O kadar uzun yıllar bir yerlere, bir şeylere yetişmek için koşturdum ki; artık arka arkaya iki işi yapmak istemiyorum. Bir günde tek bir işim olsun. Doktor randevum varsa bir tek ona gideyim, kalan zamanımda yetişmem gereken bir iş olmasın istiyorum. Ya da bir buluşma randevum varsa onun için hazırlanayım. Aheste aheste hazırlanıp erkenden çıkayım evden. Saatinde orada olur muyum, aman gecikmeyeyim kaygım olmasın.
Gideceğim mekân için kıyafetimi düşünmek zorunda kalmayayım. Artık dilimize girmiş ‘casual’ dediğimiz yani rahat ve şık bir kıyafet ile gidebileceğim bir yer olsun. Topuklu ayakkabı giymeyi ya da makyaj yapmayı gerektirmesin. Ben istersem giyeyim, istersem gözüme kalem çekeyim. Oldum olası sevmedim makyaj yapmayı. Beceremedim ve öğrenemedim de zaten. İstemediğimden olsa gerek heves de etmedim aynı topuklu ya da sivri burunlu ayakkabı giymediğim gibi. Özenmedim değil. Çok da severim kendine yakıştıran kadını. Ama ben hiçbir zaman rahat hissedemedim kendimi.
Okul ve iş hayatım boyunca yüklendiğim ve hissettiğim tüm sorumluluklar ağır gelmeye başladı. Ellilerime geldiğimde bıktığımı fark ettim bu hızlı ve sırtımda yükle gezdiğim hayattan. Biraz geç uyanmış olabilirim ama zararın neresinden dönsen kardır. Ben artık yavaşlamak istiyorum. Sakin ve tadını çıkardığım bir hayat, sosyal olmadığım bir hayat anlamına gelmiyor. Daha sessiz ve kaostan uzak bir hayat istemek en doğal hakkım. Sohbetinden hoşlandığım insanlarla bir arada olmak aslında herkesin hak ettiği yaşam biçimi.
Modern toplumun başarı odaklı dayatmaları fırsat vermiyor özgürce seçim yapmamıza. Ben de yapamadım. Ama yapmaları için kızlarımı uyarıyorum. Kendini hırpalayarak ve önceliği kendine vermeden geçirilen yıllar bir kadını ellilerinden sonra zorluyor. Menopozla tanıştığımız yaşa gelince de hassas, sinirli, tahammülsüz ve huzursuz hissetmeye başlıyor insan. Gençken hızlı ve düşünmeden yaşadığımız hayatımızın bir bedeli oluyor yolu yarıladıktan sonra.
Hayatımı Boşa mı Geçirdim?
Hayatımı hiç kendimi düşünmeden ve istediklerimi yapmadan boşa mı harcadım? Dilediğim kadar okuyabildim mi? Görmek istediğim yerlere seyahat edebildim mi? Çocuklarım büyürken “ilk”lerini görebildim mi? İlk adımlarını, ilk çıkan dişini, ilk kelimesini… Benden önce bakıcılar ya da okuldaki öğretmenleri mi şahit oldu bu mucizelere? Birlikte oyunlar oynayıp ödevlerini yaparken zihnen de yanlarında olabildim mi? Tahammülüm var mıydı iş hayatımın stresinden onlara kaliteli zaman ayırmaya?
Hakkını veremedim biliyor musunuz? Hep kafamın içi doluydu. Her zaman yorgun bir zihin ve gergin bir bedenle geldim eve. Uyku saatleri gelmeden bir saat dolu dolu beraber olabildiysem ne mutlu bana.
Bulduğum her fırsatta kitap okumaya çalıştım. Bir dönem dizi seyretmek hayatımın vaz geçilmez bir parçasıydı. Muhtemelen içinde bulunduğum gerçek dünyadan uzaklaşmak iyi gelirdi. Ancak o dizilerin arasında verilen on beş dakikalık reklam aralarında kitap okuyordum, inanabiliyor musunuz? Vaktim yoktu başka. Okumak istiyordum ve tek bulabildiğim zaman bir dizi içerisinde verilen üç tane on beş dakikalık reklam arasıydı. Dizi başlamadan kahvelerimizi yapar ikinci reklam arasına da bir bardak poşet çay yapmayı sığdırırdım. Hayatı yakalayabilmemin yolu bu kadardı.
Her sabah 6’da gün doğmadan kalkmak, kahvaltı, okul hazırlığı, işe hazırlık ve yetişme telaşı içinde geçen yirmi altı aktif yılın sonunda artık sabah saatin alarmını duymak kalp çarpıntısı yaratıyor. Ya da karanlıkta uyanmak doğrudan kaygı sebebi. “Bir sorun mu var? Neden hava karanlık? Neden alarm ya da telefon çalıyor? Kimin başına ne geldi?” diyor hemen bilinçaltım. Yedi yıldır emekliyim ama bu histen halen kurtulamadım. Nasıl bir stresle güne başladıysam yıllarca onun üstesinden gelmek için hala çalışıyorum. Geceden kendime telkin ediyorum, ” sabah saat çalsa da gün doğmadan kalkman gerekse de sorun yok. Sadece erken saatte bir işin var.” Bunu yapmazsam sabah kalktığımda nabzım 95 atıyor oysa ben yavaşlamak istiyorum.
İnsan Beyni Ne Garip!
Aslında tamamen koruma iç güdüsü ve hayatta kalma üzerine kurulu olsa da, hayatı çok zorlaştırıyor şu bilinçaltı. Her zaman önce olumsuzlukları getiriyor gözünün önüne ya da aklına. “Dur! Dikkat! Tehlike Var!” Kendini koruman lazım mesajı sürekli benim nabzımı tavan yaptırıyor. Ama öğrendim biliyor musunuz? Meğerse nabzım tavan yapmıyormuş, ben öyle sanıyor muşum. Sabahları heyecan veya alarm sesiyle kalktığım zamanlar hariç benim nabzım aslında normal atıyormuş. Ben korkumdan yüksek sanıyormuşum. Küçücük bir oksimetre cihazı bana gerçekleri gösterdi. Yüksek atıyor sandığım kalp atışım değil zihnimdeki korku sinyalleriymiş.
“Ya yine başım dönerse ya yine bayılırsam ya düşersem tek başımayken bana kim yardım edecek?” düşünceleri içerisinde kaybolduğum zamanlar o kadar çoktu ki. Tamamen kurtulabildin mi derseniz henüz değil ama çok yol kat ettim. Sakin ve yavaş bir hayatı hedeflemek ilk adımım oldu.
Tüm bu psikolojik ya da fizyolojik rahatsızlıklar hızlı tempoda ve kendimizi hiç görmeden yaşadığımız yılların mirası. Bende sadece psikolojik ama arkadaşlarımın kimisinde yüksek tansiyon kimisinde insülin direnci kimisinde de yüksek kortizol seviyesi olarak ortaya çıktı. O nedenle ulaşabildiğim her genç kadına özellikle anlatmak istiyorum.
Hayat akıp giderken kendimizi ihmal etmek dört gözle beklediğimiz o emeklilik günlerinin hiç de beklendiği gibi geçmeyeceği anlamına geliyor. Sanmayın ki emekli olup bir sahil kasabasına yerleştiğinizde her şey güllük gülistanlık olacak. Unutmamanız gereken şu ki; ertelediğiniz her şeyin bir bedeli olur. Eğer fizyolojik ya da psikolojik bir hastalık edinirseniz bir de menopoz kapınızı çaldığında bunlar daha da artarak size hayatı zindan etmeye başlar. Yavaşlayın ve kendinize zaman ayırın.

Fırsat Varken Doyasıya Yaşamak
Ben diyorum ki; fırsat varken, sağlığınız yerindeyken, ruhunuz gezmeye ve öğrenmeye açken durmayın, ertelemeyin. “Çocuklar büyüsün, okul masrafı bitsin, evin taksitlerini ödeyeyim, arabayı da yenilemek lazım, şu emeklilik zamanım bir gelse de rahatlasam,” gibi daha çoğaltabileceğimiz bahanelerle hayatı ıskalamayın.
Bugün canım yemek yapmak istemiyorsa yapmadığımda kimse açlıktan ölmeyecek. Ütüleri yapmak istemiyorsam yapmadığımda yarın başka bir gömlek giyilecek. Sadece ayaklarımı uzatıp kitap okumak istiyorsam evimin dağınıklığı kimsenin sağlığını bozmayacak. Yatağımı toplamadıysam ya da bulaşık makinesini boşaltmadıysam kimsenin canına kastetmiş olmayacağım. Ama bu küçük aralar benim sağlığıma ve ruhuma nefes aldıracak.
Alışverişi eşim yaparsa, makineyi çocuklarım boşaltırsa, makarnayı büyük kızım yaparsa ben nefes alacağım. Çok basit bir iki paylaşım ve düşünüldüğümü hissetme duygusu bana mutlu hissettirecek.
Evdeki televizyonda sürekli açık bir haber kanalı ya da yüksek sesle çalan müzik olmasa ne güzel. Ya da sessizce tek başına hiçbir talebe maruz kalmadan balkonda oturabilme hakkı bir lüks değil ihtiyaç. Bu bana seçme hakkım olduğu hissini verecek.
Bunlar gibi uzayıp gidebilecek çok basit beklentilerim var hayattan. Canım istediğinde uyanmak, yürümek, evimi toplamak, yemek yapmak ya da hiçbir şey yapmadan durabilmek gibi. Yani aslında her canlının doğuştan hak ettiği gibi. Acıkınca ye, uykun gelince yat, dinlenmen gerektiğinde dur, sağlığın için hareket et. Hepsi bu kadar.
İşte bu yılların verdiği yorgunluk ve ardından benden beklenenler arasında kayboluyorum. Bazen sadece yaşamak için zorunlu olduğum işlerimi yapmak yetiyor. Kalan zamanımın tamamında okumak istiyorum. Sessizce oturmak ve kitapların dünyasında kaybolmak. Başka hayatların içerisinde yok olmak. Bazen yazmak, yeni hayatlar ve hikayeler yaratmak ama çoğunlukla okumak. Daha okunacak o kadar çok kitap var ki…
Şimdi yeni bir yıla girerken ve bir yaş daha alırken kendime daha çok zaman ayıracağımı biliyorum. Her sene bana değer katacak daha fazla kitapla buluşacağıma ve yazı masamın başında daha uzun oturup içimden gelenleri ve yıllardır biriktirdiklerimi kâğıda dökeceğime kendime söz veriyorum.
2026 yılının benim olduğu kadar tüm kadınların daha rahat nefes aldıkları, mutlu oldukları, değer gördükleri ve seçim haklarını kullanabildikleri bir yıl olmasını diliyorum.
Hayat Bir Gün. O da Bugün!
Sevgiyle Kalın…





















