Kol Kırıldığında Yen İçinde Kalmasın! Psikolojik Danışman Selçuk Duman – Röportaj

Şubat ayı bizim için bir matem ayı olarak tarihe geçti. Sadece bir aile değil, toplum olarak kayıp verdik. Özgecan Aslan’ın başına gelen korkunç olayın detaylarını, duygularımızı, kinimizi, nefretimizi, acılarımızı ortaklaşa paylaştık ve paylaşmaya da devam ediyoruz. Cinayetin detaylarını, en ince ayrıntısına kadar hepimiz yakından takip ettik. Özgecan Aslan’ın ailesinin duruşu, babasının bir bilge gibi canı yanmasına rağmen sevgiyi, sevmeyi öğütlemesi ve tüm dikkatleri “her şeye rağmen sevebilmenin” üzerine çekmesi  asla unutamayacağım duruşlardan birisidir. Ne çok şey öğretti Özgecan, babasının dediği gibi “dünyanın en iyi psikoloğu” olarak.  Dünyalarımızın içine tuttu fenerini;  o duru ve berrak özüyle baktığı fotoğrafla.  Özgecan’ı, yaşananları, ailesini, bakışıyla işaret ettiği şeyleri unutmak mümkün değil…

Türkiye’de tacize uğrayan kadınların sayısının hayli fazla olduğunu, hem istatistiklerden, hem de paylaşılan yorumlardan çok iyi anladığımızı düşünüyorum. Kadınların yanında daha önce görmediğimiz kadar çok erkeğin durduğunu görmek de güzeldi. Fakat bu dayanışma ne kadar sürecek? Toplumda kadın algısı değişecek mi?  İnsanı eleştirmeden, kalıplaştırmadan ayrı bir kişilik olarak görecek ve her şeye rağmen sevebilecek miyiz? İç sesimin soruları bunlar… Eminim binlerce, milyonlarca kadın da hem bu dayanışmaya çok seviniyor hem de içindeki şüpheden de kendini alamıyor. Merhamet ve sevgi, insanın en önemli gönül kılavuzu… Bu iki duygu olduğunda, bir baba ne kadar acı çekerse çeksin, kızı ne kadar feci bir halde öldürülmüş de olsa “sevelim” diyorsa, “sevebilmeyi öğrenelim” derim.  Sevebilmek için her yolu deneyelim derim. Çok kinli, öfkeli, sinirli bir halden sonra Mehmet Aslan’ın sözünden sonra daha çok düşündüm; bir insan kötü olabilmek için nasıl bir yoldan geçiyor? Kalbinin gözlerini kapatıp, içindeki şiddetin, caniliğin sesini yükseltmesi için nasıl geliştiriyor kinini, nefretini? Ve merhametsiz ve sevgisiz insan olmanın temeli ne zaman atılıyor? Bu da bir fıtrat meselesi mi yoksa iyileştirilebilecek bir hastalık mı?

Daha önce de anlatmıştım sizlere; bir kadın programında editörlük yaptığım dönemde taciz konusunu işlediğimizde kanım dondu ilk olarak. Çünkü ismini vermeyen izleyici sayısı oldukça yüksekti. Ve programı arayanlar sadece kadınlar değildi. Erkekler de tecavüze uğradıklarını, taciz gördüklerini anlatmışlardı. Ve en kötüsü ise, tecavüzcülerin, tacizcilerin uzakta olmamasıydı. Yani suçlu ailenin içindeydi ve tacizcileri; bir şey olduğunda sığınabileceklerini düşündükleri babalarıydı. Özgecan belki de bütün karanlıkların aydınlanmasına da ışık tutan bir psikolog oldu. Şimdi konuşuyoruz. Aslında hep konuşuyorduk da, şimdi sesimiz duyuluyor çünkü hepimiz bu ateşin diğer evlere de sıçradığının, sıçrayacağının farkına vardık belki de.

Psikolojik Danışman ve Aile Danışmanı Selçuk Duman’a sorduk  taciz ve tecavüzün neden bu kadar arttığını.  Tecavüzcüyü ve tacizciyi besleyen, büyüten nedenler nelerdi? Bir insan neden tecavüz etmek isterdi? Çocuklarımızı tacizcilerden ve tecavüzcülerden nasıl koruyabilirdik? Selçuk Duman, öyle şeyler anlattı ki, dönüp ailenin içine tekrar bakmamız gerektiğini anladım. Biz de bir zamanlar çocuktuk, nasıl büyüdük, ne şiddetle geliştik ve şiddetimizle mi büyütüyoruz çocuğumuzu. Sözlerimiz de dâhil, nasıl yansıyor aynamız bize? Toplumda aile kavramı değişmediği sürece, yani kol kırılıp yen içinde kaldığı sürece sanırım yangını söndürmek mümkün olmayacak.  Ancak yine de umut, sevgi ve adalet demeden de kendimi alamıyorum.

Bu hafta Ömer Faruk Sorak’ın yönetmenliğini yaptığı 8 Saniye adlı filmini izledim. Şu dönemde kadın, erkek herkesin izlemesini öneririm. Sadece baba figürünü görmek için bile film izlenmeye değer.  Filmden bir replik ile sizi Psikolojik Danışman Selçuk Duman ile yaptığımız röportajla baş başa bırakıyorum.

“Ben sesimi alçalttıkça, rüyalarım ve huzursuzluğum seslerini yükselttiler.“

 “Toplumun büyük bir çoğunluğu şiddeti bir iletişim biçimi olarak kullanmaktadır.”

Öncelikle sizinle şu sıralar çok sık karşılaştığımız haberlerden ve bu haberlerin ruh sağlığımıza etkisi hakkında konuşmak isterim.  Neredeyse her gün cinayet haberleri, tecavüz vakaları ve sinir krizine girmiş insanların şiddet eylemlerini okuyoruz. Bu da ister istemez hepimizi oldukça olumsuz yönde etkiliyor.  Ülkemizde şiddet arttı mı yoksa biz şiddeti artık daha şeffaf bir şekilde mi görüyoruz?  Şiddeti tetikleyen sebepler sizce nedir? 

Şiddet olaylarının artış gösterdiğini istatistikler söylüyor bize. Bu artış nüfusun artış oranına göre de düzenlenmiyor üstelik. Şiddet olaylarının dışında artık halkın şiddete eğiliminin ve şiddete olan itibarının da arttığını düşünüyorum. Bu eğilimi hepimiz günlük hayatımızda iliklerimize kadar hissetmekteyiz.  İnsanımızın, çalışanlarımızın ve işsizlerimizin kendilerini değerli, işe yarar ve anlamlı hissettiği alanlar yok. Sokaktaki birçok insan hayata küfreder gibi bakıyor. Mutsuz, hayatından hoşnut olmayan suratları görüyoruz her yerde. Aslında her gün insanlar benzer psikolojik şiddete ve duygusal tacize maruz kalmaktalar. Şiddet olaylarının ölümle sonuçlanması ve bu olayların medyaya yansıması ise bu sürekli gerçekleşen mide bulantısının kusmaya dönüşmesine sebep oluyor. Özgecan cinayetinin bu kadar etki yaratmasının sebeplerinden biri, olayın münferit bir olay olmadığı ve herkes tarafında acı bir şekilde farkına varılmasından kaynaklandığını düşünüyorum.

“Kişi şiddetin işe yaradığını ilk olarak çocukluğunda, aile içerisinde öğreniyor.” 

İnsan neden şiddete başvurur?

Bunun birçok sebebi olabilir. İnsan iradesi onun davranışlarının sebeplerini anlamamız noktasında bizi çokça şaşırtmaktadır. Temel olarak inceleyecek olursak; birinin şiddete başvurması, o kişinin istediğini elde etmek için ya başka bir yolu bilmemesinde ya da bu yolların kapalı olmasından kaynaklanıyor olabilir. Kişi bazen kendisini doğru bir şekilde ifade etmenin yolunu yöntemini bulamadığında yahut bu yollar kapandığında şiddete başvurur. Toplumun büyük bir çoğunluğu şiddeti bir iletişim biçimi olarak kullanmaktadır. Bu durum çocukluktan itibaren şiddetin günlük hayatın rutinleri arasına girmesine sebep olmuştur.

Ailelerin davranışları çocuğun şiddete eğilimini belirliyor o halde?

Çocuklar akıllansın diye kafasına vuran, onlara eski tüplü televizyon yahut pilleri bitmek üzere olan bir kumanda muamelesi yapan bir zihniyetin içerisinde büyüdüklerinde, sorunlarının şiddet ile çözmeyi öğrenmeleri çok normaldir. Erkeğe şiddetin yakıştırılıyor olması, şiddeti destekleyen başka bir unsur. Çevrenizde “kız çocuğuna vurmak hiç yakışıyor mu?” lafını duyarsınız. Bu lafın erkekler için kullanıldığını gördünüz mü? Kişi şiddetin işe yaradığını ilk olarak çocukluğunda, aile içerisinde öğreniyor. Baba istediği olmadığında, bağırıyor hatta iki tane patlatıyor. Sonuçta istediğini elde ediyor. İşe yarıyor şiddet. Bu algıyla büyüyen çocuk istekleri engellendiğinde başvuracağı ilk yol olarak şiddeti biliyor.

Kahvedeki insanın desteklediği siyasi parti lideri bağırdığında, küfrettiğinde hoşuna gidiyor.  Şiddet bir taraftan sürekli bir şekilde protestolarla lanetlenirken, aslında toplumun büyük bir kesimi tarafından farkında olmadan yahut bilinçli olarak körükleniyor. Öğretmenin dayağını ballandıra ballandıra anlatanlara çokça rastlamışsınızdır. Toplumun ortak bilinçaltını yansıttığını düşündüğüm birçok atasözü şiddetin ne derece kabul gördüğünün kanıtlarındandır. “Kızını dövmeyen dizini döver” lafının günümüzde hala hatırı sayılır bir taraftar grubu olduğunu açıkça görmekteyiz. Sigmund Freud, “Uygarlık, ilk defa bir insanın öfkelenince taş atmak yerine laf atmasıyla başlamıştır.” Sözü aslında şiddetin yerine neyi koymamız gerektiğini bize açıkça söylemektedir. 

Aynı ortamda yaşayan kızlar erkeklere nazaran daha sakin olabiliyor. Kadınların bu durumu aşıp, erkeklerin aşamamasının nedeni nedir?

Erkeklerin şiddet eğilimi genetik olarak da daha fazladır fakat erkeklerin şiddete daha fazla başvurmasında, sorunlarını çözümlemek için başvurabileceği yolların kısırlığı da etkilidir. Ayrıca erkeğin toplumun yüklediği roller sebebiyle kadını kendi mülkiyetinde bir eşya olarak görmesi, kadına şiddet uygulamasının hakkı olduğu inancını geliştirmesine yol açıyor. Yani erkek diyor ki “bu kadın benim, döverim de severim de.”

“Şiddet içeren görüntüler, videolar ve söylemler çocuklar üzerinde tahmin edemeyeceğimiz sonuçlar doğurabilir.” 

Karısını bıçaklayan, parçalara ayırıp çöp tenekesine atan eşler, yaptıklarını soğukkanlılıkla anlatan insanlar, internette paylaşılan görseller, hepimizin gözleri önünde. Bunun özellikle internet kullanan çocuklar üzerindeki etkisini merak ediyorum. Bu haberler ve paylaşılan fotoğraflar çocukların bilinçaltına bir şiddet mesajı yerleştiriyor mu? İnternet kullanan çocuklarımızı nasıl koruyabiliriz bu durumdan?

Nasıl ki babanın anneye, aile bireylerine şiddet uygulamasına tanık olan bir çocuk şiddeti normalleştiriyorsa, internet ve tv de sürekli şiddet olaylarını gören toplumunda şiddeti kanıksamasına sebep olabiliyor. Şiddet içeren görüntüler, videolar ve söylemler çocuklar üzerinde tahmin edemeyeceğimiz sonuçlar doğurabilir. Bu yüzden özellikle 15-16 yaşına kadar çocuğun internet ile ilişkisini kontrol altında tutmak daha sağlıklıdır. Hele de sosyal medya üzerinde denetlenmesi imkânsız olan fotoğraflar ve videolar dolaşmakta. Bu pornografik bir reklam yahut bir adamın öldürülme anları da olabiliyor. Maalesef çocuk böyle görüntülerle bir anda karşı karşıya kalıyor. Bu görüntüler onda travmatik etkiler oluşturabilir. Bunun için facebook, twitter gibi kontrolü ve denetlenmesi imkansız olan sosyal medya hesaplarının küçük yaşlarda açılmaması ya da kurallar dâhilinde sınırlandırılması gerekmektedir.

“Özgecan cinayetiyle ilgili en çok dikkatimi çeken şey tecavüzcünün annesinin verdiği röportajdı…” 

Özgecan’ı öldüren insanın hayat hikâyesine baktığımızda, şiddet uygulayan bir baba, şiddetin içinde yaşamış bir çocuk görüyoruz. Bu çocuk zamanla büyüyor ve eşinin anlattığına göre o da eşine şiddet uyguluyor ve nihayetinde maalesef soğukkanlılıkla işlenen bir cinayet ortaya çıkıyor. Aile içi şiddet bir çocuğun gelecek hikâyesini nasıl belirler? Bu babadan oğula geçebilen şiddetin önüne nasıl geçilebilir? Bu mümkün müdür?

Özgecan cinayetiyle ilgili en çok dikkatimi çeken şey tecavüzcünün annesinin verdiği röportajdı. Anne hiçbir bebeğin tecavüzcü ya da katil doğmadığını söyledi. Oğlunun bu duruma düşmesinin sebebini ise şöyle açıkladı: Babası onu çok döverdi. Baskılanmış ve sağlıklı yaşanmayan bazı duyguların bu şekilde patlak verdiğini düşünüyorum. Tecavüze kalkışan kişilerin bir kısmı psikiyatrik bozuklukları olan insanlar olabilir fakat tamamını hasta olarak nitelendiremeyiz. En azından toplumun algıladığı anlamda hasta değildirler hepsi. Tecavüze yönelen kişilerin içinde bulunduğu duygu durumu;  kadınlara yüklediği anlam ve kendi kafasında ayrıştırdığı kadın imajı, yasal yükümlülüklerin yetersiz olması, alkol ve uyuşturucunun etkisi, duygusal boşluk ve hedefsiz, amaçsız yaşam bu tarz kişileri tecavüze yakınlaştırabilir. Aile içerisinde cinselliğin sağlıklı anlatılmadığı, şeffaf bir şekilde konuşulmadığı bir ortamda büyüyen ve cinselliği yaşıtlarından, küfürler arasında öğrenen çocukların bu takım cinsel saldırganlıklara başvurmaları da çok şaşırtıcı olmasa gerek. Yine dekolte giyen kadınlar davetkardır, gece yarısı otobüse binen kadın aranıyordur algısı da tecavüzcüyü cesaretlendiren bir rol oynamaktadır.

“Medya haber yaparken, mağdurun “insan hakkını” ve “kişiliğini zedeleyen“ yayınlardan uzak durmalı.”

Medyada yer alan bazı haberler oldukça kışkırtıcı olabiliyor. Medya da paylaşılan haberleri sağlıklı buluyor musunuz bir uzman olarak? Medya bu konuda nelere dikkat etmeli?

Medya, televizyonlar ve diziler bana göre sembolik ve işe yaramaz sansürlere haddinden fazla özen gösterirken, toplum sağlığı için asıl zararlı olan figürleri, haberleri, dizileri yayınlamakta bir yarış halindeler. Özellikler haberlerin sunuluş şeklinin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu sunuş şekli toplumu paranoyak hale getirebiliyor. İnsanlar haberleri izledikten sonra sokağa çıkmaya korkar hale gelebiliyorlar. Medya haber yaparken, mağdurun “insan hakkını” ve “ kişiliğini zedeleyen” yayınlardan uzak durmalı. Bazen kişi ikinci bir mağduriyeti de haberin yayınlanmasın ardından yaşıyor. Ben dış unsurların etkisinden korunmanın yolunun kişinin algılayış biçimiyle ilgili olduğunu düşünüyorum. Medya okuryazarlığı iyi seviyede olan toplumun televizyondaki programların kalitesini artıracağı kanaatindeyim. Yani televizyonda ne çıkarsa çıksın kişinin iç dinamikleri bununla baş edebilir halde olmalıdır. Bu da ancak doğru bir eğitimle gerçekleştirilebilir.

“Daha önce tecavüze uğrayan birey tecavüz edebiliyor…” 

Türkiye’deki tecavüz ve şiddetle ilgili istatistiklerin tamamı ancak adli vaka haline dönüşenlerden ibaret. Yani gerçek, şu anki rakamlardan daha ürkütücü olabilir. Taciz ve tecavüz vakalarında benim tanık olduğum ilginç durumlar arasında özellikle tacize ve tecavüze yeltenen erkek çocuklarının da geçmişte aynı konuyla ilgili mağduriyeti var. Yani daha önce tecavüze uğrayan birey tecavüz edebiliyor. Bu gizlenen ve çözümlenmeyen mağduriyet bu tür vakaların artışına neden olabiliyor maalesef. Birçok aile ensest ilişkiyi rezil oluruz yahut ailemiz dağılır kaygısıyla gizliyor. Bu da mağdurun suçluya dönüşmesinde etkili oluyor.

Çocuğunu Döven Yedi Kat Torununu Döver 

“Çoğunlukla can yakmaya hevesli kişiler, geçmişte fazlaca canı yanmış kişiler oluyor.”

Biz biraz çocuklarımızın hatalarını, eksiklerini ve hastalıklarını saklayan ve üstünü örterek yok sayan bir toplumuz. Bir insanın ( çocuğun )  içinde sapıklığa, saldırganlığa ve şiddete eğilimi olup olmadığını anlamak mümkün mü? Böyle bir durumda ailenin doğru davranışı ne olmalı? 

Şiddeti öven atasözleri daha meşhur olsa da yeterince itibar görmeyen bir atasözümüz daha var ki o da şu: “Çocuğunu döven, yedi kat torununu döver.” Çoğunlukla can yakmaya hevesli kişiler geçmişte fazlaca canı yanmış kişiler oluyor. Bazı ailelerde şiddet tek iletişim yolu. Küfreden baba çocuğuna, okulda küfretmemesini öğütlüyor. Özgecan’ı öldüren kişinin babası eminim kendini “Ben git tecavüz et mi dedim?” diye savunuyor ve vicdanını rahatlatıyordur. Hâlbuki Özgecan’a saplanan bıçağı yalnızca o adam değil, babası da tutuyordu. Aileler çocuklarına örnek davranışlar sergilemeliler. İhmal ve istismar edilen çocuklar bir anlamda potansiyel suçlulara dönüşebileceği unutulmamalıdır. Siz evde “lütfen” derseniz çocuk lütfen demeyi öğrenir. Aileler çocuklarına öğüt vermek yerine, doğru davranışları sergilemeliler. Unutulmamalıdır ki çocuklar söylediklerimizi değil yaptıklarımızı yaparlar. Aileler çocuklarına cinsiyetler arası onur ve hak eşitliğin olduğunu anlatmalılar. Olayların şiddete başvurmadan da halledilebileceği öğretilmeli çocuklara.

“Takdir edilmeyen, sevilmeyen insanlar sevmeyi de bilmezler.”

Tecavüz, taciz, şiddet bir “sevilmeme” problemi midir? Sevgi ve merhamet eksikliği bir çocuğun birey olmasında ne kadar etkilidir?

Sevilme ve değerli hissetme ihtiyacı insanın temel gereksinimlerindendir. Sağlıklı bir şekilde karşılanmaması kişiyi şiddet dâhil birçok sorunlu davranışa itebilir. Takdir edilmeyen, sevilmeyen insanlar sevmeyi de bilmezler. Sevilen birilerinin olduğunu gördükçe hayata ve diğer insanlara karşı kendini alacaklı hissedebilir. Mutsuz olmasının sebebini diğer tüm insanlar olarak görür.  Şiddete başvurmada sevgi eksikliği olabileceği gibi temelde özgüven ile ilgili de problemler yer alabilir. Yetersizlik duygularıyla baş etmeye çalışan insanlar, sürekli kendilerine karşı bir saldırı tehdidi hissederler. Bu korkmalarına sebep olur aslında. Bu korku onları daha saldırgan hale dönüştürür. Korkunun şiddeti büyüdükçe saldırgan davranış da artar.

Adalet Sağlanmazsa Şiddet Artar

“Tecavüze uğrayan kadın-erkek öncelikle kendini suçlama eğilimi gösterebilir.”

Tacize ve tecavüze uğrayan kadınların kurtulabildilerse bu travmayı atlatabilmeleri ne kadar mümkün? Travmayı atlatabilmek için nasıl bir yol izleniyor. Bir suçlunun bu konuda ceza alıyor olması travma yaşayan açısından nasıl bir önem taşıyor?

Tecavüz olayının atlatılabilme süresi, kişinin daha önceki psikolojik sağlamlığına bağlı olarak değişecektir. Tecavüze yüklenen anlam da burada etkili olmaktadır. Tecavüzün ardından kirlendiği algısı kişiyi yaralayan unsurlardandır. Tecavüze uğrayan kadın-erkek öncelikle kendini suçlama eğilimi gösterebilir. Travmanın etkisiyle işinden ayrılmak ya da şehir hatta ülke değiştirmek isteyebilir. Bu rahatsız edici düşüncelerden kaçış çabasıdır. Bu noktada mutlaka bir psikolojik destek alması mağdur olayın etkisinden kurtulması ve normal yaşantısına dönebilmesi adına önemlidir. Grup terapileri,  bu olayın yalnızca kendi başına gelmediği algısını destekleyip, kişinin rahatlamasına yardımcı olabileceği gibi suçluluk duygusunu da azaltacaktır. Suçlunun ceza almasının mağduru rahatlamasına yardımcı olduğu söylenebilir. Bu adalet duygumuzla ilgilidir. Bazen kişiler , “varlığını korumak için” hesaplaşmayı,  öldükten sonra ki hayata bırakırlar. Adaletin sağlandığının somut bir şekilde görülmesi hangi suç olursa olsun mağdurun iyileşmesine katkı sağlayacaktır.

“Bu olaylar bizim paranoya geliştirmemize sebep olmamalı.”

Ruh sağlığı oldukça etkilenmiş ülke insanlarıyız. Tüm bu yaşananların ardından ruh sağlığımızı nasıl koruyabiliriz? Bize önerileriniz olur mu? ( kapıyı beş defa kilitleyip, dolmuşta kadın varsa binmeyi tercih etmek, arkamızda yürüyen birine karşı korku ve şüpheyle bakmak gibi… )

Sıkça haber konusu olan cinayet ve tecavüz gibi haberlerin toplum sağlığını ciddi şekilde etkilediğini düşünüyorum. İnsanlar tüm komşularından şüphelenir hale geliyorlar. Özellikle Özgecan cinayetinden sonra birçok kişi, tüm dolmuş şoförlerinden korkmaya başladı. Şunu bilmemiz lazım. Bu olaylar bizim paranoya geliştirmemize sebep olmamalı. Bu konuda gerçekçi istatistiklerin topluma anlatılması ve bilinçlendirilmesi sağlıklı olacaktır. İstatistikler böyle bir olayın başınıza gelme olasılığının çok düşük olduğunu gösterecektir. Önlemler almak iyidir fakat bu günlük hayatımızın gidişatını olumsuz yönde etkileyecek düzeyde olmamalıdır. Toplumun üzerinde etkisinin azalması için, her travma sonrası süreçlerde olduğu gibi; belirli bir zamanın geçmesi aşırı ve gereksiz paranoyaların azalmasını sağlayacaktır.

“Aile içi cinsel istismar üstü örtülü utancımızdır!”

Kadınlar kadar erkekler de uğrayabiliyor ve maalesef bunu yapanlar evin içinde olabiliyor. Yine taciz ve tecavüz işlediğimiz bir programda ismini vermeyen onlarca izleyici (çoğunluk erkek)  babaları tarafından mağdur edildiklerini anlatmışlardı ) Böyle bir durumda aile nasıl davranmalı?

Bence daha çok üzerinde durulması gereken nokta;  medyaya ve mahkemelere yansımayan, küçümsenmeyecek sayıda gerçekleşen ensest ilişkilerdir. Aile içi cinsel istismar üstü örtülü utancımızdır. İnsanların yanlış algılarından bir tanesi de; cinsel taciz ve tecavüz tehlikeleri yalnızca evin dışında gerçekleşir düşüncesi.  Babası, ağabeyi, teyzesi, ablası tarafından cinsel istismara maruz kalan çocuklar,  çok daha büyük sorunlar yaşamaktadırlar. Bunun etkisini üzerinden atmaları oldukça uzun zaman almaktadır. Böyle bir durumda hiç vakit kaybetmeden bu durum şikâyet edilmelidir. Ne yazık ki toplumda bu tür olaylar saklanıyor. Özellikle erkek çocuklarına yönelik tecavüz, taciz durumları önemsiz algılanıyor. Oysaki en az kız çocukları kadar psikolojik yararlar açabiliyor. 

“Çocuklara oldukça açık ve basit bir dil ile kendilerini nasıl koruyacakları 3-4 yaşından itibaren anlatılmaya başlanabilir. “ 

Çocuklarımızı taciz konusunda nasıl uyarabiliriz? Onlara bu durumda neler yapmaları gerektiğini nasıl anlatabiliriz?

Çocuklara oldukça açık ve basit bir dil ile kendilerini nasıl koruyacakları 3-4 yaşından itibaren anlatılmaya başlanabilir. Bu çalışma çocuğun yaşına göre en fazla 6 aylık periyotlarla tekrarlanabilir. Onlara özel bölgeler bir çizim üzerinden de yardım alarak öğretilmelidir. “Bu bölgeler: göğüslerimiz, arkamız ve bacak aramız” şeklinde açık ve anlaşılır bir şekilde anlatılmalıdır. Buraya dokunulduğunda çığlık atmak, kaçmak ve en yakındaki birinde yardım almak gibi o an kurtulmak için neler yapılabileceği konuşulabilir. Yabancı insanlardan uzak durması gerektiği anlatılmalı ve en önemlisi de böyle bir taciz-tecavüz olayı gerçekleştiğinde mutlaka aile büyüklerine anlatması gerektiği vurgulanmalıdır.

“Tacize uğrayan çocuk bir takım davranışlarla kendini belli edebilir…” 

Bir çocuğun tacize uğradığını anlamak mümkün mü? Nasıl?

Çocuk bir takım davranışlarla belli edebilir kendini. Cinsel içerikli konuşmalar yapmak isteyebilir. Sizin cinsel organınızı görmek yahut çıplak kalmanız konusunda ısrarcı olabilir. Sürekli kendi pantolonunu ve okulda başka çocukların pantolonunu indirme, eteğini kaldırma davranışı gösterebilir. Yahut tam tersi en arka sırada oturmak ister. Arkasında birilerinin olmasından aşırı rahatsızlık duyar. Elini sürekli cinsel organına götürebilir. Ayrıca çocuk birden bire durgunlaşabilir. Ani huy ve davranış değişiklikleri gözlenebilir. Şüphelendiğimizde ise;  konuşması için çocuğu zorlamak, kızmak, dövmek, travmasını artıracaktır. Onun anlatması için rahat ve uygun ortam yaratmak ve güven vermek gereklidir. Çocuk size güveneceğini bilirse mutlaka anlatacaktır. Bu noktada bir uzman desteğiyle bunu yapmak çok önemlidir.

“Cinsel eğitim demek “pornografi konuşmak” demek değildir.”

Türkiye’de ruh sağlığı anlamında nasıl çalışmalar yapılmalı? Yapılan çalışmalar sizce yeterli mi?

Psikolojik sağlıkla ilgili çalışmaların çocukların gelişim düzeylerine uygun olarak okullarda başlaması gereklidir. Cinsel sağlık eğitimlerinin de bu anlamda yapılması ve yaygınlaşması gerektiğini düşünüyorum. Burada şunu da söylemek isterim cinsel eğitim demek pornografi konuşmak demek değildir. Toplumuzda birçok kişi cinsel eğitime bu algıyla önyargıyla bakmaktadır. Bir diğer önemli nokta ise, ailelerin eğitime tabi tutulmasıdır. Psikoloji,  iyi oluşu bireyin yaşam biçimini de etkiler. Toplumsal olarak sanatsal faaliyetlere daha çok önem verilmesi, insani değerleri övecek, yansıtacak mekânların ve söylemlerin geliştirilmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu konularla ilgili kaliteli televizyon yayınlarının gerçekleştirilmesi de topluma ulaşmak adına etkili olacaktır.

Hala, bazı insanların bir tecavüz olayının ardından ilk aklına gelen soru;  “Üzerindeki kıyafeti neydi?” olabiliyor. 

Bugün Özgecan cinayeti,  birçok erkeğin kadınlarla empati kurmasına neden oldu. Sizce bakış açımız değişecek mi yoksa iki gün sonra kaldığımız yerden anlaşılmamaya ve anlamamaya devam edecek miyiz?

Bu sorunun cevaplanması gerçekten çok zor… Evet, Özgecan cinayeti bir farkındalık sağlayabilir. Tepkiler toplumsal refleksin ve biraz da korkunun bir ürünüdür. Hepimiz korktuk, öfkelendik, kızdık. Somut adımlarla desteklenmedikçe bu farkındalığın etkisini uzun sürmeyeceğini düşünüyorum. Ayrıca bu cinayetle birlikte pek bir şey de değişmedi. Kadınlarımız tek başına dışarı çıkacağı saatin kaygısını hala yaşıyorlar. Yolda yürürken laf atmalardan kaçabilmek için adımlarını hızlandırıyorlar. Hala, bazı insanların bir tecavüz olayının ardından ilk aklına gelen soru;  “Üzerindeki kıyafeti neydi?” olabiliyor.  Özgecan cinayetiyle birlikte, daha çok can yakan şey ise; bu düşüncelerin çokluğuyla yüzleşmek oldu.

Medya haber yaparken mağdurun insan hakkını, kişiliğini zedeleyici yayınlardan uzak durmalı. Bazen kişi ikinci bir mağduriyeti de haberin yayınlanmasın ardından yaşıyor.

  • Aileler çocuklarına örnek davranışlar sergilemeliler. İhmal ve istismar edilen çocuklar bir anlamda potansiyel suçlulara dönüşebileceği unutulmamalıdır.Siz evde lütfen derseniz çocuk lütfen demeyi öğrenir. Aileler çocuklarına öğüt vermek yerine, doğru davranışları sergilemeliler. Unutulmamalıdır ki çocuklar söylediklerimizi değil yaptıklarımızı yaparlar.
  • Babası, abisi, teyzesi, ablası tarafından cinsel istismara maruz kalan çocuklar, çok daha büyük sorunlar yaşamaktadırlar. Bunun etkisini üzerinden atmaları oldukça uzun zaman almaktadır. Böyle bir durumda hiç vakit kaybetmeden bu durum şikayet edilmelidir.

Çocuklarımızı taciz konusunda nasıl uyarabiliriz? Onlara bu durumda neler yapmaları gerektiğini nasıl anlatabiliriz?

Çocuklara oldukça açık ve basit bir dil ile kendilerini nasıl koruyacakları 3-4 yaşından itibaren anlatılmaya başlanabilir. Bu çalışma çocuğun yaşına göre en fazla 6 aylık periyotlarla tekrarlanabilir. Onlara özel bölgeler bir çizim üzerinden de yardım alarak öğretilmelidir. “Bu bölgeler: göğüslerimiz, arkamız ve bacak aramız” şeklinde açık ve anlaşılır bir şekilde anlatılmalıdır. Buraya dokunulduğunda çığlık atmak, kaçmak ve en yakındaki birinde yardım almak gibi o an kurtulmak için neler yapılabileceği konuşulabilir. Yabancı insanlardan uzak durması gerektiği vurgulanmalı ve en önemlisi de böyle bir taciz-tecavüz olayı gerçekleştiğinde mutlaka aile büyüklerine anlatması gerektiği vurgulanmalıdır.


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikYaşamın Özü Aşk
Sonraki İçerikPazartesi Sendromu
Sevilay Acar
Öğrenim Üyesi / Okur- Yazar. En büyük deneyimim çocukluğumda oynadığım oyunlar ve kurduğum hayaller oldu. Her ne yapıyor olursam olayım, iki etken her zaman yolumu belirler: hayaller ve dualar. Çocuk merakı ve heyecanıyla öğrenmeye çalışıyor, okuyor, yazıyorum. Babalardan Babalara adlı bir röportaj kitabım var. Babaların ayak izlerinden oluşan ve hikayeleriyle iç dünyaya yolculuk yaptıran bir kitap olduğunu düşünüyorum. Yolculuğu seviyorum çünkü her şeyin yolda şekillendiğine inanıyorum. Bu yolda en çok da öğrenciyim; kapsayan, içine alan, öğrendikçe çoğalan ve var olan. Karşılaştıklarımı, hissettiklerimi, öğrendiklerimi yazarak paylaşmaya çalışıyorum.