Sonbahara Karışan Bir Hayal

Bugün yine kaldırımda durup uzun uzun vitrine baktım. Limon rengi gülleri ve yeşil yapraklarla süslenmiş kocaman beyaz pasta, pastanenin tezgâhında duruyordu. Üzerinde “Tebrikler Hayal ve Hakan” yazıyordu. Pastacının garip bakışlarını üzerimde hissedince hemen oradan ayrıldım. Hava çok soğuktu. Birden üşüdüğümü hissettim, atkımı iyice sardım. Parka gelene kadar yürüdüm. Yorulduğumu anladım, banka oturdum. Önümde geniş çimenler uzanıyordu.

Pasta-Öykü

O an aklıma Hakan geldi. Gözlerimi kapadım. Şu an önümdeki çimenlerde uzun boyuyla geçtiğini görür gibiydim. Ellerini her zamanki gibi kot pantolonun ceplerine sokmuş yürüyordu. Gözlerimi açınca parkı gezmeye gelen birkaç kişiden başka hiçbir şey seçemedim. Ağaçların arasından  ilkbaharın ışığı süzülüyordu. Saksağan kuşu ayağımın kenarına kadar geldi. Ekmek kırıntılarını toplamaya başlamıştı. Renklerini her zaman sevmişimdir. Bir an yüzümde bir tebessüm oluştu. Sessizce “Çok güzelsin saksağan kardeş” dedim. Yandan bana bakıp havalandı, ilerideki büyük ağacın içinde kayboldu. Özgür olmak ne güzel… Bazen böyle yalnız başıma kaldığım zamanlarda iki kişinin birbirlerini bu kadar severken nasıl tanıyamadıklarını düşünürüm. Aynı şey benim de başıma gelmişti. Yıllarca aşkla sev sonra geriye bir şey kalmasın. Sanki hiç olmamış, hiçbir şey yaşanmamış gibi…

autumn-colours

Onunla tanıştığımızda küçük bir orkestrada çalıyordu. O gece hiçbir yere gitmek istemiyordum. Kuzenim bana kalmaya gelecekti. Kararını değiştirince ben de cumartesi gecesini dışarda geçirmeye karar verdim. İçeri girdiğimde herkes çılgınca eğleniyordu. Yanıp sönen ışıkların altında dans ediyorlardı. Gözlerim sahneye kaydı. Bana bakan bir çift yeşil gözle karşılaştım. Gözleri göldeki su gibiydi. Gülümsedi. Yanına gelmemi işaret etti. Şaşırdım ama hoşuma da gitti. Kalabalığı aşarak robot gibi yanına gittim. Beynimde düşünce diye bir şey yoktu. Paylaşılması gereken bir şeyin başındaydık sanki… Bu aşk olmalıydı, hem de ilk görüşte aşk… Söyleyenlere ne kadar kızardım, tartışırdım hiç öyle şey olur mu derdim… O anda ise dünyanın durduğunu söyleseler inanacak kadar büyülenmiştim…

Sanki orada bizden başka kimse yoktu. Kulaklarım uğulduyordu. Onun gözlerine bakarken gölde yüzüyordum. İçinde kaybolmuştum. Bunu sadece romanlarda olur sanıyordum. Yanılmışım demek ki… Sonraki gün birlikte çıkmaya başladık. Onun güldüğü her şeye gülüyor, üzüldüğü her şeye üzülüyor birlikte olduğumuz zamanların neşeli geçmesi için elimden geleni yapıyordum. Arkadaşlarını paylaşıyordum. Ama o kadar az yalnız kalabiliyorduk ki, ya evden alırken ya da bırakırken. Ama bu kadarı bile bana yetiyordu. Onunla olmak bana mutluluk veriyordu. Kızlar tarafından çok beğenilen biriydi. Bundan da gurur duyuyordum.  Kendime acı acı gülümsedim. Nasıl da diğer kızları kendime rakip olarak görmüştüm. Hakan’ı benden alacak şey aklıma bile gelmemişti. Kış bitip yaz gelince halimden daha çok memnun olmaya başladım. Sıcakta kimse dansa gitmiyordu. Yapacak başka şeyler buluyorlardı. Böylece ben de sevgilimle daha fazla birlikte olabiliyordum. Gelecek hakkında planlar yapmaya başlamıştım. Bütün arkadaşlarım nişanlanıyordu. “Siz ne zaman?” diyorlardı. Ben de sevgilime bakıyordum. O ise hiçbir şey söylemiyordu. Susuyordu. Bu suskunluğunu utangaçlığına yoruyordum. Ne kadar aptalmışım… Bir gün bu konuyu açacak sanıyordum… Hayalimde yaşattığım nişan yüzüğünü gördüm. Ortasında zümrüt, çevresinde küçük pırlantalar olan bir yüzüktü. Çok heyecanlanmıştım, ona gösterecek sabrım yoktu.

Yeni yılda nişanlanırız. Böylece unutulmaz. Ben de sana unuttuğun için kızmam yaşlı bir çift olduğumuzda demek istedim. Başımı göğsüne yasladı. Düşüncelerim birbirini kovalıyordu. Bir parti yaparız kocaman da nişan pastamız olur özel bir pasta üzerinde limon gülleri olan beyaz bir pasta diye düşünüyordum. Sevgilim üzerine “Tebrikler Hayal ve Hakan  yazdırırız” dedi. Sonra başını diğer tarafa çevirdi. Yüzünü göremedim.

Ayaklarımla kuru yaprakları karıştırdım. Yerden bir yaprak alarak ufak ufak parçalara ayırdım. Kafam düşüncelerle ağırlaşmıştı. Kuşlar mutlulukla ötüyorlardı. Güneş bulutların arasından parlıyordu. Şu anda ağlayarak yağmurun altında dolaşmayı ne kadar isterdim. On beş gün sonra eşyalarını toplayıp gitmişti. Sadece toparlandı ve gitti. Terk edecek bir ailesi yoktu. Küçük odasını ve sevdiği kızı bırakmıştı. O da bendim. O anı çok iyi hatırlıyorum. Hayatını hiç kimseye hesap vermeden yaşamak istediğini söylüyordu. Hiçbir yere hiçbir kimseye bağlanmak istemiyordu. Sadece özgür olmak istiyordu. Bir kuş kadar…

Bunlar onun son sözleri oldu. Ayağa kalktım paltoma dökülen kuru yaprakları silkeledim. Yavaş yavaş parktan çıkıp yürümeye başladım. Bu gün yeni yıl. Nişanlanacaktım.

Ayaklarım beni yine pastanenin önüne sürükledi. Vitrine baktım. Pastamı akşamüstü çayı için kesmeye başlamışlardı. Şimdiden yarısı gitmişti. Geride sadece “Tebrikler Hayal” yazısı kalmıştı. Sonra bıçağın son kalan limon gülünü de kestiğini gördüm. Kalbim gibi…

Sema Büyüksıvacı


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: