Hobbit: Smaug’un Çorak Toprakları

2013 senesinin de iyi kötü sonuna gelmekteyiz. Gerçi şu aralar ülkede olanlara bakarsak pek de iyi durumda olduğumuz söylenemez. Güzel bir korku filmi izlemek isteyenlere tavsiyem haberleri takip etmeleri. Bazılarına izledikleri kara komedi gibi de gelebilir… İnternette de yazdığı gibi: ‘Yaşamasak eğlenceli ülke aslında”. Sizi bilmiyorum, ama gördüklerim bende daha çok sinir yapıyor. Kolay mı her gün yüzünüze yalan söylenmesi, azarlanmanız ve göz göre göre hakkınızın yenmesi. Ama yine de bu günlerin geride kalacağından umutluyum… Çünkü pencereden sokağa ne zaman baksam havalar bana o sıcak ve güzel Haziran günlerini anımsatıyor.

hobbit1Yılın en son haftasında sizlere yazacağım film Hobbit: Smaug’un Çorak Toprakları. Biraz geç kaldığımı biliyorum. Bu aralar biraz yoğun olduğum için bu filmin yazısı biraz gecikti. Yüzüklerin Efendisi hayranı olanlar ve birçoğunuz eminim filme çoktan gitmiştir. Ama biz yine de gitmeyenler için bir şeyler yazalım, çünkü pek de bir alternatifimiz yokmuş gibi duruyor.

Hobbit: Smaug’un Çorak Toprakları ilk filmin bıraktığı yerden hikayeyi devralıyor: Gandalf önderliğindeki cüceler ve Bilbo, Thorin’in hakkı olan krallığı geri almak için yolculuklarına devam ediyor. Arkalarında intikam yemini etmiş Azog ve adamları, önlerinde ise geçmeleri gereken tehlikeli Elf toprakları ve bol bol örümcek var. Maceralarının sonunda ise onları altınlarının üzerinde uyuyan ejderha Smaug bekliyor.
Hobbit: Unexpected Journey ilk filme kıyasla çok hızlı. İlk filme en çok yapılan eleştiri hikaye temposunun çok yavaş olmasıydı. Bizim dava arkadaşları (not: onlara yazının geri kalanında böyle sesleneceğim) maceraya başlamak için nihayet Hobbit Köyü’nden çıktığında filmin 47. dakikasına gelmiş oluyorduk. Filmin yönetmeni Peter Jackson, belki de tek kitabı üç filme bölmenin rahatlığıyla, karakterlerle tanışma bölümünü oldukça ağırdan almıştı. İkinci filmde bu yükten kurtulduğu için hiç beklemeden bizi aksiyonun içine atıyor ve neredeyse film bitene kadar da içinden çıkarmıyor. Ne yalan söyleyeyim uzun zamandır bir macera filmi izlerken bu kadar eğlenmemiştim. Özellikle bizim dava arkadaşlarının fıçıların içinde elf ve orklardan kaçtığı bölüm çok iyi olmuş.

Peter Jackson ikinci filme gelmemiz için ilk filmde Smaug’u göstermemişti. Bizler de seve seve onun tuzağına düşüp koşar adım sinema salonuna gittik. Acaba yıllarca hayallerimizde canlandırdığımız Smaug nasıl olmuş diye… Kitabı okumayanlar için bu dediklerim bir şey ifade etmeyebilir, ama bir Hobbit hayranı için Smaug’un yeri farklıdır. Çünkü çoğu insanın hayatına giren ilk ejderhadır o. Açıkçası geçen on iki senenin Orta Dünya’ya yaradığı belli oluyor. Bilgisayarla inşa edilen Smaug ve Orta dünya baya göz kamaştırıcı. Belki her yaş grubuna hitap etsin diye yumuşatılan ton bazı seyircileri rahatsız edebilir. Ama bu kadar yüksek bütçeli bir filmin herkese hitap edebilmesi gerek.

hobbit2

Hobbit’i okuyanlar bu filmi yadırgayabilir. İlk filmden de hatırlayacağınız gibi Peter Jackson öyküyü bildiğimiz halinden oldukça farklı bir yere çekmiş. Arada kitapta olmayan bölümler var; Yüzüklerin Efendisi ile bağlantılar kuran bazı yan hikayeler. Bunların sayısının çok olması ve hikayeyi çok bölmeleri ne yazık ki bizi asıl karakterimiz olan Bilbo’dan uzaklaştırıyor. Onun macera sırasında yaşadığı değişime (aslında bütün kitap sadece bunun üzerine kurulu) tanık olamıyoruz. Böyle olunca da film kitaptan farklı bir hikaye anlatmaya başlıyor: Yüzüklerin Efendisine giden olayların öncesi. Filmi, sürekli kitapla karşılaştırmak yerine, ayrı bir hikaye anlatıyor gibi izlerseniz bence bunun bir mahsuru yok. Aksi halde kitabı okuyanların filme ayar olması işten bile değil.

hobbit3

Hobbit: Smaug’un Çorak Toprakları şu sıkıcı günlerde uzaklaşmak için birebir. Yüzüklerin Efendisi’nden tanıdığımız karakterleri karşımıza çıkarması, bol aksiyonlu senaryosu, doğru kullanılmış mizahı ve tabi ki Smaug’u görmenin yarattığı heyecan ile vizyondaki diğer filmlerin önüne geçiyor. Her ne kadar filmde gösterişli aksiyon sahnelerinin arasında kaybolsa da aslında Tolkien’in öne çıkardığı ders de aslında filme tadını veren önemli bir etken: Gücün onu taşıyan kişiyi nasıl zehirlediği.

Neden bilmiyorum ama zenginliğin ve gücün şımarttığı züppe bir ejderhanın küçümsediği cüceler tarafından dayak yemesini izlemek bu aralar bana çok keyifli geliyor. Umarım siz de aynı zevki alırsınız.

İyi seyirler.

Cem Karapolat


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: