Tahta Atın Gölgesi – Çocukluk Kapısından İçeri

Kapı açıktı. Ve ışık içeri akıyordu. Çocuk, gölgesiyle birlikte adım attı odaya. Ama orada onu kimse beklemiyordu. Sadece bir tahta at
Sessiz, hareketsiz. Ama sanki bir şey fısıldar gibiydi:

“Oyun burada kaldı.”

Gölgesi, bedeninden önce yere düşmüştü. Uzundu. Yalnızdı. Çocuk gölgesine bakarken bir an durdu. Tahta atın gölgesi duvara uzanıyordu; kendisininki yere. Sanki ikisi farklı dünyalardan gelmişti ama aynı yerde unutulmuştu.

Yaklaştı. Ama dokunmadı. Çünkü bazı oyunlar sadece geçmişte oynanır. Bazı yalnızlıklar, sadece çocukken hissedilir.

İçinden bir sesle fısıldadı:

Beni burada unuttun, biliyorum. Ama ben gitmedim. Sadece bekledim. Sessizce… o günkü gibi. Ne zaman yeniden oynamak istersen, buradayım. Oyunun adı aynı değil belki, ama ben hâlâ senin içindeki o meraklı çocuğum.”

Sonra tahta atın gölgesine baktı.
Sanki o da konuşuyordu, kendi dilince:

Koşmayı unuttun belki, ama hayal etmeyi unutmadın. Ve bu, yeniden başlamaya yeter.”

Her insanın içinde, terk edilmiş bir oyun odası vardır. Kapısı aralık. Işığın bir gün yeniden düşmesini bekleyen tahta oyuncaklar gibi…
Çocukluk, çoğu zaman tam da hatırlamak istemediğimiz bir gölgenin içinde kalır. Bu gölgelerle yüzleşmeden, tam anlamıyla büyüyemeyiz.

Tahta at;
İlerle(ye)meyen hayalleri,
Yarım kalan sevinçleri,
Susturulmuş merakları temsil eder.
Ama aynı zamanda bir çağrıdır:

“Gel ve yeniden oyna.”

Çocuk yere baktı. Kendi gölgesini gördü. Ama orada sadece çocuk değil, büyümek zorunda kalan her yaş vardı. Çünkü yalnızlık, en çok çocukken öğrenilir. Oyun, en çok çocukken yarım bırakılır. Ve belki de büyümek, o yarım oyunun başında bir kez daha durabilmektir.

Büyüyemeyen yanlarımız, bastırılmış oyunlarımızda gizlidir. Gerçek dönüşüm, insanın kendi gölgesine bakabilmesidir.

Belki de bu kare, bir başlangıçtır.
Yeniden girilen bir iç kapı.
Yeniden hatırlanan bir oyun.
Tahta at hâlâ orada.
Oyun hâlâ mümkün.
Oyun yeniden çağırıyor seni – gözlerin geçmişi değil, gerçeği görüyor artık.

O kapıyı yeniden aralamaya cesaretin var mı?

. . .

Fotoğraf: Bu kare Fotoğrafçı Salih Güler’in anılarından önce göze, sonra yüreğe düşer. Bir çocuk, ışıkla çizilmiş bir kapıdan içeri giriyor. Zaman, hafıza, oyun ve yalnızlık arasında sıkışmış bir geçiş anı. Çocukluğun sessizce hatırlandığı bir eşik…

Sevgiyle, Yasemin Sungur

 

#BirFotoğrafBirHikâye #BirPazarYazısı #RuhumNerdesin #MartıDergisi #SalihGüler #YaseminSungur

Önceki İçerikFırtınanın Şarkısı “İlham Evi”
Sonraki İçerikJane Eyre: Bir Kadının Kimlik Arayışı
Yasemin Sungur
Hayat Öğrencisi... Aşk ile evrende hayat bir başka güzel. Şükür...