Kendini Korkularından Arındır

Endişe ve korku üzerine, bağımlı bir yaşamdan başka hiçbir şey kurulamaz.  Dışarıda korkacağımız herhangi bir düşman ya da bize zarar verecek hiçbir kötülük ve korkulacak hiçbir şey olmadığını fark ettiğinizde korku kaybolur ve özgürlük dizginleri eline alır.

Yıllardır korkuyu, olumsuz duyguların çıkış noktası olarak ele alarak üzerine yaptığım araştırmalar neticesinde, insanlığın damarlarında akan ve doğumundan itibaren insanlığı felç eden adeta bir uyuşturucu olduğunu fark ettim. Korku konusunu üst düzey yöneticilerle ve kurumsal liderlerle düzenlediğim seminerlerimde ana konu olarak masaya yatırdım ve insanlığın psikolojik kirlenmesi ve liderlik ile ilgili araştırmamın ana unsuru olarak korku üzerine pek çok yazı yazdım. Tanrılar Okulu kitabımda, gerçek hayatta rastlanmayacak bir karakter, bilinçli bir şekilde korkaklığı ve her türlü olumsuz duyguyu Oluş’undan söküp atmanın yolunu gösteren, iş ve özel hayatının başarısının sırrı olarak gören Dreamer adı altında tanımlanmış hayali bir varlık, doğaüstü bir insan yarattım.

İnsan kendi üzerinde gösterdiği hararetli ve ısrarcı gayretler ile yaptığı yorucu çalışmalar sonucunda, korkunun aslında hiç var olmadığını keşfedebilir. O, sadece bir hayal ürününden ibarettir.

Sıradan insanlar için zihinsel panik bir hayal ürünü olabilir fakat bugün hala, insanlığın mevcudiyetinin acımasızca itici gücüdür. Korkunun teorisini adeta zihinsel bir sınır, dev bir uçurum gibi insanoğlunun iki farklı türünü birbirinden ayırdığı konusundaki teorimi kitabımda da açıkça paylaştığım gibi; bir tarafta, “memur zihniyetinde” olan, kurumların ihtiyaçlarını karşılamak için çalışan ve bağımlılığın ıstırabına katlanabilmek için kendilerini uyuşturma konusunda eğitilmiş bir çalışanlar ordusu… ve çizginin diğer tarafında ise risk almaktan çekinmeyen, altıncı his olan ‘sezgisiyle’, düşlerine sarsılmaz bir  güven ve inanç gücüyle yedinci hissi ‘düşlemek’ olan geliştirmiş bir grup cesur adam ve kadın yer alır. Mütemadiyen bağlılıkları sayesinde bu küçük grup, imkansızı imkanlıya, düşleri gerçeğe dönüştürüyor.  Girişimciler, eylem filozofları ve vizyon sahibi liderler bu grubun içinden yetişiyor. Bu iki grubun arasındaki sınırın bir adı var: Korku.

İnsanoğlu kaderini değiştirmek için düşünme şeklinde devrim yapmalıdır. İkinci el fikirleri ve inançları terk etmelidir. Korkuyu ve olumsuz duygularının kökünü tamamen kurutmalıdır. Hayal gücünü korkunun zorbalığından özgürleştirmelidir. Ancak o zaman kâbusları son bulacak ve yarattıkları karşı ütopya tarihe karışacaktır.

İnsanoğlunun psikolojisindeki korkunun kökünü kurutabilmemiz karşısında, medeniyetimizin ve gezegenimizdeki hayatın değişiminin ne kadar çarpıcı olacağını hayal etmek imkansızdır. Savaşların ve çatışmaların hepsi olmasa bile kötülüklerin çoğunun iyileştirildiği bir dünya olurdu. Bireysel ve sosyal hayatımızın esası olmasına rağmen, insan psikolojisinin bu dominant halini şimdiye kadar hiçbir okul, üniversite programı veya mentor ele almamıştır, bize ondan nasıl kurtulacağımızı ve onsuz nasıl yaşayacağımızı öğretmemiştir. Benim teklifim, genel kamu binalarını ve çalışma yerlerini şu kısa ve öz sözle donatmak olurdu: “Korku, hayaldir”. Buradaki amaç, insanları ve özellikle gençleri korkusuzluğa giden dar, az tercih edilen yola doğru ilk birkaç adımı atmaları adına uyarmak için sürekli bir hatırlatıcıya sahip olmaktır. Yapılan aralıksız zorlu çalışmalar ve başvurduğu acımasız bir dürüstlüğün yardımıyla bazı insanlar bütün korkuların aslında sadece hayali olduğunun keşfetme noktasına gelebiliyorlardı. Nitekim, insanlar bütün varoluşlarını korkularının dondurucu bir endişe denizinin içine batmış olarak imkânsız veya olası olumsuz olayların endişeli beklentisi içinde yaşıyorlar fakat çok nadir olarak gerçek bir tehlikeye ilişkin fiziksel olarak somut bir korkuyu deneyimliyorlar.

Araştırmasında ısrarcı olan ve kaynağına inmeye cesareti olan bir insan, hayali olmasına rağmen korkunun bütün yaşamını ve yaptığı her şeyi yönettiğini keşfedecektir, aynı şekilde yapmadığı her şeyin de onu uyutmayan kâbusları tarafından dikte edildiğini fark edecektir.  Fikirlerini takip etmeyen bir insan hiçbir zaman bir girişimci olmayacaktır. Hiçbir zaman kendisine inanma gücü olmayacaktır. Hiçbir zaman düşlemeye bile cesaret edemeyecektir. Onu geride tutan tek şey korkusudur. Korku, onun hayatı boyunca bağımlı olmasına, maaşlı bir işin aldatıcı konforunun peşinde koşmasına ve bir sonraki ayın maaşından başka hiçbir şeyin beklentisinde olmamasına sebep olacaktır.

Şayet bu birey, içsel bir çalkantı yaşarken keşfini daha da ileriye götürürse, hayat arkadaşının bile kendisi tarafından değil, korkusu tarafından seçildiğini fark edebilir. Okuduğu alanları, kurduğu aileyi, sahip olduğu çocukları ve hatta kendisini içinde bulduğu profesyonel kariyerini veya yaptığı işi bile dünyanın kendi korkusu tarafından çarpıtılmış prensipleri doğrultusunda seçmiş olduğunu keşfedebilir.

Herkes gibi, benim de korkunun dışarıdan gelen tehdit edici olaylara karşı verilen doğal bir tepki olduğuna inandığım zamanlar oldu. Fakat işin aslı böyle değil. Kendi üzerimde çalışmaya, kendimin ve diğer insanların hayat tarafından karşımıza çıkartılan çeşitli durumlardaki tepkilerini gözlemleme konusunda daha dikkatli ve tarafsız hale geldikçe, aslında korkunun mekanizmasının tam tersine işlediğini anladım: Önce korkarız, sonra da en çok korktuğumuz şey her ne ise onu yaşamımıza bilinçsizce davet ederiz. Korkunun kendisi, korkulacak şeyi yaratır ve bizim onunla karşılaşabilmemiz için gizlice plan yapar.

Korkma

Korku ve korkudan kaynaklanan bütün duygular dünyayı bugünkü bildiğimiz şekle sokar. Dünya üzerindeki en korkunç hastalık AIDS veya kanser değildir ya da en gerçek felaketler; kirlilik, işlenen suçlar, savaşlar veya dünyanın pek çok yerinde yaşanan yoksulluk değildir. Onlar en fazla sonuçlar olarak değerlendirilebilir. Gerçek felaket, insanoğlunun olumsuz hislerinin ölçülemeyecek derecedeki uçsuz bucaksız cehennemidir ve öncelikle Korku’sudur. Bu, Korku’nun insanoğlunun ilk günahı ve silinmez psikolojik bir hastalık olduğuna dair İncil’de geçen hadisi açıklar. Adem, cennetin şimdi kaybolmuş kapısının eşiğindeyken, ağzından çıkan ilk sözler: “Bahçede ayak seslerini duydum ve korktum” olmuştur.

Bhagavad Gita ile binlerce yıldır kuşaktan kuşağa geçen Hint Geleneği, “korkusuzluğun” bir savaşçının içinde bulunduğu hal – bir kahramanın, ilahi sırra vakıf bir insanın ilk özelliği olduğunu belirtir. Aynı şekilde, Türk İstiklal Marşı’nın şu kelime ile başlaması da tesadüf değildir: KORKMA

Ve Muhteşem Sultan Süleyman’ın babası olan Yavuz Sultan Selim ardında şu çarpıcı sözleri bıraktı:

Cesaret insanı zafere,

Kararsızlık tehlikeye,

Korkaklık ölüme götürür.

*

Endişe ve korku üzerine, bağımlı bir yaşamdan başka hiçbir şey kurulamaz.  Dışarıda korkacağımız herhangi bir düşman ve bize zarar verecek hiçbir kötülük olmadığını, korkulacak hiçbir şey olmadığını fark ettiğinizde korku kaybolur ve özgürlük dizginleri eline alır.

Stefano D’Anna


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikİlişkilerde İletişim Atölyesi
Sonraki İçerikMarkalar Sarsılmaz Bağlılık Hikayelerini Nasıl Yaratır?
Prof. Stefano D’Anna
Stefano D’Anna, Napoli Üniversitesi’nin İktisat Fakültesi’nden “Cum Laude” derece ile mezun olmuştur ve London Business School’da Master yapmak üzere ITP Programı’na ve Milano’daki Katolik Üniversitesi’nde Birinci Sınıf Onur Derecesi ile İletişim Sosyolojisi Doktora Programı’na kabul edilmiştir. Ekonomist, sosyolog ve bestseller yazar kimliklerinin yanı sıra vizyon sahibi bir eğitmen olan Stefano D’Anna dünya genelinde Avrupa’da, Amerika’da ve Güney Amerika’da pek çok önemli forum, uluslarası kongre ve konferanslarda, yakın tarihlerde Forum Istanbul ve Atina’daki Greek Power Summit’te ana konuşmacı olarak yer almıştır. Alfa Romeo, Milano, New York ve Orta Doğu’da merkezi bulunan Olivetti Corporation ve Torino ve Cidde’de merkezleri bulunan Fiat International gibi çok uluslu firmalarda üst düzey yöneticilik de yapmış olan D’Anna başarının sosyolojisi üzerine çalışmaları ile “Zamandan Bağımsız Liderlik, Bütünlük ve Kurumsal Uzun Ömürlülük” üzerine düzenlediği seminerlerle pek çok kurumsal lidere ilham kaynağı olmuştur. İtalyanca, ingilizce ve türkçe olmak üzere çalışmaları ve araştırmaları ile ilgili yüzlerce bilimsel makalesi yayınlanmıştır. Tempo dergisinde 3 sene süresince aylık yazıları yayınlanmıştır. Yayınlanan kitapları arasında “Berlusconi in Concert”; best-seller kitabı “Tanrılar Okulu” başta Rusça, Çince, Türkçe ve Portekizce olmak üzere 12 dile çevrilmiştir. Londra, Madrid, New York, Roma, Floransa ve Milano’da kampüsleri bulunan European School of Economics’te 1994’ten beri yapmış olduğu Rektörlük görevini 2010 tarihinden itibaren bırakmıştır. İnsanlığın yeni hücreleri olmaları için dünyanın umudu olabilecek geleceğin liderlerini yetiştirmek üzere özel seçilmiş öğrencilere mükemmellik hissini, özgürlük için sınırsız sevgiyi ve bozulmaz bir bütünlüğü öğretmek için kurmuş olduğu en gelişmiş liderlik projesi olan Future Leaders for The World programına kendisini adamıştır.