Kıymık

Sağa sola korkulu gözlerle bakıyorsun. Onu kaybetmenin üzerinden epey zaman geçmiş. Artık zifiri bir karanlığın ortasında kör bir yarasa gibisin. Ellerin, ayakların uyuşuyor. Kanın çekiliyor. Şehrin sessizliği çöküyor üzerine. Birbirine benzeyen dar sokaklarda yürüyorsun. İçinde büyüyen boşluk öldürüyor seni. Yüksek bir dağın kıyısından geçerken ayağın kayıyor. Yeniden kalkmaya çalışıyorsun ama boşuna. Taşların soğuğu nefesine karışıyor. Kalbin göğsünü deldi delecek. Sürünüyorsun. Arayışın bitmek tükenmek bilmeyen sonsuz bir döngüye dönüşüyor. Sonra kollarına, bacaklarına yapışan eller kaldırıyor seni. Omuzlarda uçarcasına ilerliyorsun. Gözlerin taşıyanlara kayıyor. Daha önce yüzlerini hiç görmediğin yabancı simalar çarpıyor bakışlarına. Hepsi öfke dolu. Aradığın onların içinde de yok. Fener alayını andıran ışıklar takip ediyor sizi. Sakallarına doğru ılık bir sıvı akıyor. Başındaki dikenler derine batıyor. Bir günahın akıldan çıkmaması gibi sen de aradığını unutamıyorsun.

Gölgelerin arasından sıyrılıp gelen bir siluet, elindeki çivileri avuçlarına saplıyor. Tüm bedenin geriliyor. Ayaklarının bağlandığı tahta, kıymık acısıyla dolduruyor içini. Şişen göz kapaklarının altından toplanan kalabalığı hayal meyal seçebiliyorsun. Kulaklarında uğultular yükseliyor. Seslerin arasında tanıdık bir seda arıyorsun. Bir sırrın peşine takılıp yitmiş sanki. Kin, nefret dolu bakışlar ruhunu boğuyor. Yine de onlara acıyorsun. Merhamet, gücüne güç katıyor. Göğü seyrediyorsun. Geçmiş bir hikâyenin, hep dinlediğin acıların tam ortasındasın. Her şey karışıyor. Âdeta bir fırça etrafa gelişigüzel boyalarını saçıyor. Ardından tüm bilinmezi yok eden bir beden beliriyor. Sen semaya uçup giderken başın siyahlar içindeki bir kadının elleri arasına düşüyor.

S. Sinan Özer

Önceki İçerikKitap Şehre Geri Dönüyor: 39.Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı
Sonraki İçerikRenkler Neden Önemlidir?