Jane Eyre: Bir Kadının Kimlik Arayışı

İnsanın hayatına anlam katan hatta yön veren kitaplar vardır ya… Charlotte Brontë’nin 1847 yılında yayımlanan romanı Jane Eyre, benim için böyle bir eser.  Başlangıçta sizi yalın bir anlatı karşılar akabinde bir aşk hikâyesi akmaya başlar ama… Aması var! Okur, sayfalar ilerledikçe yetim ve öksüz bir kız çocuğunun erişkin bir kadına evrilme sürecini aktaran romana kendini kaptırıverir.

Roman Yazmak Matematik ve Yürek İşi

Eser küçük yaşta ailesini kaybeden Jane’in zorlu bir çocukluktan yetişkinliğe uzanan hayat yolculuğunu anlatır. Eğitim aldığı yatılı okuldan çalışma hayatına, karşılaştığı insanlar aracılığıyla hem kendini hem dünyayı keşfetmesi işlenir. Ana karakter içsel gücünü koruyarak varoluş mücadelesi verirken kendi değerleri doğrultusunda bir yaşam kurmanın yollarını arar.

Jane Eyre, roman yazmanın yalnızca duyguyla değil aynı zamanda matematiksel bir ustalıkla mümkün olduğunu kanıtlayan nadide örneklerden biri. Charlotte Brontë romanın kurgusunu ana karakter Jane’in yaşamında iz bırakan, birinden diğerine geçtiği beş temel durak üzerine inşa etmiş. Her mekân karakterin içsel dönüşümünü besleyen bir eşik işlevi görüyor. Bence dahiyane. Bu sayede olay örgüsü sadece duygusal bazda değil yapısal bir bütünlükle ilerliyor, her bölüm bir öncekini destekliyor. Hiçbir unsur rastlantısal değil. Alt metinler, semboller ve ipuçları anlatıya ustalıkla serpiştirilmiş.

Bildungsroman (Oluşum Romanı) Türünün Etkileyici Bir Örneği

Jane Eyre, Bildungsroman (Oluşum Romanı) türünün etkileyici bir örneği. Ana karakterin merkezde olduğu eserde Jane’in çocukluktan yetişkinliğe geçerken deneyimlediği eğitim süreci, tabi tutulduğu duygusal sınavlar ve ahlaki ikilemler yaşamını şekillendiren doneler olarak kullanılmış. Charlotte Brontë’nin kusursuz bir karakter gelişimi kurgulamayı başarmasına şaşırmamak gerek.

Değinmek istediğim bir nokta var… Jane’in aşkı uğruna gösterdiği direniş, dönemin erkek egemen dünyasında bir kadının varoluş mücadelesini okura mükemmel bir şekilde sunuyor. Charlotte Brontë’nin romanı kaleme alırken sergilediği tavır bana Duygu Asena’nın 1987’de yayımlanan Kadının Adı Yok adlı romanında yazar olarak duruşunu anımsatıyor.  Elbette kapsam, dönemsel ve dilsel farklar büyük ama iki yazar da kadının sesini duyurma konusunda cesur ve zamanlarının çok ötesine kararlı bir duruş sergiliyor. Bilmem bana katılır mısınız?

Gotik Unsurlarla Güçlenen Bir Kadın Hikâyesi

Jane Eyre gotik bir aşk romanı mıdır? Evet, ama yalnızca bu kadar değil. Özellikle sevdiği adam Edward Fairfax Rochester ile bir dönem yaşadığı Thornfield Hall’un tekinsiz atmosferi, gece yarısı duyulan kahkahalar ve malikanenin çatı katında gizlenen sır romanın atmosferini belirginleştiriyor.

Yazarın gotik öğeleri sadece gerilim yaratmak için değil, Jane Eyre’in içsel yolculuğunu görünür kılmak amacıyla ustalıkla kullandığını fark ettiğimde nasıl heyecanlandığımı anlatamam. Yarattığı tekinsiz atmosferde gelişen aşk hikâyesi bireysel bir özgürlük mücadelesine eşlik ediyor. Jane, Rochester’a duyduğu aşkı yaşamakla kendi değerlerinden ödün vermemek arasında kaldığı noktada verdiği kararla romantik bir roman karakterinden fazlası hâline geliyor.

Jane’in Hikâyesini Kendi Sesinden Dinliyoruz

Şaşırdınız değil mi? Jane Eyre bir roman olduğuna göre başlık, Jane’in Hikâyesini Kendi Kaleminden Okuyoruz olsa daha uygun düşmez miydi? Haklı bir soru. İzin verin açıklayayım…

Romanın anlatıcısı bizzat Jane, hayat hikâyesini okura birinci tekil şahısla yani ben diliyle aktarıyor. Charlotte Brontë’nin tercih ettiği anlatıcı, Jane’in yaşadıklarını dışarıdan izlemekten ziyade okurun karakteri içselleştirmesini sağlıyor. Jane’nin kimi yerde okura doğrudan seslenmesi samimi bir sohbet etkisi yaratıyor, sesini duyar gibi oluyoruz. Sanki Jane bir roman karakteri değil de yakından tanıdığımız, sosyal bir ortamda karşılıklı oturarak anlattıklarını dinlediğimiz gerçek bir bireye dönüşüyor.

Dönüşüm Finalde Zirveye Ulaşıyor

Epilog bir anlatının bitiminden sonra gelen ve karakterlerin sonraki yaşamlarına dair bilgi veren bölümü olsa da Jane Eyre’in son bölümünü bu doğrultuda değerlendirmek haksızlık olur. Romanın finalinde olayların üzerinden on yıl geçtiğini öğreniriz. Bu süre içinde Jane’in yaşamı hem bireysel hem toplumsal düzlemde istikrara kavuşmuştur. Aşkı ve kendi değerleri arasında yaptığı seçimler doğrultusunda yolculuğunu tamamlayan Jane artık ekonomik olarak bağımsız, içsel olarak dengeli ve toplumda saygın bir birey hâline gelmiştir. Romanın final bölümü anlatının kapanışı değil tematik zirvesi bana göre.

***

Charlotte Brontë’ nin Jane Eyre adlı romanı Viktorya dönemi toplumunda yalnızca devrinin değil, edebiyat tarihinin en etkili kadın karakterlerinden birini yaratırken anlatı yapısı, özgün dili ve karakter odaklı kurgusuyla edebi açıdan çığır açıyor. 19. yüzyılın İngiltere’sinde bir kadının arzularını, bağımsızlık arayışını ve ahlaki değer yargılarına rağmen aldığı kararları bir romanda merkeze almak, o yılların sanatsal ve toplumsal kalıplarını zorlayan cesur bir tavır.

Jane Eyre, kütüphanemde de yüreğimde de bambaşka bir yeri olan zamansız bir eser.

 

Özlem Abut Otluoğlu

Önceki İçerikTahta Atın Gölgesi – Çocukluk Kapısından İçeri
Sonraki İçerikSade Yaşadı, Derin İzler Bıraktı: José “Pepe” Mujica’ya Veda