Okurun Gözünden: Sevgili, Marguerite Duras

Bu ay seçtiğim kitap çağdaş Fransız edebiyatının önemli ismi Marguerite Duras’nın dünya çapında satış rekoru kıran otobiyografik romanı Sevgili kitabı oldu. Sadece Fransa’da bir milyon beş yüz bin satmış, dünyada kırk üç dile çevrilmiş. Sinemaya da uyarlanan kitabın başarısı katlanarak artmış. 1984’te Fransa’da Goncourt Ödülü’nü alan ‘Sevgili’ 1985’te Tahsin Yücel çevirisi ile Can Yayınlarından Türkçe yayımlanmış ve büyük ilgi görmüş. 2016 yılından itibaren yine Tahsin Yücel çevirisiyle Sel Yayınları tarafından yayınlanıyor.

Çevremde ‘Sevgili’ kitabını okudunuz mu sorusuna aldığım cevap genelde ‘O filmin kitabı da mı varmış’ sorusu oldu. Film mi kitap mı? Kuşkusuz kitap. Kitaptan filme aktarımda yönetmen hayal gücümüzü elimizden alıyor. Karakterleri, olayları bizim yerimize görüntüye döküyor. Film yönetmenin, kitap yazarındır. Kitaptan filme aktarımda kitaptan filme yalnızca bir iz geçiyor olmasıdır. Tercihim önce kitabı okumak sonra filmini seyretmektir.

Kitap, bilinç akışı tekniğini üç anlatıcı ile gerçekleştirmiş. İlki yetmiş yaşındaki kendisi, ikincisi on beş buçuk yaşındaki kendisi, üçüncü anlatıcı ise üçüncü tekil şahıs anlatımı. Film, daha çok on beş yaşındaki kızın gözüyle anlatılıyor. Film yalın ve kronolojik sırayla anlatılmış. Kitapta yetmiş yaşından on beş buçuk yaşına hatırlamalarla karışık anlatım mevcut. Yazarın Mavi Gözler, Siyah Saçlar kitabı da ince olmasına rağmen, yazarın okuru zorlayan bir anlatım tarzı var. Duras’ın her iki kitabını okurken kitabın içindeki aşkların içinde kayboldum. Yazarın derinlikli anlatımı, içindeki acılar yaraladı beni.

Sevgili kitabındaki yazarın eksiltili anlatımıyla bir okur olarak yazarın daha üstün olduğunu hissediyorum. Yazarın okura bir baskısı mı diye düşündüğümde, yazar sadece hafızasından dökülenleri istediği gibi yazıyor. Sadece anlatıyor, okur da okuyup anlıyor. Bu tarzın zihnimize verilen bir özgürlük olduğunu düşünüyorum. Yazarın şiirsel dili ile beraber anlatımı tüm duyuları etkin hale getiriyor.

Sevgili’nin konusu, yetmiş yaşında bir kadının elindeki hatıra fotoğraflarla on beş buçuk yaşına geri dönerek ilk aşkını hatırlaması, arka planda aile, cinsiyet kavramı, ırkçılık, savaş, sömürge zihniyeti üzerinden aşkı sorgulayarak sorgulatarak anlatmasıdır. Kitaptaki her cümle tekrar tekrar okunup üzerinde çözümleme yapılabilecek derinlikte.

“Her şeyi birbirine karıştırıp boşluk ve hiçliğe gitmek olmadıktan sonra, yazmak hiçbir şey.”

“Hiçbir zaman anneleri hakkında konuşmayacaklar birbirleriyle, bildikleri şeyi, kendilerini onda ayıran bu belirleyici, bu son bilgiyi, annenin çocukluğuna ilişkin bilgiyi.”

“Yoksunluk, ailenin duvarlarını yıkmıştı, evin dışında bulmuştuk kendimizi, her birimiz yapmak istediğimizi yapıyorduk.”

“Sanırım, annem yalnız büyük çocuğuna ‘çocuğum ‘derdi. Bazı bazı böyle seslenirdi ona. Öbür ikisinden söz ederken ‘küçükler’ derdi.”

“Bu kız hiçbir zaman hiçbir şeyden memnun olmaz, der annem. Sanırım yaşamım bana kendini göstermeye başlıyor artık.”

“O, beyaz genç kız, bütün bu olaylar konusunda hiçbir zaman, hiçbir şey öğrenememişti.”

Sevgili kitabı aşktan önce ve sonra aynı insan kalmanın mümkün olmadığının en iyi göstergesi oldu.

Kitap Adı: Sevgili

Yayınevi: Sel Yayınları

Sayfa Sayısı: 94

Ayşe Ceylan Topçu


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: