Olanı Kabul Etmek

Yeni bir yıl başladı. Geçmiş seneyi değerlendirip, yeni yıl dileklerinde bulundunuz mu?
Birçok mesaj; “Yeni yıl bize mutluluk, başarı, para, sağlık getir. Lütfen güzel bir yıl ol!” der gibi…

Siz neler istediniz yeni yıldan? Zihniniz size oyunlar mı oynuyor? Yeni yılı kişileştirerek ondan daha fazlasını istemek, geçmiş yıla da tüm istemediklerinizi götürsün ve unutmak mı istiyoruz?

yeniyıl1Dünyada iki tipte insan vardır; durumdan dolayı ağırlıklı olarak kendini sorumlu tutanlar ve başkalarını ve dış etkenleri sorumlu tutanlar. İkinci tür için hava, ekonomi, memleket, sistem, çevre çoğunlukla suçludur…

İlk tür ise daha umut vericidir, sorunun kendilerinde olduğunu düşünmeye daha meyilli oldukları için çözümünde kendilerinde olduğunu çabuk kavrar ve değişimi kendilerinde başlatırlar.

Zihin değişimi sevmez, çünkü değişim belirsizliği getirir ve belirsizlik de güvensizlik illüzyonunu… Bununla da kalmaz, kişiler haklı olduklarında beyinleri testosteron salgılar ve bu hormon insanı daha güçlü hissettirir. Bu sebeple her konuda iddia etmeye eğilimliyizdir.

Olanı kabul etmeyiz, etiketler, başkalaştırır, ayırır, yargılar veya eleştiririz…
Bu yeni yılda işe ‘Olanı Kabul Etmek’ ile başlayalım mı?

Birçok kişisel gelişim kitabında yer almaz böyle bir özellik, ancak birçok öğretinin başlangıcı gözlemleyip, olanı olduğu gibi görmek ve onu kabul etmekle başlar…

Bir olayı, durumu olduğu gibi gözlemlemek yerine onu yargılayıp, o andaki gerçeği kabul etmekte direnç gösterirsek fiziksel ve duygusal stres seviyesinde artış olur.

Unutmamalıyız ki, kontrol etme çabamız durumu değiştirecektir. Evreninin bu durumu kendimizin en büyük hayrına oluşturduğuna güvenip ve sadece o deneyime odaklanmamayı deneyebilir miyiz?

Bazen bu çok kolaydır, bazen biraz daha zor gibi…

“Olanı kabul etmek ve hiç bir şeye tutunmaksızın etrafınızdaki değişimin oluşmasına izin vermek…”

yeniyıl2

Eğer başınıza gelen olaylara olan farkındalığınız artarsa bu daha kolay olur. Bu toplumsal olaylar için de geçerlidir. Sonuç olarak bireyler toplu olarak olayları yaratırlar… Biz ne kadar bizdeki blokajların çözünmesini sağlarsak, bizim çocuklarımız o kadar özgür ve kendileri gibi yaşayacaklardır… Bizden alacakları yükler azalacaktır.

Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Hiçbir şey göründüğünün tam tersi değildir.

Olaylar göründüğünün aksine çok farklı gerçek sebeplere dayanabilir. Bu noktada yargısız olmak, o olayı göründüğü gibi algılamanızla oluşacak yüklerden kurtulmanızı sağlar.

yeniyıl3

Bunu en iyi başaranlar çocuklardır; onları gözlemleyerek olayları nasıl olduğu gibi kabul ettiklerini görebilirsiniz. Bu daha geniş ve yaratıcı dünya yaratır onlar için. Doğaları gereği an’da yaşarlar, yargısız ve tutunmasız…

Zihnimiz, duygu ve düşüncelerden oluşur, ve bunlar geçmiş kaynaklıdır…

Algınız ve farkındalığınız sizi gerçeğe, o da sizi özgürlüğe götürür…

Diğer bir kabul edilmesi gereken konu da almak!

Verdiğiniz kadar, alıyor musunuz?

Vermek, yardım etmek, saçınızı süpürge etmek, her şeye kendi başına koşturmak kolay mı geliyor?

Bunun verdiği ‘haklı’ statüsünü ve hikayeyi zihniniz çok mu seviyor?

Bir şeyin akması ve gelmesi için hem almak, hem de vermek gerekir. Bu akışı sağlıyor musunuz? Size gelen yardımları, ışıkları, nimetleri kabul ediyor musunuz?

yeniyıl4

“Hayır, teşekkür ederim. Çok naziksiniz” demek ağzınızda bir kalıp olarak kaldı mı?

Bununla ilgili çocukluğunuzda ailenizden ve çevrenizden ne kadar temel inanç satın aldınız?

Siz bir şey almaya kalktığınızda ne şekilde etiketlendiniz veya kendinizi etiketlediniz?

yeniyıl5Sadece gözlemleyin…

Buna her şey için bakın… Sevgi, para, bolluk, yardım, takdir vs.

Debbie Ford’un dediği gibi;

“Sadece biz almaya hazır olduğumuz zaman mucizeler hayatımızda belirmeye başlar!”

Almakla ilgili nasıl inançlarınız ve engelleriniz var?

Bir şey aldığınız zaman nasıl hissediyorsunuz?

Size bir şey teklif edildiğinde nasıl tepki veriyorsunuz?

Ve tüm bunları yaparken yaşamdan keyif almayı, her şeye bir mucize olarak bakmayı dener misiniz?

Yeni yılda, yeni farkındalıklar, yeni seçimler…


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikBir Yandan Ne Tuhaf
Sonraki İçerikMidemde Kelebekler
Deniz Öztaş
TED Ankara Koleji, ODTÜ Makine ve ODTÜ İşletme Yüksek Lisansı ile 18 senelik eğitim hayatında öğrendiklerini 2006 sonrasında unutma sürecine girip, yeniden öğrenmeyi seçti, yeniden bir yolculuğa başladı. Bir nefeslik mola verilen durakta kendini öğrendiklerini uygulama ve paylaşmak amacıyla araştırmaya ve yazmaya başladı… Önce insanoğlunun hayatında önemli bir yeri olan bilinçaltını inceledi. Daha sonra bireylerin de ötesinde onları derinden yönlendiren kolektif bilinçaltına merak sardı… 2014 yılında Bilgi Üniversitesi İşletme Fakültesinde Öğretim Görevlisi olarak dersi vermeye başladı. 2011 yılında tanıştığı Psikolog Bert Hellinger’in çalışması Aile ve Organizasyon Sistemi Terapisi konusunda eğitimleri Svagito Liebermeister ve Ralph Willmann‘dan aldı. Hem şirketlere hem de bireylere uygulanabilen Aile ve Organizasyon Sisteminin Uygulayıcısı olarak çalışmaya devam ediyor. Yasemin Sungur ile tanıştığı 2010 yılından beri ondan aldığı ilhamla MARTIDAŞ Öztaş olarak yazılarını paylaşmaya devam ediyor. Gezmeyi, kitap okumayı ve film seyretmeyi çok seviyor.