Look Up! (Yukarı Bak)

Son dönemde sosyal medyada dolaşan ve 45 milyon kişi tarafından izlenen Look Up’ı seyrettiniz mi?

Look up, Garry Turk isminde 27 yaşında bir genç tarafından hazırlanan ve izlenme rekorları kıran bir kısa film.

Filmde sosyal medya hakkında yaptığı sentez; ilişkilerimizin geldiği durumu açıkça ortaya koyuyor. Yaklaşık 5 dakika süren bu kısa film, aslında hiç tanımadığımız kişilerle dolu Facebook ya da Twitter hesaplarımızın, kendimize yaratmaya çalıştığımız illüzyonların geldiği boyutu anlatıyor.

Sosyal medya belki de yıllarca tanıdığımızı sandığımız kişilerin farklı ve akıl almaz boyutlarını görmemizi de sağladı. Ne dersiniz?

Garry, sosyal medyayı enformasyonun dibe çöktüğü zengin açgözlü bir dünya diye tanımlıyor. Ego, kibir ve pazarlama dünyası… En iyi taraflarımızı gösterdiğimiz, ama duygularımızı kenara bıraktığımız bir dünya.

Paylaşımlarımıza kaç kişinin “like” yaptığı ya da “retweet” ettiği ile ölçümlediğimiz bir sosyalleşme.

Hatta artık doğum günlerinde arkadaşlarımızı aramamıza, onlara küçük sürprizler sunmamıza filan da gerek kalmadı. Zira hazırı var sosyal medyada . Mesajı yaz, yanına bir pasta ya da çiçek koy olsun bitsin.

Hatta cenazeye bile gitmeye gerek kalmadı. Taziye mesajlarını yaz. Kim girecek bu trafiğin içine, ne gerek var?

Bu denli iletişim çağında iletişemiyoruz. Gittikçe yabancılaştığımız sahte cennetlerimizin içinde kapana sıkıştık, kaldık. Kendi yaratığımız ve adını modernleşme diye koyduğumuz bu labirentin içinde peynir arayan fareler gibiyiz.

Peki peynirin adı ne?

Sevgi…

Buraya kadarını biliyoruz. Peki ne yapacağız dediğinizi duyar gibi oluyorum.

Öncelikle sürekli yalnızlığın bir özgürlük değil, aslında bir problem olduğunu kabul etmemiz gerekiyor galiba. Ve yalnız kaldığımızda vaktimizi neyle geçirdiğimize bize ya da başkalarına değer katan, üretken işler yapıp yapmadığımıza bakmamız.

Dostlarımızla birlikte olduğumuzda tüm iletişim araçlarını kapatmaya ne dersiniz?

Özel günlerde sms mesajı göndermek yerine, ziyarete gitmeye ya da en azından bir telefon açmaya?

Ara sıra sadece birbirimizi görmek için büyüklerimizin yaptığı gibi çay günleri düzenlemeye?

Veya çocuğumuzu sinemaya götürürken, arkadaşımızın çocuğunu da alıp, birlikte gitmeye?

Zevkle pişirdiğimiz yemeği paylaşmak için komşularımızı davet etmeye?

Şehrin bilmediğimiz yerlerini keşfetmek için günü birlik kültür turuna çıkmaya ve hiç tanımadığımız insanlarla tanışmaya?

Tatilimin 1 haftasında teknede kaldım. Ne cep telefonu vardı ne internet. Açıkçası yapamam gibi gelmişti. Ama öyle olmadı. Teknede dünyanın farklı yerlerinden, kültürlerinden gelmiş insanlarla harika sohbetler yaptım. Denize daldım saatlerce. Müren, ahtapot ve yüzlerce balık, harika bitkiler gördüm.

Geceleri yıldızların altında uyuyup kayan yıldızları saydım, dilek tuttum.

Kitap okudum ve sadece müzik dinledim. Ve kızımla hiç olmadığı kadar keyifli vakit geçirdik.

Sosyalleşmek için Garry’nin dediği gibi kafamızı ekrandan kaldırıp, yukarı bakmamız yeterli belki de?

Ne dersiniz?

Başak Tecer


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: