NLP Uzmanı Hülya Konar’dan Daha Mutlu Bir Hayata Dair Özlü Bilgiler

Bıcır bıcır, hayat dolu ve neşeli olmasının yanı sıra pozitif enerjisini el sıkıştığı herkese bulaştıran özel bir kadın Hülya Konar. Gülümsemesi mıknatıs etkisi, nasıl bir ruh halinde olursanız olun, gözlerindeki güneş mevsiminizi bahara çevirmeye yetiyor. Davranış Bilimleri ve NLP Uzmanı. Kurumlara, kişilere, markalara, öğrencilere, ev hanımlarına, profesyonellere ve birçok danışana bu konuda hizmet veriyor ve onların sorunlarına çözümler arıyor.

Bazen ne kadar potansiyelimiz olursa olsun; durduğumuz, kalakaldığımız, nereden başlayacağımızı bilemediğimiz ve iç dünyamızda karmaşalar yaşadığımız anlar olur ya hani…   Nedenini bilmediğimiz hüzünlerimiz, kendimizi kurban gibi hissettiğimiz anlarımız… Şarjımızın bittiği o an, içimizdeki koşucuyu, inançlıyı, umutluyu, güçlüyü ve huzurluyu harekete geçirecek bir ustaya ihtiyaç duyarız ya hani, işte sevgili Hülya’nın görevi burada başlar. Tüm enerjisiyle sizi dinler ve içinizdeki potansiyeli harekete geçirecek o dokunuşu yapıp sizi şarj eder.

Hülya Konar ile geçmiş travmalarımızla, kararlarımız, bakışımız, duruşumuz ve inancımızla hayatımızı nasıl şekillendirdiğimizi konuştuk. Bazı çalışmalarında fitoterapiden yararlandığını söyleyen Hülya Hanım, okuyucularımız için bir de cilt sıkılaştırıcı kür tarifi verdi.  Yeni yıla başladığımız şu günlerde; NLP’den kader kavramına, enerji veren renk ve dekorasyonlara kadar birçok konuda bilginin yer aldığı söyleşimiz umarım sizlere de şifa olur.

hulyakonar-382

Biz biraz olumsuz düşünüp, olumlu olursa sevinen insanlarız. Belki de kalıplarımızı ve öğrenilmiş çaresizliklerimizi henüz kıramadığımız için, negatiften bakmaya daha alışığız. Bunu kırabilmek için, hayata daha olumlu bir pencereden bakabilmek için ilk adımımız ne olmalı?

Ne yazık ki insanların büyük bir kısmı hayatı sessiz bir umutsuzlukla yaşıyor, umutsuz oldukları için de bardağın boş tarafını görmeyi “seçiyorlar”. Hani şu çok sık duyduğumuz “bardağın dolu kısmını görmek” pozitif düşünce tarzını, “boş kısmını görmek” ise negatif düşünce tarzını bize açıklar. Aynı olaya ya da duruma pek çok farklı açılardan bakabiliriz. Bu yollardan biri olumlu bakış açısıyla durumu değerlendirmek diğer yol ise olumsuz ya da karamsar bir bakışla olayları değerlendirmektir. Hayatta başımıza gelen olayların olumsuz taraflarını görmektense olaylara iyi tarafından bakmayı öğrenebilmek yani bardağın dolu kısmını görebilmek bize her zaman kazandırır.  Olumlu düşünmek için ilk adım, bilinçaltının olumlu veya olumsuz her şeyi harfiyen alan ve tersini düşünme yeteneğine sahip olmayan bir yapıya sahip olduğu gerçeğinden yola çıkarak; “ne düşünürseniz onu yaşarsınız, ne düşünürseniz o olursunuz” durumunu kabul etmek olabilir. “Olumsuz davranış kalıplarının altında bir geçmiş yaşam travması olabilir.”

hulyakonar-671

“Geçmişte deneyimlenmiş olan büyük acı, bedenimizde enerjinin serbestçe akmasını engelleyen bir blokaj oluşturur.”

Geçmiş yaşam kalıplarımızı ve orada duran problemlerimizi aşabilmenin daha doğrusu orada bir problem olup olmadığını bulabilmenin metodu var mı?

Keyifli bir yaşam sürmemizi engelleyen birçok istenmeyen durumun ve olumsuz davranış kalıplarının altında bir geçmiş yaşam travması olabilir. Geçmişte deneyimlenmiş olan büyük acı, bedenimizde enerjinin serbestçe akmasını engelleyen bir blokaj oluşturur ve bu blokaj olduğu sürece sıkıntılar ve aynı şeyler tekrar tekrar yaşanmaya devam edebilir. Geçmiş yaşamla ilgili temizlik yapmamıza yardımcı olan çeşitli terapi yöntemleri var. Bunlardan biri kişinin yaşamına şifa getirebilen çok etkili bir çalışma olan ‘egresyon terapisi’dir. Bu terapiyle problemin kökeni üzerinde çalışılarak travmatik izler siliniyor, dönüşüm sağlanıyor.

 “Yapamam ve benden geçti” gibi önyargıların temelinde neler var?

En fazla karşılaştığımız konulardan biri de bu, özgüven eksikliği, kaybetme, yenilme korkusu…

hulyakonar-mucize-11

 “Dünyaya gelen her insan bir kader programına tabidir.”

Biz bir taraftan da kader döngüsüne inanıyoruz. Değiştiremeyeceğimiz şeyler de yok mu hayatta? Kaderi nasıl tanımlıyorsunuz?

Seçimlerimiz o kadar önemli ki… Dünyaya gelen her insan bir kader programına tabidir. İnsanın ne yapacağını, başına ne geleceğini Yüce Allah biliyor ancak Allah’ın bilmiş olması, insanın o işi yapmasını ‘zorlamaz’. Çünkü Allah, insanın önüne sonsuz seçenekler koymuştur. İnsan kendi iradesini kullanarak, hangi yolu tercih ederse Allah onu yaratır. Dolayısıyla sorumlu olan insanın kendisidir. Son zamanlarda o kadar çok “ne yapalım, Rabbim böyle istemiş” yorumunu duyuyorum ki şaşırıyorum. Oysa Rabbim öyle istemiyor;  O sana bırakıyor, çünkü sana akıl vermiş, irade vermiş, seçim gücü vermiş. Rüzgârın önünde sürüklenen bir yaprak gibiysen eğer bu senin seçimindir, kaderin böyle yazılmış diye değil. İki türlü kader vardır; mutlak ve muallak kader. Kesinleşmiş, hiçbir şekilde değişmeyecek olan kader mutlaktır yani dünyaya geleceğimiz yer, annemiz, babamız, şeklimiz… Muallak kader ise; henüz askıda olan, bizlerin iş ve eylemlerine göre biçimlenecek olan kaderimizdir. Bizim özgür irademizin bu kaderin tayininde rolü bulunduğu, Allah tarafından bize dilediğimiz gibi davranabileceğimiz bir alan bırakıldığını kabul etmek gerek. Çünkü O, insanı irade ve karar verme, bunu uygulama yeteneğine sahip bir varlık olarak yaratmış. Bize duyacak kulaklar, görecek gözler ve hissedecek gönüller ve kendimizi sorgulayacak vicdan vermiş ki biz seçimlerimizi ona göre yapabilelim. “Bitkilerin iyileştiren, şifalandıran gerçek gücüne çok inanıyorum.” Evimiz ve iş yerimiz zamanımızın çoğunu geçirdiğimiz yaşam alanlarımız. İkisinin de çok önemli olduğunu düşünüyor ve yaşadığımız bu ortamların dekorasyonunun huzur olması gerekliliğine inanıyoruz.

İş yerlerimizde ve evlerimizde huzuru nasıl sağlarız?

Kişinin kendi içinde huzur varsa o huzur en keyifli dekorasyondur. Her şey kişinin iç dünyasında başlıyor ve bitiyor. Ancak, eşyaların konumlandırılması, kullanılan objelerin şekil ve renk açısından seçimi de kişinin ve mekânın enerjisini doğrudan etkiliyor. Evrenin enerjisini yaşadığımız mekânlarla ve kendi kişisel enerjimizle bütünleştirmek, ortamda denge ve uyum sağlamak demektir. Bunun için Doğu kültüründen gelen kadim öğreti Feng Shui’den faydalanılabilir.

Bitkilerle tedavi yöntemi hızla gelişiyor, siz de çalışmalarınızda bitkilerden yararlanıyor musunuz?  Fitoterapiyi hangi durumlarda ve nasıl kullanıyorsunuz? 

Küçüklüğümden beri aktar dükkânlarını çok sevmişimdir.  Fitoterapiye olan ilgim özellikle son beş yıldır çalışmalarımın içerisinde destek aldığım bir dayanak haline dönüşünce, dolayısıyla aktarlarda yaşamımın bir parçası haline geldiler. Bitkilerin iyileştiren, şifalandıran gerçek gücüne çok inanıyorum ve bitkilerle çağdaş tedaviyi destekliyorum. Bu nedenle aktar dükkânlarına yolum sık düşer. Çoğunun o mistik enerjisi, dükkânı kaplayan birbirine karışmış baharat kokuları, sıra sıra renkli çuvalların içine konmuş oldukça ilginç isimli, gizemli bitkiler bana “işte hayat bu!” dedirtir.  Hem kendim için hem de danışanlarımın hastalıklardan korunmaları, varsa mevcut devam eden tedavi süreçlerini doktorlarına danışarak hızlandırmaları veya güzelliklerini korumaları için mutlaka bitkilerden faydalanmalarını öneriyorum. Örneğin dün akşam cildime zerdeçal maskesi yaptım.

Zerdeçal maskesi cilde nasıl bir etki yapıyor,  tarifini de alalım o halde sizden?

Yarım çay kaşığı süt, yarım çay kaşığı bal,  bir çay kaşığı un ile aktardan alacağınız bir çay kaşığı zerdeçal tozunu bir kâsede iyice karıştırıldıktan sonra, macun kıvamına gelen bu karışımı yüzünüze sürün. Yaklaşık yarım saat bekledikten sonra yüzünüzü ılık suyla yıkayabilirsiniz.

Sonrasında cildinizin ışıldadığını ve kendinizi ne kadar iyi hissettiğinizi hemen fark edeceksiniz.

Zerdeçal maskesi
Zerdeçal maskesi

Bu kürü sıklıkla yapar mısınız?

Düzenli olarak cilt bakımı uzmanından bakım desteği alıyor olsam da, belli zamanlarda doğanın elinin, yüzüme ve bedenime değmesi beni daha da rahatlatıyor. Zerdeçal ya da halk arasındaki ismiyle Hint safranı, Hindistan’ın her derde deva kutsal bitkisidir, öyle ki düğünlerde mutlaka damadın eline ve yüzüne macun haline getirdikleri zerdeçalı sürerler. Ben de benzer şekilde macun haline getirip yüzüme sürüyorum.

“Kendinle birlikte olmaktan sevgi, şefkat ve sevecenlik oluşmuyorsa hayatında bir şeyler yanlış gidiyordur.”

Aşk ve ilişkiler konusunda da umutsuz olan insanlar var. Erkekler kadınlardan, kadınlar da erkeklerden şikâyetçi. Çift olup yalnız olanlar da var, yalnız olup çift olabilmek için hayal kuranlar da. Sizce neden yalnızlık giderek artıyor?

Yalnız ve tek başına olmak arasındaki o kalın çizgiyi görmek gerekiyor. Pek çoğumuz maalesef aradaki farkı bilmiyoruz. Tek başına olabilmek harika bir duygudur ama bu yalnız olmak demek değildir. Kendinle birlikte olmaktan sevgi, şefkat ve sevecenlik oluşmuyorsa zaten hayatında bir şeyler yanlış gidiyordur ve ortada ciddi bir yanılgı var demektir. Ben yalnızlığı bir hastalık olarak değerlendirirsem, tek başınalık tam anlamıyla bir sağlıklı olma halidir diyebilirim. Yalnız olan kişi, yaşamını yabancı bir ülkedeymiş gibi yaşar; tek başına olansa bütün dünya kendi ülkesiymiş gibi. Bunu haftalarca ve defalarca Vipassana meditasyonlarım sırasında çoğu zaman ağır şartlarda deneyimlemiş bir insan olarak konuşuyorum. Yalnız olan enerjisini yararsız bir biçimde ve boşu boşuna tüketir ve sonunda hiçbir şey üretmez. Tek başına olan onu tekâmül uğruna kullanır, zamanla daha üst enerjiler üretir, daha nitelikli enerjilere erişir. İlk önce insanların bu ayrımın farkına varıp kendileriyle baş başa olmaktan keyif alabilmeleri ve beslenebilmeyi öğrenmeleri gerekiyor daha sonra,  yaşamlarına bir insanı dâhil etmeli ve onunla bir hayatı paylaşmalılar. İnsan önce kendisiyle mutlu olmalıdır, zaten kendinle mutluysan kimseyle derdin olmaz.

Sevilay Acar


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: