Kendi halinde bir insanoğlu… Büyümek denen lanetli bir yoldan yürümek zorunda. Geçen her dakika ile dünya onu şaşırtıyor; yola başlarken yüzü ne kadar güldüyse, ciddi bir hıza ulaştığında gözleri o kadar yaşla doluyor. Belki de daha fazlasıyla… Tek sebep ise diğerlerinden farklı olması. Tüm komşuları saat 23.00’dan sonra evde otururken o dışarı çıkıyor; tüm arkadaşları saç tokalarından ya da kaçırılan penaltılardan konuşurken, o gündemi takip ediyor. Kulaklığından çıkan müzik alışılmadık bir melodi olduğu için yanında oturan otobüs yolcusu onun satanist olduğundan şüpheleniyor. Evinde köpek beslediği için günahkar, sokaktaki kedileri beslediği için deli ilan ediliyor. Elinden kitap eksik olmadığı için “Bırak yeaa, entel!” cümlesiyle öteleniyor. Elini tuttuğu kişinin karşı cins olmamasından ötürü, kaderine ‘ölüm’ işleniyor. Başörtüsünü tarikat kurbanı yapmak yerine, aklıyla yücelttiği için yetkisiz kişiler tarafından aforoz ediliyor. Saçı mavi olduğu için oturduğu tramvayda bir grup genç erkek tarafından taciz ediliyor; kızıl olduğu için basit görülüyor. Kız arkadaşını parktaki bankta öptüğü için dayak yiyor. Sadece kadın olduğu için tecavüze uğruyor, tahrikçi ilan ediliyor, mağdur oluyor. İnancını ya da inançsızlığını kendi iradesiyle yaşamak istediği için dışlanıyor. Kendisi olmak ve bunu istemek dışında başka bir gayeye sahip olmayan kişinin çaresizliğinden bahsediyorum. Kitap okumak isteyen, kedi beslemek isteyen, müzik dinlemek isteyen, istediği zaman uyuyup istediği zaman uyanmak isteyen, sadece ve sadece kendisini yaşamak isteyen insanlardan bahsediyorum. Hani şu özgürlüğü için ölenler, öldürülmek istenenler: Mutantlar…