Liderlerin ve Liderliğin İş Hayatındaki Önemi ve Yeri

Yapılan araştırmalar iş yerlerinde çalışanların %60’ının mutsuz, çaresiz, hissettiklerini gösteriyor. Üstelik bunun sebebi ücretlerdeki düşüklük, hakların yetersizliği ya da izine çıkamama değil. Sebep çalışanın iş yeriyle ve yaptığı işle bağlantı halinde hissetmemesi.

Grup çalışmaları liderlerle topluca bir araya geldiğimiz, liderliğe yönelik önemli konulara yakından baktığımız keyifli ve ilginç deneyimleri beraberinde getiriyor. Bugün sizlerle paylaşmak istediğim konuyu farklı şekillerde yazılarımda daha önce de değindim. Konunun önemine paralel bir farkındalık oluşmasını iş hayatında mutluluk için anahtar olarak görüyorum. Aslında bunu sadece ben görmüyorum, bu alanda yapılan pek çok araştırma da beni doğruluyor. Son dönemde bir araya geldiğim farklı ancak analitik zekânın daha ön planda olduğu iki grupta aynı tepkiyi alınca bir daha yazmak isteği doğdu bende. Hemen konuya girelim. Şu cümleleri duyuyor ya da kullanıyor musunuz?

??????????

“Çalıştığım kişileri sevmek zorunda değilim.”

“Başarıya ulaştığımızda teşekkür etmek, kutlama yapmak zorunda değiliz. Zaten herkes bunun için para alıyor.”

“Stresli anlarda ekibi gerdiğim için şikâyet ediyorlar ama ya ne yapacaktım burası çocuk bahçesi değil…”

Yapılan araştırmalar iş yerlerinde çalışanların %60’ının mutsuz, çaresiz, hissettiklerini gösteriyor. Üstelik bunun sebebi ücretlerdeki düşüklük, hakların yetersizliği ya da izine çıkamama değil. Sebep çalışanın iş yeriyle ve yaptığı işle bağlantı halinde hissetmemesi. Naomi Eisenberger ve George Kohlreiser’in NeuroLeadership Summit de yaptıkları sunumda ilginç sonuçlar paylaştılar. Bu sonuçlarda bir liderlik stili olarak ifade edilen (impersonal leadership) kişiselleşmemiş liderliğin başarısızlığı açıkça ortaya çıkıyordu. Kısaca çalışmalarını yardımcıları ya da farklı medyalar aracılığı ile ileten bu liderlik stilinde kişisel temas olmadığı için yaratılmak istenen etkinin çoğu yolda kayboluyordu. Araştırma sonuçlarını paylaşan Kohlieser’in rehine kurtarma alanında çalışmaları da var. Kohlieser, bu durumlarda kişilerin kendini bir yerde adeta tutsak ya da hapis gibi hissettiklerini açıklıyor. Bu duygulardan kaçmanın yolu ise kendimizi güvende hissettiğimiz bir yer bulabilmek. Bu bir kişi ya da bir amaç olabiliyor işte o zaman serpilmeye başlıyoruz. Tek bir kişinin hayatınıza o muhteşem dokunuşu yaptığı, varlığında kendinizi güvende ve her şeyi yapabilir hissettiğiniz anları hatırlayın… Kohlrieser bunu sağlamayan liderlerin organizasyonlarında yaygın duygunun kaygı ya da endişe olduğunun altını çiziyor. Eisenberg’in araştırması bunun arka planını açıklıyor. Diğerleri ile sağlıklı bir şekilde bağlantı kuramadığımızda fiziksel ve ruhsal acı çekiyoruz. Beyinde yok sayılma ya da reddedilmenin bölgesi fiziksel acı olduğunda harekete geçen bölge… Bu anlamda yalnızlığın fiziksel bir acı olduğunu söyleyebiliriz rahatlıkla. Liderliğin soğuk, keskin ve mesafeli olması gerektiğini düşünenlerimiz için durum sınırlı zamanlarda geçerli olabilir (çok para veriyorsanız kısa bir süre için). Ancak hayatın giderek belirsizleştiği, karmaşanın çok olduğu günümüzde motivasyon, bağlılık için korkudan değil de güven yaratarak liderlik etmek bu günün liderleri için daha etkili bir çıkış noktası olabilir. Bilgi bu kadar erişilebilir, araştırma sonuçları bu kadar netken kalple liderliğin zamanıdır.

İnsanlar sevilmek ihtiyacındadır.

İnsanlar anlaşılmak ihtiyacındadır.

İnsanlar kabul edilmek ihtiyacındadır

İnsanlar değerli hissetmek ihtiyacındadır.

İnsanlar güven duymak güvende hissetmek ihtiyacındadır.

Bu yüzden liderin işi her zamankinden önemli ve değerlidir. Duygu ve ihtiyaçlarını anladığı insan kaynağını yüksek ve mutlu bir performansa yöneltme zamanıdır. Sevildiğiniz, anlaşıldığınız, kabul edildiğiniz, değerli hissettiğiniz, güven duyduğunuz ve tüm bunları da yaşattığınız bir yıl olsun. Yaşamınızda mutluluklar çoğalsın. Mutluluklarınız için çalışın, mutluluklarınızla olun.

Sevgiyle kalın.

Tülin Kahvecioğlu

https://twitter.com/tkahvecioglu

 


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikOrganik Düşler Teorisi
Sonraki İçerikYeni Trend; Enabler = Kolaylaştırıcı Olmak
Tülin Kahvecioğlu
BAHÇEBİZ GELİŞİM AKADEMİSİ Kurucu. Üst Düzey Yönetici ve Lider Koçu, Eğitmen. Ankara Üniversitesi Eğitim Yönetimi ve Planlaması mezunudur. 2005 yılından bu yana koçluk ve eğitmenlik yapmaktadır. Erickson College Koçluğun Bilimi ve Sanatı, CRR ( ORSC)- İlişki Sistemleri Koçluğu modellerinin eğitimlerini tamamlamıştır. Usta koç seviyesinde 5000 saatin üzerinde deneyimlidir. Mentor koçtur. Liderlik ve koçluk alanındaki bilgilerini dâhil olduğu uluslararası ilişkiler aracılığı ile yeni ve taze tutar. 2007-2015 yılları arasında Inside Out Uluslararası koçluk şirketinin Türkiye kurucusu ve lisansörü olarak yer almıştır. Liderliğin zeka ve cinsiyet boyutları ile ilgili deneyimlidir. Amerika merkezli Neuro Leadership Institue’dan Neuro Leadership eğitimini ve Kanada merkezli Noble Solutions Inc. ‘den Cinergy, Anlaşmazlık Yönetimi Koçluğu eğitimlerini tamamlamıştır. Çalışmalarında bilimsellik, bilgi ve sezgiden hareket eder. Uzak doğu, Hindistan felsefeleri ile gelişim, insanı ve yaratımı anlamaya yönelik ezoterik çalışmalar da ilgi alanındadır. Bedeni, ruhu, kalbi, zihni potasında birleştirerek çalışır. Yazmaya 2005 yılında başlamıştır. Yazılarında aldığı eğitimlerden ve yaptığı araştırmalardan öğrendiklerini, deneyimlerini, gözlem ve önerilerini paylaşır. Beni ifade edecek cümle, “Görmeyi istediğin değişikliğin kendisi ol”manın yolculuğunda.