Başkalarının gerçeği, sana gösterdiklerinde değil, göstermediklerindedir. O yüzden onları anlamak istiyorsan, söylediklerini değil, söylemediklerini dinle.
Halil Cibran’ın Kum ve Köpük adlı eseri modern dünya klasikleri kategorisinde yer alan bir kitaptır. Uğur Mehter tarafından dilimize çevrilmiştir. Filiz Odabaş tarafından yapılan kapak tasarımında yer alan yukardaki cümleler kitabın geneline dair ipuçları vermektedir.
Halil Cibran’ın kitabını okumaya başladığımda düşüncelerimin nereye gideceğini kestiremedim. Çünkü kitap, kapağında yazdığı gibi anlatılanla değil anlatılmayanla ilgili…
Kitapla Kurulan İçsel Bağ
Kitabı okurken hepimiz kendimize odaklanırız. Kitap yazarla bizim aramızda bir bağ kurmak içindir. Okurken bu bağlantılar konusunda düşünmeye başlarız. Okuduklarımızdan bir de yorum yaptığımızda bu bağlantı kesin kurulacaktır. Bağlantımız kitapta yazarın anlatmak istediğinden ziyade kendimize dair anlamlar üreterek gerçekleşir. Kitabı okurken kendimize dair anlamlar ürettiğimizde de aslında anlatılanla değil anlatılmayanla da ilgilenmiş oluruz. Elbette bu durum kitabı derin incelediğimizde ortaya çıkar. Yüzeysel bir okuma bize anlatılanı da anlatılmayanı da tam olarak gösteremez. Anlama alanını yakalamak istersek kitabı derinlemesine incelememiz gerekir. Bakıldığında her yazarın da her okuyucunun da sonsuz bir alanı vardır kitaba dair.
Halil Cibran kitapta bu sonsuzluğu anlatırken yazısına çizdiği sınırla okuyucuya da sonsuz bir alan tanımlamıştır. Sonsuz yaşam için hem bir son hem bir başlangıç. Yazar kendi yaratıcılığına bir sınır da çizmiş sanki. Çünkü yaratıcılık sonsuz bir alan. Aslında yazıda ona da bir sınır çiziyor. Bu kitap kişinin kendi sınırlarını çizmesine de olanak sağlayacağından önemlidir. Belki de böyle olmasa hiç kimse kendi benliğini, bir başkasının benliğini ve doğayı anlayamaz. Kitap bu açıdan bakıldığında zaman ve mekân olarak evrensel olana hizmet eder.
SONSUZA KADAR yürüyorum bu kıyılarda,
Kumla köpüğün arasında.
Yükselen dalgalar izlerimi silecek
Ve rüzgâr köpüğü üfürecek.
Ama denizle kıyı hep var olacak
Sonsuza kadar.
Sonsuz ve Sonlu Arasındaki Karmaşık İlişki
Karmaşık ilişki kendini çözmekle başlayacaktır. Yazar karmaşık ilişkiye sınır koymak için bir soru sorar.
Bir keresinde dilim tutulmuştu, çünkü biri bana “Kimsin?” diye sormuştu.
Kişiye sorulacak olan “Kimsin?” sorusu onu harekete geçirebilir. Çünkü birey kendine dair bilgileri gözden geçirip yeniden kendini tanımlamak ister. Bu istek kişide sonsuz bir kapının açılışı olabilir. Açılma ile kişi kendine doğru adım atacak ve potansiyelini yeniden ortaya koymaya çalışacaktır.
Sfenks bir keresinde konuşmuş. “Bir kum tanesi çölün ta kendisidir ve bir çöl sadece bir kum tanesidir; şimdi yine hep birlikte susalım,” demiş. Onu duydum, ama ne dediğini anlamadım.
Burada Halil Cibran mitolojiye de atıfta bulunur. Sfenks adlı kötü şansı temsil eden bir yaratığı konuşturur. Yazar kötü şansı yaratanın insanın kendisi olduğunu vurgulamaktadır. Şöyle diyebiliriz: Kum tanesi bir insana benzetilebilir. Bir insan çıkar ve bir toplumun kaderini değiştirebilir. Aynı şekilde kaderi sorgulamayan insanlar ise ömür boyu susmaya mahkumdur. İşte kötü şans budur.
Hatırlamak, bir tür buluşmadır.
İnsan kendini sorgulamanın gücünü hatırladığında elde ettiği sonuç inanılmaz olacaktır. “Bu bir tür insanın kendisiyle buluşmasıdır” dedim kendi kendime bu satırı okuyunca.
Uzay, Samanyolu penceresinden aşağı bakan biri için dünyayla güneş arasındaki boşluktan ibaret değildir.
Halil Cibran yine insanı anlatır. Samanyolu bizim galaksimizdir. Ve buradan bakan insan dünyada kendisini görür. Gördüğü boşluk kendi boşluğudur. İnsan kendi dünyasına dışardan baktığında insanlığa dair yeni anlamlar keşfeder. Dünyaya dışarıdan bakan insan insanlığa dair bilgiler elde eder. İnsanlığın sınırlarını yeniden çizer. Her birey kendi için yeniden tanımlamalıdır sınırlarını.
İnsanın Ezelide Ebedide Kendidir
İnsanlık ezelden ebede akan bir ışık nehridir.
Hadi kulak verelim kelimelere ve diğerlerine yol alırken kendi yorumumuzla karşılaştıralım:
Halil Cibran insanlık adına kendine sürekli yeniden sınırlar çizen bir insandan bahseder. Böylece ezelden ebede akan kişi bu tanımları yeniden güncellediğinde bir ışık olup akacaktır evrende.
Gökyüzünde dolanan ruhlar, insanın çektiği acıyı kıskanmaz mı?
Tıpkı o şiirsel kitapta aktarıldığı gibi, insan ruhu, sıkıştığı bedende sonsuzluğu taşır. İşte çelişkinin kendisi, dünya üzerindeki acıların temel kaynağıdır. Sonsuz bir ruhun sınırlı bir bedende ifade bulma çabası mutlaka bir dile dönüşür. Bazen yazıya, bazen bir resme ya da düşünceye akar. Bedenden doğan her eser, başka acıların dönüşümüne aracılık eder. Bu yönüyle kitabın asıl karakteri, bizzat insanın kendisidir. Okuyucular bu fikirlerle karşılaştığında yeni düşünceler kaçınılmaz olarak filizlenir. Öyle ki, başka ruhlar, acıyla yoğrulmuş hakikati kıskanabilir. Çünkü acıdan doğan her üretim, Tanrı’nın ruhuna dair bir yansımadır. Yansıyan anlam, insana bilmenin kapılarını aralar. Bilmek, sonsuzluğu anlamaya yaklaşmaktır. Ve anlama süreci, nihayetsizdir.
Gecenin yoluna girmeden kimse şafağa ulaşamaz.
Evim bana diyor ki “Beni merak etme, çünkü geçmişin burada yaşıyor.” Ve yol bana diyor ki “Gel, peşime düş, çünkü ben senin geleceğinim.” Ben de evime ve yola diyorum ki “Ne geçmişim var ne de geleceğim. Burada kalırsam, kalışım bile gidişim olacaktır ve gittiğimde bile kalışım olacaktır. Sadece sevgi ve ölüm her şeyi değiştirebilir.”
Kişi, kendine “Kimsin?” sorusunu sorduğunda önünde yepyeni kapılar açılır. İnsanlığın sınırlarını yeniden tanımlamaya çalışan biri, sevgiyle ve ölümle yüzleşmeden ilerleyemez. Ele aldığı her kavram, aynı zamanda hayal gücünün sınırlarını da belirler. Çaba süreklilik kazandığında, yaratımın sonsuz boyutları görünür hâle gelir. Açılan yollar, mutlak iyilik ve sevgiyle temas kurmanın eşiğidir. Elbette bu yol, sıkıntılarla örülüdür.
Halil Cibran’ın satırları, sevgi ve ölümü birlikte düşünerek sonsuzluğa uzanmayı önerir. İnsan, maddesel doğası gereği, olumlu ve olumsuz tüm kutuplarla çalışarak ancak ‘an’da kalabilir. O an ise geçmişin izlerini ve geleceğin ihtimallerini bir arada taşır. Farkındalıkla yaşayan beden, sevgiyle dolduğunda ölüm korkusunu da dönüştürmeyi öğrenir. Dönüşüm, bilince yüklenen bilgidir. Geçmişten alınan kavramlar işlenir, yeni anlamlar hâlinde geleceğe aktarılır. Üretkenliğin sunduğu bilgi, ölüme meydan okuyan bir iz bırakır. Kendini anlayan kişi, geçiciliğe rağmen anlamın izini sürer. Adanış, “Kimsin?” sorusuyla başlar. Aslında her yanıt, yeniden doğuşun ta kendisidir. Çünkü dönüşüm durmaz, değişim ertelenemez.
İnsanın Kendine Körlüğü Üzerine;
Sen körsün, hem de sağır hem de aptal; gel gele tutuşup anlayalım.
Halil Cibran ‘ın daha önce sorguladığı “Kimsin?” sorusu bir kişiye sorulmuş olsa da soru aslında tüm insanlığı kapsar. Çünkü soruyu kendine soran kişi aslında bunu karşısındakine de sormuş gibidir. Sorunun cevabını aramadığımızda hem kendimize hem başkasına kör ve sağırızdır. Kitaptan son alıntıyla çözümlemeyi tamamlayalım:
İnsanı önemli kılan başarısı değil, daha ziyade başarmak istediği şeydir.
Sonuç olarak şunu söylemek mümkün; ölümü yenmenin yolu adanmışlıkla yolda olmaktır. Çünkü başka türlü zihnimize üşüşen düşünceler bizim yolumuzu keser. Sürekli ölümü düşünüp amacımızdan uzaklaşırız. Uzaklaşma ise bizi yaratıcılıkla ilgili çizeceğimiz sınırlardan ayırır. İnsan zihni yeni bir şey üretmeyi bırakır. Böylece kendinde olan potansiyelden de uzaklaşır. Yüzeysel olarak zihninin getirdiği olumsuzluklar artar.
Bu ise kaostur. Kaosu kavramlarla çalışıp düzenlemeye çalıştığımızda, sürekli yeni bir şeyler üretiriz. İyi olana dair üretmeliyiz. Bizi yolda tutar. Halil Cibran kitabın bütününde yolda olarak kendi sonsuzunu somutlaştırıp okuyucu için başka yollar açmaktadır.
Halil Cibran: (6 Ocak 1883- 10 Nisan 1931) Lübnan asıllı Amerikalı ressam, şair ve filozoftur. Eserleri ve düşünceleri dünya üzerinde geniş yankı uyandırdı. Şiirleri yirmiden fazla dile çevrilmiş olan Cibran aynı zamanda başarılı bir ressam idi. Resimlerinin bazıları günümüzde dünyanın birçok şehrinde sergilenmektedir. Yaşamının yaklaşık son yirmi yılını ABD’de geçiren yazar, ölümüne kadar kaldığı bu ülkede eserlerini İngilizce de yazmıştır.
Nurhayat Kayar
Yayınevi: Martı Yayınları
Sayfa Sayısı:78





















