Transsibirya Seyahati-2

Transsibirya gezimiz trene geçişimizle devam ediyor. İlkönce bir vagonda 18 kişi, küçük kompartımanda iki kişi sıkılmadan nasıl seyahat edeceğimizi düşünmedim dersem yalan olur. Bindik bir alamete çıkıyoruz kıyamete gibi oldum.

Hepimiz yerleşmek için harıl harıl uğraşırken tren çuf çuflayarak yola çıktı. Bu arada bavullarımızı nereye nasıl koyalım derken oturduğumuz yerin üstünde yatak olduğunu görünce oraya bavulları yerleştirip açıp giyeceğimizi çıkardık. Transsibirya1Hele hele tren giderken bir şey yapabilmek bize ilkönce zor geldiğini söylemeliyim. Hiç te dışardan göründüğü kadar kolay değilmiş. Ney se ki sonunda üstümüzü değiştirdik ve diğer komşularımıza kolay gelsin bile dedik. İlk molamız Viladimir’de 23 dakikaydı. Rehberimiz hepimize duracağımız durakların ne kadar ve kaç dakika mola olduğuna dair bir çizelge verdi. Biz de oradan takip etmeye başladık. Hava soğumuştu. Dışarı çıkınca hissetmemek mümkün değildi. Rehberimiz Akşam yemeğimizi başka bir vagonda yiyeceğimizi ve arada olan vagonlardan geçerek gideceğimizi haber verdi. Nasıl yani dedik. Çünkü bizim vagonumuz trenlere ek olduğundan yemek vagonun nerede olduğunu bilmiyorduk .Diğer vagonlarla olan bağlantımız kapalıydı. Yemek vagonuna geçerken 5 vagon geçtik. Ama vagonların amları kapalı olduğundan havasız ve berbat koku eşliğinde geçtik. Bu benim hiç hoşuma gitmemişti. Ama yapılacak bir şey yoktu. Yemekten sonra hepimiz çok yorgun olduğumuzdan yatmaya hazırlandık. Yataklarımızı bize ait iki görevlimiz açıyordu. Bunlar çok tatlı karı koca idiler.

Çay, kahve ufak tefek işlerimize yardımcı oluyorlardı. Sonunda yattım ama uyu uyuyabilirsen, çünkü tren gece çok hızlı gittiğinden o kadar sallıyordu ki, iç organlarım yer değiştiriyorlar sandım. Uyu, uyanma şeklinde ilk gecemizi atlattık. Sabah Balezino adlı kasabaya geldik. Burada da 23 dakika durdu ve bizler indik. Biraz yürümek ve hava almak için iyi gelmişti. Kahvaltıya tekrar yemek vagonuna geçtik. Fakat yetersiz bir kahvaltıydı. Bundan sonra Perm şehrinde durduk. Burada saat farkı Moskova’yla 2 saate çıktı. Sibirya ‘da saat farkını Moskova’ya göre ayarlanıyordu. Onu da öğrenmiş olmuştuk. Çünkü her yer de iki saat yerel ve Moskova saati olarak zaman gösteriliyordu. Şu ana kadar 1397 km yol gelmiştik. Ural Dağlarını geçmeye başladık. Ekaterinburg adlı şehirde durduk. Burası büyük şehirlerinden biriymiş. 27 dakika mola vardı. Burada Sado abimizin doğum günü olduğundan şampanya patlattık.

Akşam yemekten sonra kompartıman arası misafirlik yapmaya başladık. Kuru yemiş ve İçki ikramı nefisti. Fakat pek uykumuz gelmediğinden kitap okumak çok iyi geliyordu. Sabah Omsk şehrinde 34 dakika mola verilince hepimiz istasyonda yürüyüş yaptık. Burada saat farkı 3 oldu. Biraz da alışveriş yapma imkanımız oldu Magnet gibi. Novosibirsk şehrinde ineceğimiz için yanımıza küçük bir el bagajı hazırladık. Çünkü otelde kalacaktık. Bir daha ertesi günü trene binecektik. Bu ana kadar 3303 km yapmış olduk. Rehberimiz buranın yerel rehberiyle buluşup otele geçeceğimizi söyledi. Otelde yediğimiz yemek çok güzeldi. Sonunda karnım doymuştu. Şehirde gezmek isteyen arkadaşlar yemek sonrası taksiyle gezmeye çıktılar ama grubumuzun en genç yolcusu bara gitmek isteyince barda takılmışlar. Barda ki tekila servisini sabah ballandıra anlatması çok doğaldı. Çünkü tekila servisi erkekler için cazipmiş.

Bir de benim trenden inerken arkadaşlarımın adlandırdıkları kontes şapkam elimde küçük valizimle bana yardımcı olan görevlimizin beyaz eldiven giymiş olması elimden tutması da ayrı bir olaydı. Novosibirsk’te hele de otelde rahat yatakta yatmaktan sabah kalkmak istememiştik. Doyurucu bir kahvaltıdan sonra şehri turlamaya hazırdık. Rehberimiz Sibirya’nın en genç ve en büyük şehri olduğunu 1893 yılında kurulduğunu şimdi ise 120.kuruluş yıldönümünü kutladıklarını söyledi. Şehri kuzey ve kuzeydoğu rüzgarları olumsuz etkilediğinden havaalanı kullanılmıyormuş. Helikopter ve özel uçaklar için izin varmış. Yazında uçak şovları ve eğitim için kullanıldığını belirtti. Şehir Transsibiryanın inşaatı sırasında kurulmuş. Orby şehrindeki tren yolu inşaatı için kurulduğundan Sibirya Federal Bölgesinin başkenti sayılıyor.

Transsibirya2

Buranın en güzel yerlerinden biri pazarıymış. Biz de burayı gezmeye başladık. Gıda, et, sebze meyve, orman yemişleri ve Altay Bölgesinin balları var. Sibirya ormanları yaban arılarının ballarıyla ünlüymüş. Pazar mallarının doğal ürünler olduğu, diğer bölüm de çiçeklerin olduğu yeri gezdik. Buradan meydana doğru ilerliyoruz. Meydanda 4 samur heykelin bulunduğu yer Rusya’nın tam ortası sayılıyormuş. Adı Sibirya’nın ufukları ve halk burada dilek de dileyebiliyormuş. Yürüyerek parkın içine doğru giderken çevremizde çeşitli ağaçlar var. Melis, Toyga, Sedir, Alçım gibi. Bu park 1917 Bolşevik devrimi sonrası iç savaş olunca toplu mezar oluyor. Çarın adamları ve Bolşeviklerin tamamı buraya gömülüyor. Ortada alev şeklinde heykel var. Karşı duvarında devrimi anlatan kabartmalar var. Yerlerde toplu mezar mozoleleri var. Buradan Kızıl caddeye geçtik. Binaların çoğu eski binalar bazıları 1909 yılında büyük bir yangında yanmış. Şehirde Pazar meydanı, Kızıl Meydan, Stalin ve Lenin meydanları bulunuyor. Bir tek de Leninin heykeli var. Halk kaldırmamış. Opera binasına giderken şehrin kuruluş yıl dönümü olduğundan çok sayıda eski yıllara ait fotoğraflar var. Tarih müzesi gibiydi. Stalin dönemine ait fotoğraflarda insanların bakışlarında korku olduğunu gördük.

Transsibirya3

Halk tarafından sevilmediğinin nedenlerinden biri daha diye yorum yaptık. Rusya’daki en büyük opera binası karşımızda heybetiyle göz kamaştırıyordu. Bolşoy’dan da büyük olduğunu öğrendik. 1931 yılında kültür ve ilim evi olarak yapılmaya başlanmış 1945 yılında Opera binası olarak açılmış. Ayda 20-25 opera olurmuş. Açıldığından bu yana 350 çeşit opera ve bale oynanmış. müthiş büyüklükte sahne arkası var. 1800 kişilik salon. Girişinde büyük portmanto var. Tavandaki avize Çarlık Rusya’sını andırır biçimdeydi. Operayı gezerken keşke şu an gösteri olsaydı da seyredebilseydik dedik. Bizim ülkemizde de sanatı yerden yere çalan devletimiz var.
Buradan otantik bir restorana giderek yemeğimizi yedik. Sırada Lokomotif Müzesi vardı. Burası açık hava müzesiydi. Tesadüf; bugün demiryollarının bayramı olduğundan yoğun ziyaretçisi vardı. 1898 yılında yapılmış zırhlı vagonla başladık. Romonof ailesinin kullandığı vagonmuş. Bu vagon 1917 de Çar trenle giderken askerler tarafından önü kesilip feragatname imzalatılıyor. Dünyanın en demokratik hükümeti kuruluyor. Bu hükümet sekiz ay sonra Bolşevikler tarafından devriliyor. Lenin de bindiği de vagon var. Hem de lüks bir vagon. Çünkü Lenin sürgüne gönderildiğinde hem soylu hem de zenginmiş. Ayrıca hastane olan vagonlar var. Bir de mahkum vagonu, hapishaneden beter, kafesler şeklinde penceresiz hücreler gibi, insanı bırakın hayvanın bile kalamayacağı şeklindeydi. İçim kalktı ve hemen indim. Müzeden çıkarken yağmur yağmaya başladı. Hepimiz kahve içmek istediğimizden rehberimiz bizi üniversitenin kafesine götürürken bilgi vermeye devam etti. Rusya’da ilk kez hipotermik şartlarda kalp ameliyatı yapılmış. 2.Dünya savaşında Alman işgalinden kaçan bilim adamları çalışıp yeraltı kaynakları bulmuşlar. 1940-50-60 yıllarında beyaz petrol, elmas, kömür, alüminyum, titanyum bulunmuş. Sivil savunmada ve uzay çalışmalarında kullanılmış. Bilim insanlarının çoğu bu şehirde kalıyormuş. İlginç bir bilgi ise burada sincap öldürenin cezası ölüm.

Transsibirya4Burada buz altı balık avı yaygın. Havanın soğuk sıcak arasındaki farktan kalp ve damar hastalığı da yaygın. Tarım ise 90 gün yapılabiliyormuş. Mayısta ekim yapılıp üç ay sonra hasat yapılıyor. Sibirya’nın birçok bölgesinde toprak 70 metre altına kadar donuyormuş. Sadece yazın üstte ince bir tabaka eriyor. Kışın 2 metre buz tuttuğunu bundan dolayı su tesisatı iki metre derinlikteymiş. Donmuş topraklı alanlarda evler kazıklar üzerinde duruyor. Çünkü bina toprağı eritip yapıyı bozabiliyor. 2.Dünya savaşı sırasında buraya çok göç olmuş. Konut yapımları çoğalmış. Devlet tarafından koruma altına alınan evler iki katlı ahşap süslemeli ferforje bahçe korkuluğu olan, 1900 yılından kalma evler bin ev varmış. Bolşevik zamanında çoğuna el konulmuş daha sonra ilk sahiplerine verilmiş. Hala bazılarında oturanlar var. Akşam yemeğimiz için Azimut oteline geçtik. Yemekler nefisti. Hele de mantısı bizim alışık olduğumuz şeklinden farklı üstüne soğanlı mantarlı karamelize edilmiş bir sos vardı ki. Hımmm şimdi bile ağzım sulandı. Novosibirsk şehrindeki saatimiz dolmak üzereydi. Çünkü tren saatimiz yaklaşmaktaydı. Buradan istasyona gelerek vagonumuzun bizleri beklediğini başka bir trene eklendiğini gördük.

Yorgun bir günün sonunda vagonumuzda gezdiğimiz yerlerin kritiğini yaptıktan sonra hepimiz kompartımanımıza çekilerek yattık. Yatmadan evvel rehberimiz Irkustk’ ta kadar olan durak ve mola çizelgemizi verdi. Ben biraz onu inceledim. İki büyük şehir, 24 kasaba geçecektik. Sabah kahvaltımızdan sonra trenimiz Kraznoyarsk şehrinde durdu. Geçtiğimiz bölgeler de ormansız yerler vardı. Orman olan yerlerde de buraya özgü huş ağaçlarıyla kaplıydı. Gövdesi kireç sürülmüş gibi beyaz tepesi yeşillikti. Çoğu büyük şehirlerinin tren istasyonları lokomotif şeklinde yapılmış binalardı. Ya Nil yeşiline boyalı ya da mavi rengine boyalıydı. Burada 22 dakika durduk. Biraz yürüyüşten sonra trene geri döndük. Bazı arkadaşlarımız rehberimizden rus alfabesini biraz rusça öğrenmek istediğinden bir saatlik derse başlamışlardı. Ders alan arkadaşımızın yazdığına göre 1700 yılında Deli Pedro müsevi takviminden miladi jülyen takvimine geçmiş. Daha sonra Gregoryan takvimine geçilmiş.

1918 yılında kiril alfabesi sadeleştirilmiş. Bu bilgiyi de verdikten sonra öğle yemeğine giderken Rus edebiyatı ile ilgili yapmış olduğum çalışmayı yanıma aldım. Yemekten sonra genel olarak edebiyattan bahsettikten sonra Rus edebiyatına geçtim. Buraya ait Rus yazarlardan Dostoyevski ve Tolstoy’u anlatarak aforizmalarından alıntılarla karşılaştırma yaparak söyleşimi bitirdim. Arkadaşlarım çok memnun kaldıklarını, hatırlatmalarımla tekrardan Rus edebiyatından okuma yapmak istediklerini söyledi. Bu benim için güzel bir paylaşımdı. Trenimiz İlanskaya şehrinde mola verdiğinden kendimizi hava almak için dışarı attık.

Transsibirya5Akşam yemeğinden sonra da mutat misafirliklerle yatma saatimiz gelmişti. Sabah Irkutsk’ta trenden yine küçük bir valizle indik. Ama hava burada hissedilir derecede soğuktu. Buradan otobüsümüze geçtik. Kahvaltımızı Baykal Gölünün yanında bir otel de yapacaktık. Geçtiğimiz nehir Baykal’dan çıkan Angara nehri Yensei nehrine dökülüp kuzey denizinde son buluyor. Şehir yemyeşil, evler eski yüzlü, ahşap ve betonarme 4-5 katlı binalar. Şehirde ahşap evlerin bir kısmı 150 yıllık. Geçen yıl 350. Kuruluş yıldönümünü kutlamışlar. Baykal Gölüne gelirsek, Sibirya’nın incisi diyorlar. Dünyanın en eski gölü 25 milyon yaşında. Normalde göllerin ömrü 10-15 bin yıl, bu sürenin sonunda bataklık haline gelir. Alüvyon ve yosun tutar. Baykal’da ise her yıl 2 cm genişliyor. Nedeni ise depremler…

Baykal’ın içindeki küçük hayvanlar alüvyonla beslendiklerinden göl bataklık haline gelmiyor. Su basıncı ile yavaş yavaş kayalaşıyor. Karidesgiller gölün doğal filtresi oluyor. Baykal gölü 336 nehir ve çay tarafından besleniyor. En büyüğü Selinka nehri. Baykal’ın tek kızı diye adlandırılıyor. 2000 km kıyısı, uzunluğu 636 km, en geniş 80 km en dar 25 km. 31.500 km yani Belçika kadar deniyor. Temizleyen yengeçler en derinde bile temizliyor. Ölüler yok oluyor. Ocak ortasından Mayısa kadar buz altında. 2 metre buz tabakası oluşuyor. Üzerinde ralliler bile yapılıyor. Bazı köylere çevresinden ulaşım yok. Yazın tekne, kışın araba ile ulaşım var. Bazı yerlerinde buz tabakası ince, su altından sıcak akıntı olduğundan. Buranın halkı bu bölgelerini iyi bilirmiş. Anlatıldığına göre geçmiş tarihte 1904-1905 Japon savaşında Trans Sibirya inşaatında vagonları atlarla gölün üzerinden geçirmişler. Rehberimiz bunları anlatırken kahvaltı yapacağımız yere geldik. Buradan da teknelerle Baykal gölünü gezmeye çıkacağız. Rivayete göre Baykal gölüne girenin ömrü 30 yıl uzarmış. Zuhal arkadaşımız bu soğuğa rağmen göle giren tek arkadaşımız. Gölü gezerken çevrede dağlardan dolayı havası ılıman. Ama bizler yine de üşüdük. Tekne gezisinden sonra hediyelik eşya mağazalarından alışveriş yaptık. Buradan Aya Nikolosky kilisesine geldik. Bahçesi çok güzel çiçeklerle bezenmiş ve bakımlıydı. Kilisenin içi çok cazip gelmedi. Kilise 1852 yılında bir işadamı tarafından yaptırılmış. Öğle yemeği için Baykal Gölünün kenarında güzel bir lokantada buraya özgü balıktan yedik. Lokantanın önü Baykal gölüne bakıyordu.

Terasında oturup kahvelerimizi içip seyre daldık. Sırada Müze vardı. Müzeye yılda 200 binden fazla ziyaretçi geliyormuş. Hem doğa olaylarını, hem de cihazlarından dolayı araştırma yapmak için. Dünyada böyle çok az müze varmış. Doğayı araştırıp çok büyük koleksiyon toplamışlar. Çeşitli orman hayvanları, balık türleri, suyu temizleyen tek ve çok hücreliler deniz araştırmalarında kullanılan aletleri gördük.

Transsibirya6Akvaryum da çeşitli balıklar ve fok balıkları vardı en çok hoşuma giden bölümdü. Sırada tahtalı, ahşap köyü vardı. Su altında kalmış bazı mimari eserler buraya taşınmış. 18.yy da buraya cam ve porselen fabrikası kurulmuş. Köyde kalesinden tutun da okuluna kadar bir yığın ahşaptan ev var. Buraya özgü ağaçlardan hediyelik eşya ve kehribar taşları sergilemişlerdi. Almadım dersem yalan olur.

Irkutsk şehrinin arması Sibirya kaplanı, kaplan pençesinde samur tutuyor. Atletizm ve jimnastikte başarılılar. İbadet yeri olarak her dine ait tapınak, kilise ve cami var. Akşam yemeğimizden sonra ev konserine gideceğimiz için otele geçip üstümüzü değiştirip hazırlandık. Hayatımda ilk kez bir ev konserine gidecektim. Çok meraklanmıştım. Gittiğimiz evin sahibi Sergei Bolonski imiş. Buranın hikayesi de şöyle; Napolyon sonrası, askerler arasında bir takım yeni fikirler oluşmuş. Soylular ve köylüler birlikte savaştıkları için savaş bitince köylü, soylu ayırımı duyarlı soyluları rahatsız etmiş. Otokrasiyi ortadan kaldırıp serflere özgürlük kazandırmak istemişler. İki gizli örgüt kurulmuş. Güney- Cumhuriyet, Kuzey – Sınırlı Monarşi. Sergei Bolonski bu iki örgüt arasında arabuluculuk rolü üstlenmiş. Ayrıca savaş nedeniyle Rus halkı batı Avrupa’yı görüp geri geldiklerinde Rusya’nın geri kaldığını görmüşler. Sınıf ayrımında bu geri kalmanın sebebi olarak düşünmüşler. Bu iki örgüt içinden hainler çıkmış ve organizasyon başarısız olmuş. İsyan bastırılmış ama beş kişi asılmış 124 örgüt üyesi Sibirya’nın farklı bölgelerine sürülmüş. Bunların 94’ü kürek cezasına çarptırılmış, kalanların başkente geri dönmesi yasaklanmış. Bolonski’de Sibirya’nın farklı bölgelerinde kürek cezası çektikten sonra Ürik köyüne gönderilmiş, karısı ve çocuklarıyla burada yaşamış. Geldiğimiz evde 1834 yılında Ürik köyünde yapılmış. 1845’te buraya getirilmiş. Aile 1852 yılına kadar burada yaşamış. Yeni Çar 1852’de tüm bu suçluları affetmiş.

II.Alexandr 8 yıl sonra kölelik sistemini kaldırmış. Bolonski affedildikten sonra Avrupa’ya gitmiş. Evi de kiraya vermişler. Daha sonra bir tüccar satın almış. Yetim çocuklar için meslek okulu açmış. Birinci Dünya Savaşında kazakların karargahı olarak kullanılmış. 1975’te restorasyon yapılmış. Şimdi ise konser ve balo salonu olarak kullanılmakta. Biz de bu evde 100 m2’lik çok güzel bir salonda ağırlanıyoruz. Sempatik ve görgülü bir kadın olan Maria Bolonski bu müzik salonunu kurmuş. Duvarlar da Bolonski ailesinin fertlerinin çerçeveli fotoğrafları var. Köşede konser tipi özel bir piyano Almanya’ dan getirilmiş. Ama bakımda olduğundan başka bir piyanodan konseri dinleyeceğiz. Bir cam dolapta Maria’nın yelpazesi sergileniyor. İki sıra halinde sandalyeler dizilmiş. Bizleri oturttuktan sonra genç bir adam bu bilgileri anlattı. Sonra mumları yakarak ışıkları söndürdü. Fraklı bir adam gelip selam verip piyanoya oturup çalmaya başladı. Dinlerken bir an kendimi Çar zamanında soyluların arasında konser dinlerken hayal ettim. Aklıma Dostoyevski’nin Budala adlı kitabının paragrafları arasında böyle bir sahne okumuştum o aklıma geldi. Çok mutlu oldum. Konser sona erdi. Işıklar açıldı.

Transsibirya7

Şampanyalar geldi. Sevgili Zuhal arkadaşımızın doğum gününü kutladık. Herkese böyle bir doğum günü kutlaması nasip olmaz, keyfini hep birlikte çıkarttık. Her güzel olan şeylerin sonu vardı. Bu güzel gecede anılarımızda yerini aldı. Otelimize dönerken marketten alışveriş yaptık. Çünkü aralıksız üç gün trende olacaktık. Trendeki yemekleri beğenmediğimizden ben ve arkadaşım yemek vagonuna gitmemeye karar vermiştik.

Sabah erkenden trenimize binmek için istasyona doğru yol aldık. Bu arada saat farkımız Moskova’yla aramızda beş saat olmuştu. Erken bir saat olduğundan kahvaltıya kadar herkes kabininde uyumaya yöneldi. Ben se kitap okumayı tercih ettim. Ulan Ude pas şehrinde 25 dakika durduk. Bayağı büyük bir şehir olduğunu gelirken gözlemledim. Chernysh Zab şehrinde durduğumuzda bayram sabahı idi. Hepimiz bayramlaştık. Grubumuzun büyüğü Ergun Bey ve eşi bizlere bayram şekeri yanında likör ikram ettiler. Başka bir güzellikte yaptılar, peçete içinde 50 ruble bayram harçlığı vererek bizlere hoş bir anı yaşattılar. Hala evimin bir köşesinde sergiliyorum. Mogocho denilen yerde ise 15 dakika durduk. Dışarda doğal görünüm değişmeye başlamıştı. Dağlar ve tepeler kıvrımlı bir yolumuz olduğundan treninin en başını görebiliyorduk. Amazar’da 20 dakika durduk, biraz hava almaya çıktık. Sapka dağlarını geçiyoruz. Manzara çok güzelleştiğinden seyretmesi de daha hoş oluyordu. Akşam Er Pavlov’da durdu. Yemeğe gidenler dışardan yürüyerek gittiler. Biz se hafif birşeyler yedik ve kitap okumaya devam ettik. Sabah Belogorsk şehrinde 30 dakika durdu. Kahvaltımızı kompartımanda arkadaşımla yaptıktan sonra aşağıya hava almaya indik. Manzaramız daha düz olmaya başlamıştı.

Transsibirya8

Arada Mısır tarlaları ve ekili alanlar vardı. Boronski dağlarının olduğu bölgelerden geçiyoruz. Obluche adlı yerde 15 dakika durdu. Bu bölge Yahudi bölgesi olarak biliniyormuş. Stalin Yahudileri bu bölgeye sürmek istemiş ama ömrü yetmemiş. Şimdi çok az Yahudi varmış. Habarovsk’da 28 dakika durunca dışarı çıktık. Rus-Çin sınırını da belirleyen Amur nehrindeki köprüden geçtik. Artık trenden inme zamanımız yaklaşmıştı. Sabaha tren yolculuğumuz Vladivostok şehrinde son bulacaktı. Artık tren yolculuğu bizleri sıkmaya başlamıştı. Çünkü son üç gün trende olunca ister istemez bu şekilde hissetmeye başlıyordunuz. Akşamdan bavullarımızı topladık. Sabah trende kahvaltımızı yaparken hanka gölünün sınırından geçtik. Bu bölge esrar üretim bölgesiymiş.

Gölde yüzen insanlar var aynı deniz sahili gibi manzaramız. Saat 10mcivarında Viladivostok il sınırının içindeyiz tren yavaşlamaya başladı. Japon denizini görüyoruz. Sonunda inme zamanımız geldi. Tam tamına 9288 km yol geldik. Moskova’dan buraya toplam kaç km geldiğimizi gösterir bir sembolün önünde topluca ve tek tek fotoğraflar çektirdik. Tren istasyonu bayağı büyük otobüsümüze giderken iki kişi bavullarımızı taşıdılar.

Transsibirya9

Çünkü yol hem uzundu, hem de merdivenliydi. Hava gayet güzel. Otelimizde küçük bir moladan sonra şehri keşfetmeye çıktık. Şehir 153 yıllık. 1860 yılında kale ve deniz kuvvetleri üssü olarak kurulmuş. 12.yy da Çinliler yaşarmış sonra Moğollar gelmiş. Bolşevikler buraya 1922 yılında ulaşmışlar. Halk ticaretin biteceğinden komünistlere direnç göstermiş. Ama engelleyememişler. Bolşevikler öncesi Amerika, Kanada ve Avrupalılar büyük binalar yapmışlar. 1925 – 1990 yılları şehir dışarıya kapatılmış. İki tane asma köprü var. Bu şehre gelen denizciler burayı İstanbul’a benzetmişler. Bir tarafını Haliç diğer tarafına Boğaziçi demişler. Deniz suyu kirli olduğundan kışın donmazmış. Yaz kış açık bir liman olduğundan deniz ticareti yoğun bir şehir. 1991 yılında şehir açılınca önce turistler sonra burada yaşayanların torunları eski evlerini görmeye gelmişler.

Altı yarımada ve birçok ada var. Halkın bir kısmı adalarda yaşıyorlar. Tekne ve botları var. İşlere bu şekilde gidip geliyorlar. Cadde isimleri denizle ilgili. Hemen her gün yağmur yağarmış, çantada hem şemsiye hem de mayo bulundurulurmuş.

Transsibirya10

Yemek yemeğe gittiğimiz yer Nostalji adında çok güzel bir lokanta. II.Nikolay ve karısının tabloları duvarda var. Bir kösede de piyano. Yemekten sonra Viladivostok’un en yüksek tepesine çıkıyoruz. Buraya ilk çıkan Rus bir denizci adını kartal yuvası koymuş. Şehir tepeler üzerine kurulu. 6 Haziranda 27.000 kişi köprü üzerinde Rus bayrağı oluşturarak Guinness rekorlar kitabına girmişler. Dünyanın en yüksek köprüsüne sahipler. Bu tepede korkuluklarda asma kilitler takılı. Evlenenler buraya gelip dilek dileyip asma kilit takıyorlar, bizde şahit olduk. Buradan şehir manzarası harika. Sonra baktığımız köprülerden geçerek şehri gezmeye devam ediyoruz. Üniversite kampüsü ve toplantı binalarını görüyoruz. Şimdi rıhtıma yol alırken rehberimiz pasifik okyanusun kenarı olduğundan köpek balıkları görülüyor ve ekim ayında balinalar geliyormuş. Ormanlarda da 30 -40 leopar varmış. Şehrin arması da kaplanmış.

Rıhtım tam bir karnaval alanı yeri kafeler turistik eşya satan stantlar, dükkanlar var. Bir de Selanik’teki Aristoteles meydanına benzer meydanları var. Sorduğumda zaten burada Yunanlıların da çok olduğunu rehber söyledi. Çevreyi gezip fotoğraf çektirdik. Yorulunca bir kafe de oturup buraya özgü biralarından tattık.

Akşama otelde yemeğimizi yedik. Fakat çok yorucu bir gün olduğundan hemen yatmak istedim. Sabah yorucu 9 saatlik Moskova uçuşumuz vardı. Havaalanına doğru yol alırken arkadaşlarla tren yolculuğumuzun bir kritiği yapıldı. Seyahatimizin en etkili olayları nelerdir diye sıralama yapılıyordu.

Şöyle ki; Moskova sabahı Nazım Hikmet’in mezarında Sado abimizin seremonisi, şiir okuması, bayram sabahı yaşadığımız güzellik, konserin son sahnesi şampanyayla kutlama, en genç arkadaşımızın sokaktaki bateri şovu ve bar hikayesi…

Sonunda havaalanına gelmiştik. Moskova’ya kadar benim için sıkıcı olduğu kadar rahatsız bir yolculuk bekliyordu. Çünkü uçakta olmaktan son derece bunalan biri olarak tahmin edersiniz hissettiğimi. Ama şükür uçak boştu. Dörtlü koltukta uzanarak ve uyuyarak geçirdim. Moskova’dan İstanbul’a gideceğimiz uçağımızı beklerken havaalanından alışveriş yaparak vakit geçirdik.

2.5 saatlik yolculuktan sonra ülkeme dönmenin mutluluğunu her seferinde yaşıyorum. Her seyahat sonrası güzel ülkem deyip evimin yolunu tutmaktan büyük bir keyif aldığımı itiraf ediyorum.

Arkadaşlarımızla vedalaşarak tekrar başka keşiflerde buluşmak dileğiyle ayrıldık. Bu yazımda Sevgili Azime arkadaşımın yazdığı notlardan da yararlandığımı söyleyebilirim. Çünkü arkadaşımızın kendisi için not tutması bizlere yardımcı oldu çok teşekkür ediyorum.

Güzel Seyahatler geçirmeniz dileğiyle SEVGİLER…


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: