Birey ve Kitle

«İnsan ne düşlerse o zaten gerçekleşmiş demektir.

Sadece görünebilir olması biraz zaman alır.»

Stefano D’Anna

 

 Birey ve kitle

Her insanın başarısının ardında, her sezginin özünde, her bilimsel ya da sosyal zaferde, dünyanın en iyi çabalarının, girişimlerinin, güzel, faydalı ve zengin olan her şeyin ardında istisnasız tek bir insan, bir birey ve onun düşü vardır. Sadece birey düşleyebilir, kitleler değil.

Janus, iki başlı Tanrı

Ocak ayının ingilizcesi olan “January” kelimesi Roman mitolojisinde zıt yönlere bakan iki başlı Janus tanrısının adından gelir. Bu iki kafadan biri geriye yani geçmiş yıla; diğeri ise ileriye yani yeni yıla bakmakta olup aynı zamanda gelecek ile geçmişi simgelemektedir. Janus tapınağının kapıları savaş zamanında açık, barış zamanında kapalıydı ve iki başlı heykelinin bir yüzü savaş zamanını diğer yüzü ise barış zamanını işaret ediyordu.

Janus’un efsanesini bu yeni yılın temsilcisi olduğu için sadece sembolik değil, aynı zamanda bize görünürde zıt gelen başlangıç ve sonu, savaş ve barışı, aynı gerçekliğin iki farklı yüzü gibi uyumlaştırabildiği için aynı zamanda ilham verici buluyorum. Tıpkı birey ile kitlenin görünürde antagonist olmaları gibi… Gerçekte ise aynı motorun iki pistonu gibi ortak bir ilişki içindedirler. Kitle bireyleri üretir, bireyler de kitlenin hayatta kalabilmesi için çözümler sunar.  İnsanlık tarihindeki her çağın ibaresi önceki ideolojilerin, düşünce alanında bireyin içinde başlayan ve kitleye yayılan bir devrim tarafından ters yüz edilmesine öncülük etmektedir.

Individuum/ Bölünemez

2.500 yıl önce Demokritos adlı bir Yunan filozofu atomun, gerçekliğin en ayrılamaz yapıtaşı olarak var olduğu hakkında doğru bir hipotez geliştirir. Bu nedenledir ki, a-tomo tam anlamı ile bölünemez demektir. Bilgili bir insan olan Romalı hatip Marcus Tullius Cicero, Demokritos teorisinin mütaalasını yaparak a-tomo’nun Latince bir ismi olmamasından dolayı kökünde bölünemez ( indivisible ) anlamı olan “individuum” ismini icat eder. Bizler ise “Individual”, “Birey” kelimesini, etimolojisinin kodladığı bu güçlü anlamı unutarak son derece rahat ve kolay bir şekilde her kişi için bu terimi kullanmaya devam ediyoruz. Sadece bütünlüğü olan bir insan, bölünemez ve bölünmemiş bir psikolojiyle “birey” ünvanını hak etmelidir. Bir birey hiçbir felsefeye, ideolojiye ve dine ait değildir. Sınırlandırılamaz. Etiketleri yoktur.  Yalnızca bir birey lider olabilir.

Geleceğin insanlığı, daha akıllı bir medeniyet olup bireyi, dikkatinin odağı haline getirecek, eğitimin bireysel bazda olmasını sağlamak için tüm çabalarını insan insan, hücre hücre vakfedecektir. Kitle bir hayalettir, kalabalık ise her şeyden ve herhangi bir şeyden etkilenen bir mekanizmadır. İnancı yoktur; iradesi yoktur. Yaratmaz.  Ve, gerçek olan şudur ki, kitle bugüne dek hiçbir şey yaratmamıştır. Sadece birey yaratabilir, çünkü ancak birey düşleyebilir…

Birey ve Kitle

Hiç merak edip kendinize sordunuz mu, neden insanlığı yönlendiren kişiler mütemadiyen kitlelerin hışmına ve zulmüne uğramıştır diye? Gandi’den Martin Luther King’e, John ve Robert Kennedy’den Malcolm X’e kadar vizyonu olan liderler neden öldürülmek zorunda kaldılar?

Birey bizi ürkütür. Onun fikirlerinin enginliği, kendine olan sarsılmaz güveni, vizyonunun genişliği, iç tutarlılığı bizim kayıtsızlığımızı, çirkinliğimizi, katlanılmaz deformasyonumuzu görmemize mecbur eder. Bizi kendimizle yüz yüze bırakır ve bu karşılaştırma öyle acıdır ki, bizi, o kişiyi bastırma veya yok etme kararına kadar sürükler. Kendimizi değiştirmemiz, vazgeçmememiz için sürekli daha iyi olmaya teşvik eden sesini dinleyip daha da yükselmemiz yerine, biz bu karşılaştırma terimini yok etmeyi tercih ederiz.

Birey ile kitle arasında sürekli tekrarlanan diyalektik, vicdanımıza geri gelir ve evrenimizi ikiye bölerek yaralar.

Eşitsizliğin kökü

İnsanlar arası her türlü eşitsizliğin, adaletsizliğin ve özgürlük yoksunluğunun en önemli temeli kendi iç sorumluluklarının seviyesinde yer bulur. İnsanlar farklı Oluş seviyelerine aittir. Bu, aralarındaki tek gerçek farktır. Her ne kadar insanlar birbirlerine benzeseler de, aralarındaki fark sonsuzluk gibidir. Hayvansal türler gibi evrimin çeşitli aşamalarında, Oluşları çoğunlukla arası ölçülemez mesafede olan evrimsel dönemlere aittir. İnsanlığın tüm iddiaları, en yüce gönüllü bildirimi, özgürlük ve adalet adına yaşanan zorluklar, yapılan savaşlar ve devrimler boşuna yapılmış ve her şey olduğu gibi bırakılmıştır. İnsanlara eşitlik, adalet ve barış vermeye çalışan savaşlar, devrimler, başarısız oldular çünkü onlar savaşılması gereken düşmanlar ile yok edilmesi gereken dışsal engellerin olduğu inancına dayanıyordu. Aslında, refah, ayrıcalıklar ve sosyal eşitsizlikler sadece sonuçlardır ve daha derin bir farklılığın yansımasıdır ve tüm bunlarla beraber her şey Oluş’ta, nefesimizde ve hislerimizde gerçekleşir… Kitlelerin gelişimi imkansızdır! Bu nedenle bütün eski sistemler çökmüştür.  Hiçbir savaş, devrim ya da ideoloji insanlığı reforme edememiş, yenileyememiş, yeniden canlandıramamıştır. Kaçış sadece birkaç kişi içindir… Sadece birey başarabilir bunu. İnsanlığın gerçek dönüşümü, kendi bütünlüğüne ve tamamlanmışlığına ulaşmış tek bir bireyin dönüşümüyle gerçekleşir.

Bireyler olmadan, eylemlerindeki iradeleri olmadan kazanç ya da bir gelişme olmaz; bir iş ya da refah da olmaz. Bu bireyler en saygıdeğer kişilerdir. Onlarsız, büyük siyasi imparatorlar ve finansal servetler harap olur ve parçalanırlar.

 

Stefano D’Anna, Sinedie Yayınları

 

 

 

Önceki İçerikÜnlü Tasarımcı Vivienne Westwood Hayatını Kaybetti
Sonraki İçerik Tortu
Stefano D’Anna, Napoli Üniversitesi’nin İktisat Fakültesi’nden “Cum Laude” derece ile mezun olmuştur ve London Business School’da Master yapmak üzere ITP Programı’na ve Milano’daki Katolik Üniversitesi’nde Birinci Sınıf Onur Derecesi ile İletişim Sosyolojisi Doktora Programı’na kabul edilmiştir. Ekonomist, sosyolog ve bestseller yazar kimliklerinin yanı sıra vizyon sahibi bir eğitmen olan Stefano D’Anna dünya genelinde Avrupa’da, Amerika’da ve Güney Amerika’da pek çok önemli forum, uluslarası kongre ve konferanslarda, yakın tarihlerde Forum Istanbul ve Atina’daki Greek Power Summit’te ana konuşmacı olarak yer almıştır. Alfa Romeo, Milano, New York ve Orta Doğu’da merkezi bulunan Olivetti Corporation ve Torino ve Cidde’de merkezleri bulunan Fiat International gibi çok uluslu firmalarda üst düzey yöneticilik de yapmış olan D’Anna başarının sosyolojisi üzerine çalışmaları ile “Zamandan Bağımsız Liderlik, Bütünlük ve Kurumsal Uzun Ömürlülük” üzerine düzenlediği seminerlerle pek çok kurumsal lidere ilham kaynağı olmuştur. İtalyanca, ingilizce ve türkçe olmak üzere çalışmaları ve araştırmaları ile ilgili yüzlerce bilimsel makalesi yayınlanmıştır. Tempo dergisinde 3 sene süresince aylık yazıları yayınlanmıştır. Yayınlanan kitapları arasında “Berlusconi in Concert”; best-seller kitabı “Tanrılar Okulu” başta Rusça, Çince, Türkçe ve Portekizce olmak üzere 12 dile çevrilmiştir. Londra, Madrid, New York, Roma, Floransa ve Milano’da kampüsleri bulunan European School of Economics’te 1994’ten beri yapmış olduğu Rektörlük görevini 2010 tarihinden itibaren bırakmıştır. İnsanlığın yeni hücreleri olmaları için dünyanın umudu olabilecek geleceğin liderlerini yetiştirmek üzere özel seçilmiş öğrencilere mükemmellik hissini, özgürlük için sınırsız sevgiyi ve bozulmaz bir bütünlüğü öğretmek için kurmuş olduğu en gelişmiş liderlik projesi olan Future Leaders for The World programına kendisini adamıştır.