Okurun Gözünden: Kendiyle Dost Olmak Hayatı Nasıl Kolaylaştırır?

0
254

Wilhelm Schmid tarafından kaleme alınmış olan “Kendiyle Dost Olmak Hayatı Nasıl Kolaylaştırır?” uzun süredir ilgimi çeken bir kitaptı ve nihayet bitirdim, sizlerle de paylaşmak istedim.

Kendini tanımak, kendini sevmek, önce kendine değer vermek gibi konuların giderek popülerlik kazandığı ve bu alanda birçok kişisel gelişim kitabının yayınlandığı günümüzde, Schmid’in bu kitabı insanın gerçek anlamda kendini tanıyıp sevmesinin narsist olmadan ölçülerini anlattığı için farklılık kazanıyor.

“Kendiyle Dost Olmak Hayatı Nasıl Kolaylaştırır”, başlangıçta “benlik kültürü” ile “benlik kültü” arasındaki ayrımı anlamaya dikkat çekiyor. Narsizmden satır aralarında ‘benlik kültü’ şeklinde bahseden yazar, zaman zaman kendisini sorguladığının da altını çiziyor. Dolayısıyla insanın kendisine hayranlık duyarak sevmesi ile daha makul ölçüde sevmesi arasındaki ayrımı ortaya koyuyor.  Ve soruyor: “Benlik kültürü, toplum olmanın kuvvetle vurgulanmasına bir tepki olarak mı ortaya çıkmıştır? Yani, toplumu savunan bireyler, ‘Peki ya ben ne olacağım?’ diye sorduğu için mi bir benlik kültürü oluşmuştur?”

Daha sonra yazar, her şeyin insanın kendi benliği çevresinde döndüğünde zorlukların büyüteceğinden, narsizm ile kendiyle barışık olmanın arasındaki farkın iyi kavranması gerektiğinden bahsediyor. “Kendiyle dost olmak, benliğe iyi bakmanın, kendiyle geçinmeyi kolaylaştıran, böylece başkaları için daha geçinilir birisi olmayı mümkün kılan bir yoludur” diyor. Dolayısıyla kişinin kendisiyle dostça ilişki kurması, kalıcı bir özgüvene de zemin hazırlamış oluyor.

İnsanın kendiyle dost olması tutkulu abartmalara daha az meylettiği kadar insanın kendisine de mesafe koymasına daha çok olanak sağlar. Bir başka deyişle kendimizle aramızda belli bir mesafe olmalı ki, yaşadığımız durum ve olaylar karşısında kendi değerlendirmemizi daha sağlıklı ve objektif yapabilelim.

“Başkalarıyla ilişkimizde, zaman zaman mola alabilir, araya mesafe koyabilir, hatta gerekirse karşımızdakinden tamamen vazgeçebiliriz. Oysa kendimizle ilişkimizde bunların hiçbiri mümkün değildir. Benliğimizle günün 24 saati, yılın 365 günü beraber yaşamak zorundayızdır, son nefesimize kadar. İyi de olsa kötü de olsa, bize aittir. O halde bu zorunlu ilişkiyi dostluğa dönüştürmek, daha huzurlu, daha mutlu, daha doygun bir hayat sürmenin anahtarı olarak görülebilir.”

İnsanın kendiyle dost olma fikri, kendini tükenmiş hissedenleri yüreklendirebilir. Ayrıca kendi benliğinde yaralar olanlara, kırılmış olanlara merhem olabilir. Dostluğu güçlü kılmak, kendileriyle tek başlarına baş etmek durumunda olanlara bir bakış açısı kazandırabilir. Abartılı bir sevginin tehlikeli taraflarına kapılmadan insanın kendiyle meşgul olması, onun hayatını da kurtarabilir. Kendiyle dost olmuş bir insan kendisinin gerçekçi değerlendirmesini yapabilir.

Kitaptaki “Kendiyle Dost Olmak İçin İnsan Neler Yapmalı?” başlığı altındaki maddeleri şöyle özetleyebiliriz:

  1. İnsan, kendiyle olan ilişkisinin biçimini bilinçli şekilde seçmelidir.
  2. Kişi, kendine dikkat etmelidir.
  3. Kişi, kendi için dertlenebilmelidir.
  4. Kişi, bedenine ve sağlığını da önemseyebilmelidir.
  5. İnsan, benliğine ve duygularına alan açmalıdır.
  6. Hayat üzerine düşünmeye imkân vermelidir.
  7. Benliğine açık seçik bir çerçeve çizmelidir.
  8. Kendi kendisini olumlamayı mümkün hale getirmelidir.
  9. İnsan, hayatın mutluluk ve mutsuzluk arasında olduğunu kabullenmeli ve her iki kutbu da idare edebilmelidir.

***

Kitaptan çok sevdiğim bir cümle de şöyle:

“Sükûnet, her şeyin hep başka türlü olması isteğini bir kenara bırakmayı sağlayabilir.”

Kitap, kendisiyle dost olmayı başarmış bir insanın hangi özelliklere sahip olduğunu anlatmanın yanı sıra, kendi benliğine değer vermenin ne işe yaradığından da bahsediyor. Bunu daha iyi ifade etmek için de kendisini “ölçüsüz seven insan” olarak tanımladığı kişilik tipiyle kendiyle dost olan insanın arasındaki farklılıkları vurguluyor. Ancak bu görüşü, bugünün “Kendimi çok seviyorum, ben çok değerliyim, önce kendimi düşünürüm, ayna karşısında kendimle konuşurum” tarzında yapılan konuşmalar ile karıştırmamak gerekiyor. Çünkü ‘kendini çok sevenler’, yazara göre başkalarının hayranlığına muhtaç olan insanlardan oluşuyor…

Hiç birimiz kusursuz insanlar değiliz ama kendimizle kusursuz bir dostluk kurabiliriz.

İyi okumalar.

Zeynep Kıyak

Önceki İçerikDüş İşleri Bakanı Ayşe Şule Bilgiç
Sonraki İçerikPsikolog Leyla Navaro ile Yıkıcı Hasetten Yaratıcılığa Doğru Bir Yolculuk
1981 İstanbul doğumlu, İstanbul aşığı olan bir İstanbullu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi, Halka İlişkiler ve Reklamcılık Lisans, Marmara Üniversitesi Medya Ekonomisi Yüksek Lisans mezunu. Editörlük ve kurumsal iletişim alanlarında üç yıl çalıştıktan sonra, insan kaynaklarına yöneldi, 12 yıldır profesyonel anlamda bu alanda çalışıyor. Çok klişe olacak belki ama “Çocukluğundan beri yazıyor” Ortaokul ve lise yıllarında yazıyla ilgili tüm il düzeyi yarışmalarda önemli dereceler kazandı. Üniversitede TÜHİD’in düzenlediği sosyal sorumluluk temalı yarışmada ekip arkadaşlarıyla “Genç İletişimciler” dalında Altın Pusula ödülünü aldı. Yazmayı bırakmadı. Sabah, Akşam gibi gazetelerde belirli dönemlerde yazıları; Kariyer.net’in blog sayfasında makaleleri yayımlandı. 2011’de Yasemin Sungur ile yolları kesiştiğinden beri Martı’da “Alternatif İK Sözlüğü”nü hazırlıyor. Bunun yanı sıra gündemle ilgili haber yazıları, röportajlar, farklı yazı dizileri üzerine yazmaya devam ediyor. MARTIDAŞ olmayı çok seviyor. Yeni projesi için yakında harekete geçecek ve bu yüzden çok heyecanlı…