplumsal
baskılar karşısında hayata tutunma mücadelesini samimi bir dille
anlatıyor. −AYŞE ÖVÜR
Psikanalitik Tedaviye Bakış
Psikanaliz, tekrarlayan içsel örüntüleri dönüştürerek yeni yollar açar.İnsan zihninin derinliklerinde bazen farkında bile olmadığımız çatışmalar, tekrar eden örüntüler
ve çıkışsız görünen duygusal labirentler vardır. Psikanaliz, bu karmaşık
iç dünyayı anlayan ve dönüştüren sağlam bir kuramdır. Divandaki klasik psikanalizden
destekleyici psikoterapiye kadar uzanan geniş bir klinik yelpazede, klinisyenler tarafından
kullanılan temel kavramlar psikanalitik psikoterapilerde de önem taşır.
Vamık D. Volkan ve Işıl Vahip bu kitapta hem temel kavramları günlük dilde ve mümkün
olduğunca herkesin anlayacağı şekilde anlatıyor hem de psikanalizin ve psikanalitik
psikoterapilerin nasıl işlediğini gösteriyor. Çeşitli olgu analizleriyle birlikte aktarım, karşı-
aktarım, yorum, formülasyon, rüya, bilinçdışı düşlem, kişilik örgütlenmesi,
eyleme vurma gibi psikanalitik temel kavramlar ele alınıyor.
Bu eser, entelektüel ufkunu genişletmek isteyen okurların yanı sıra, bakış açısını derinleştirmek,
uygulamalarını zenginleştirmek ve daha etkin kılmak isteyen klinisyenlerin, psikanalist
adaylarının ve psikanalistlerin vazgeçilmez başvuru kaynağı olacak.
Bu kitapta okuyacaklarınızı, O’nun hakkında yazılmış pek çok kitabı okuyup inceleyerek edindiğim birikimi yüreğimdeki Atatürk sevgisiyle harmanlayarak yazdım. İstedim ki okurlarımı bu kitapta İyi Asker ve Kurucu Devlet Adamı Atatürk’ün değil, çocuk Mustafa’nın, delikanlı Mustafa Kemal’in, dost, aşık, evli, boşanmış ve en sonunda hasta ama her dem yalnız bir adamın iç dünyasına götüreyim. Hatalarım olduysa O, beni kocaman yüreğiyle umarım bağışlar. -Ayşe Kulin
Polisler Selim’i alıp götürdüler. Gitmeden önce Leyla’ya son bir kez sarıldı, kulağına fısıldadı: “Güçlü ol Leyla. Bu da geçecek.” Ama ikisi de biliyordu ki önlerinde zorlu ve belirsiz günler vardı. Selim’in yokluğu evin her köşesine sinmiş, sessiz bir çığlık gibi Leyla’nın yüreğini dağlıyordu. Her şey bir anda değişmişti, geri dönüşü olmayan bir noktaya gelinmişti, bir uçurumun kenarındaydılar, düşüş başlamıştı.
Zülfü Livaneli’den bir aşk ve direniş hikayesi: Bekle Beni.
Leyla ile Selim, aşkın coşkusuyla bir hayat kurmak için mücadele ederlerken kendilerini türlü zorluğun, ayrılığın içerisinde bulurlar. Bir yanda birbirine kavuşma telaşı, diğer yanda özgürlük mücadelesi onları roman boyunca farklı yerlere sürükler. Aşkları direnişlerini besleyecek, direnişleri de aşklarını güçlendirecektir.
Aşkı, dostluğu, aile bağını ve özgürlük tutkusunu ince ince ören Bekle Beni; bir ülkenin özgürlük yolunda çektiği zorlukların, baskıya karşı girişilen mücadelenin, direnmenin, yalnız bırakılmanın ve dayanışmanın romanı.
Livaneli’nin eşsiz kaleminden.
Bazı sırlar taşlara işlenir ve yüzyıllar boyu susar…
Büyük İstanbul depremi kenti enkaza çevirirken, Ayasofya ve Mimar Sinan’ın abidevi eserleri uluslararası güçlerin satranç tahtasına dönmüştür. Ortaya çıkan ipuçları tek bir hakikati işaret etmektedir: Sinan eserlerini yalnızca taşlarla değil, çağlar boyu gizlenmiş sırlarla da örmüştür.
Teğmen Demet ve Yüzbaşı İlhan, YouTube’da “Yargıç” adıyla yayın yapan karanlık bir figürün peşine düştüklerinde, küresel güç oyunlarının tam ortasında tek bir isme ulaşırlar: Kenan Ruzly. Uzun süredir kayıp kabul edilen bu isim, şimdi tüm dengeleri değiştirecek şekilde geri dönmüştür.
Arşivlerden günümüzün siber saldırılarına uzanan karanlık bir zincir dostluk ile ihanetin, işgal ile kurtuluşun sınırını çiziyor. Kim kahraman, kim hain? Cevap İstanbul’un bedbaht sokaklarında
saklı.
Arif Ergin’den Mimar Sinan’ın sessiz mirasını, İstanbul’un kaderini belirleyecek bir bulmacaya dönüştüren, unutulmaz bir hikâye.






















