Organik Düşler Teorisi

Her güne başka bir duyguyla uyanıyoruz.  Karşılaştığımız ilk ışık bazen içimizi ısıtmıyor. Gördüğümüz güneş, karlarını toplayabiliyor bir ayazın.

Belki de çoğu kez üşümekten şikayet ederek başlıyoruz merhabalarımıza. Günaydın’larımız bir dil alışkanlığı.  Samimiyeti olmadan kısıyoruz gözlerimizi ve gülüşlerimizin içinde sabah karşılaştığımız ayazdan bir parça. Belki de bu nedenle baktığımızı da üşütüyoruz istemeden. Çoğumuzun düşleri sarı ve fırçalanmamış. Dünden kalma umut artıklarıyla dolu umutlarımız. Bizi gören güzel sözlerini kaçırıyor. Çünkü boy aynasıyız karşılaştığımıza. Bakan kendini de görüyor, bizimle birlikte.

Organik Düşler Teorisi

Her sabah güzel olmaz bazen, Güneş her zaman insanın içini ısıtmaz.

Gece rüyaları yaramaz bir çocuk , hain bir düşman gibi alt üst eder bilinçaltındaki çekmecelerinizi ve isteseniz de bulamazsınız duygularınızın yerini. Hüzne güler, sevince ağlarken bulursunuz kendinizi. Bir gün, bir sabah, her şey karışmış ve iç dünyanızda sakladığınız aynaların üstünde uyanmış bulursunuz kendinizi. Yüzleşmekten kaçamazsınız, işte siz kendinizle karşı karşıya kaldınız ve evet, işte siz insansınız.

Her sıkıntıya ve hüzne bir mutluluk olumlaması ile cevap veremeyiz.

Mutsuzluğu, olumlu kelimelerle oyalayamazsınız bazen. Mutsuzluk, mutluluk yalanlarıyla beslenmez büyürken. Organik olmalı, doğal ve içten. Hormonlu kelimeler, cümleler kısaltır mutluluğun ömrünü.  Benzi atmış, halsiz kalmış ve güçsüz bakar mutluluk içinizden. Samimiyet dolu sözler bile kar etmez solmasına. En doğrulara bile inanmak gelmez içinizden. Çekmecelerinizdeki duygularınızı karıştıran ve yerlerini değiştiren düşmanlardan biri de o olmuştur artık; hormonlu cümlelerle beslenmiş hastalıklı mutluluklar.

İçimizdeki duygularımızı bastırdığımız sürece üreyen düşmanlar yetiştiriyoruz.

Hüzünler ve sevinçler bir dengeyi sağlar içimizde. Kimi zaman lider yer değiştirir hüzün olur, kimi zaman sevinç  ama mutlaka ruhunuza iyi gelecek duygulara tercüman olur içindeki niyetler. Onları hormonlu duygularla beslediğimiz zaman ve içimizdeki dünyaya kulak verip ne istediğini anlamadan hareket ettiğimiz zaman, seslerini bastırıp yokmuş gibi davrandığınız zaman iç savaşlar başlar. İyi niyetler, samimiyetler, güzel dilekler, sevmeler, sevilmeler yani sevincin ve hüznün içindeki tüm parçalar bilinçdışına çıkan birer terörist gibi akıl almaz şeyler yapmaya başlarlar. Bir gün öfke alır eline silahını, bir gün nefret ve bir sabah uyandığınızda içinize ölür umutlar.

Duyguları yerinde yaşamak ve sesini o anda duymak gerekiyor belki de.

Uyutmak değil de, o anda konuşmak ve sorun neyse çözümlemek. Üstünüze başınıza çeki düzen vermek istemiyor olabilirsiniz, makyaj yapmadan, uyandığınız gibi dolaşmak geçebilir içinizden,  saçı sakalı dağıtıp günü böyle geçirmek arzusu ile yanabilir ruhunuz, tek kelime bile etmeden gözleriniz hüzne sabit kalmak gelebilir içinizden. Sakin olmayın, bağırmak mı istiyorsunuz, bağırın. Ağlamak mı istiyorsunuz ağlayın. Siyah kıyafetler giyip diğer renkleri protesto mu etmek istiyorsunuz edin. Aynaya bakıp “ bugün mutsuzum” demek geliyorsa içinizden, sizi kışkırtan dış seslere rağmen “mutsuzum” deyin. Olağan bir hal ilan edin ve o anı yaşayın. Çünkü biz, robot değiliz sadece insanız.

Bunlar  içimdeki terörle mücadele için teorilerim.

Duygularınızı bastırırsanız, yerinde ve zamanında duymazsanız, içinizden gelen seslere kulak kesilmezseniz;  sanki olmamış, yokmuş, yaşanmamış gibi davranır görmemezlikten gelirseniz, sesini duyurmak için ‘akıl dışı’na çıkar duygularınız. Mutlu değilken mutluymuş gibi yapmak, lideri olduğunuz dünyayı reddetmek anlamına gelir. Her reddediş hormonlu bir mutluluk yetiştirir. Dışı çok renkli görünen fakat tatsız yaşamlar başlar dünyanızda. İç savaşların önlenemediği bir dünyada siz dahil kim yaşamak ister ki?

Her sabah ışığı içinizi ısıtmayabilir, içinizi ısıtacak samimi cümleler kuramayabilirsiniz.

Sıkıca sarılacağınız bir kucağınız olmayabilir ya da barışla yönetilen başka bir dünyanın varlığını hissedemeyebilirsiniz.

Her zaman güzel görünmeyebilir hayat, istediğiniz gibi değildir yaşadıklarınız, işte böyle zamanlarda ruhunuzu da, bedeninizi de olana bırakmak olası savaşların yaşanmasını önleyebilir.

En azından üstümüze ölenlerle uyanmaktansa, olanla başbaşa kalmak, belki  içimizdekilerin doğal gelişimini sağlar ve biz de beyaz düşlerle gülümseriz aynalara.

 


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikPortekiz Seyahati
Sonraki İçerikLiderlerin ve Liderliğin İş Hayatındaki Önemi ve Yeri
Sevilay Acar
Öğrenim Üyesi / Okur- Yazar. En büyük deneyimim çocukluğumda oynadığım oyunlar ve kurduğum hayaller oldu. Her ne yapıyor olursam olayım, iki etken her zaman yolumu belirler: hayaller ve dualar. Çocuk merakı ve heyecanıyla öğrenmeye çalışıyor, okuyor, yazıyorum. Babalardan Babalara adlı bir röportaj kitabım var. Babaların ayak izlerinden oluşan ve hikayeleriyle iç dünyaya yolculuk yaptıran bir kitap olduğunu düşünüyorum. Yolculuğu seviyorum çünkü her şeyin yolda şekillendiğine inanıyorum. Bu yolda en çok da öğrenciyim; kapsayan, içine alan, öğrendikçe çoğalan ve var olan. Karşılaştıklarımı, hissettiklerimi, öğrendiklerimi yazarak paylaşmaya çalışıyorum.