Modern Zamanlara İnat Mektup

21. Yüzyılın elektronik mail ve sosyal medyasına inat, mektup yazanlar da var. Ölümsüzlüğe giden yolun bir zarftan geçtiği inancıyla senelerini mektup yazmaya vermiş insanlar var içimizde… Bu yüzden, ‘Nice yıllara mektup arkadaşlığı’ diyelim mi?

Postcrossing diye bir site duydunuz mu hiç? Dünyanın dört bir tarafından kartpostala sahip olmanızı, sizin de dünyanın diğer köşelerine kartpostallar göndermenizi sağlayan bir site. Ya da Interpals? Mektup arkadaşları bulabileceğiniz ve geleneksel kâğıt ve kalemin o envai çeşit kokusuyla sayfaları doldurup, sonra da bir serüvene başlayabileceğiniz bir platform. Benim mektup yazma tutkusuyla tanışmam 2007 yılına rastlar. Dört yıl önce edindiğim en güzel hobidir.

“Bahanur mektubun var!’’Şimdi dünyanın en mutlu insanı benim işte. Kalbim küt küt atıyor acaba nereden geldi, sevgili mektubum diye. Alıyorum elime ve bu kez sevgili Ana’dan geldiğini görüyor, sevincimin ikiye katlanmasına şahit oluyorum. Bugün zor bir gün olacak benim için; çünkü her mektup için fazlasıyla güç ve emek harcar, aldığımın hakkını veririm her seferinde de. Hayal kırıklığına uğratmam mektup arkadaşlarımı asla. Oturup kahve içer gibi masada onlarla, sohbet havasında yazarım her itirafnamemi. Onlar küçük itiraflar aslında kimselere diyemediğim, anlatamadığım bir yandan da

Her Mektup Bir Roman

Yıllardır süren bir mektup serüvenim vardır benim. Dünyanın ve Türkiye’nin dört bir tarafını gezip, denizleri aşan mektuplarla çevrilidir odamın her yeri. Benim gönderdiklerim sayılmaz bile. Onlardan altı ciltlik bir set yapabilirim rahatlıkla. Arkadaşlarım benim mektuptan çok roman yazdığımı söyleyip alay ederler benimle. Bu doğrudur, hikâyelerimin kahramanı benim ve her hikâye içine yeni bir beden girdikçe karmaşıklaşıp romana dönüşüyor. Sadık okuyucu kitlem olan mektup arkadaşlarımsa olayların birinci elden sahipleri oluyor böylece.

Kabına sığmayan bir 16 yaşındaki Bahanur’un mektup serüveni bugün yedi kıtaya dağıldı ve o adını her yere yolladı aslında. Gizlice yazılar keşfetti onun o çok sevdiği dünyayı. Yazılar şahit oldu okyanuslara, denizlere ve dağlara. Her şeyden önce insanlara, hayatlara… El yazısını ulaştırdığı her insanda, bir parça bıraktı o, yerini bir başkasının el yazısıyla doldururken. Kaleminden hayatı geçti, sınırları aşıp çoğu zaman. Bir açılsaydı o mektuplar, kim bilir ne düşünürdü okuyanlar…

Hiçbir duygumun yok olup gitmesine izin vermedim, asla. Her duygum çatlaktan sızıp kendi oluğunu buldu; aktı bir şekilde başka oluklara doğru birleşerek öbür duygularla. Sınır koymadım hiçbirine; sınırlamadım sözcüklerimi kendimi sınırlandırdığım gibi gerçek hayatta. Muhatabım gerçek bir ben buldu zarfı her açtığında. Yitirdiğim insanlar da oldu arada, yeni kazandıklarımda. Gerçek hayattaki arkadaşlıklar gibi, mektup arkadaşlığı da emek ister, güven ister. Fedakârlık etmelisin bazen, beklemeyi bilmelisin. Geleni küçümsememeli, sen en iyisini yapmalısın elinden gelenin. Arkadaşlık da bambu ağacı gibidir, filizlenene dek uğraştırır insanı; ama sonunda kocaman bir ağaç çıkar ortaya. Su ister bu ağaç her şeyden önce. Mektup arkadaşlığı da sevgiden alır kaynağını ve onunla beslenip büyür gün geçtikçe.

Endonezyalı Nasıl Güler?

Merakım vardı başka iklimlere, kültürlere ve dillere. Endonezyalı nasıl güler, Yunanlı ne düşünür, Amerikalı nasıl bakar dünyaya? Bilmek istedim. Öğrendim; her geçen gün paydaların ne kadar da ortak olduğunu aslında. Özümüz bir, hepimiz insanız. Bunu keşfetmek kendi kendime gerçekten çok güzel bir deneyimdi. Her gün düşünmekten, ansiklopedi karıştırmaktansa alıp ele kâğıdı kalemi yazmak; en temel ihtiyaçlardan biri olan duygu aktarımını gerçekleştirmek daha mantıklı ve samimi geldi doğrusu. İyi ki de, mektup yazarı ve okuruyum.

Müthiş dostluk köprüleri kurdum, başka milletlerle aramda. Hatta Türklerle arası şaibeli milletlerle bile… Sınırları birlikte aştık, şüphelerden yola çıkıp aydınlığa ulaştık hep beraber o insanlarla. Bizim gönül bağımız saat dilimlerini aştı, umursamadık aradaki meridyenleri… Deldik geçtik her farklılığı ortak noktaları bulana kadar. Anladık ki, seviyoruz birbirimizi, sitemimiz kederden. Peki, ne yazdırır bir insana sayfalar dolusu mektubu? Neden gerek duyarsın ki, yazmaya sayfalarca saatlerini harcayarak? Her aldığın mektupla beraber bir adım daha yaklaşırsın evrenselleşmeye.

Kalp atışların daha bir duyulur olur sınırların ötesinde. Cismin vardır oralarda belki ama gerçeğe dönüşürsün, etten kemikte olursun yazdığın her satırla. Harfler birer simge haline gelir ve sınırları aşıp gelmiş düşünce demetleri sarar dört bir yanını. Öğrenirsin, resmen kana kana içersin her bilgiyi. Sıra cevaba gelir ve başlarsın sonsuz muhabbeti ölümsüzleştirmeye kâğıtlarla.

Mektubu yazanı da, okuyanı da özel kılan budur. Dünyayla konuşur ikisi de bedenlerini aracı ederek aslında. Dünyanın dört bir yanını dolaşmış deniz kokan, orman kokan mektuplar bazen de kan kokar buram buram; savaşı getirir evine. Üstünde lekeler taşır, mutluluklar ve hüzünler. Her şeyden önemlisi bir mektup “insanı” taşır. Her ruh taşınmaya ihtiyaç duyar… Benimki de zarfları seçti bunun için.

Ve bugün mektupla başlayan arkadaşlıklarımız, Portekiz’e gelmemle kafelerde beraber içtiğimiz kahvelerin içinde gerçek arkadaşlıklara büründü. Mektup deyip de geçmemek lazım. Her bir mektup aslında bizi ve hayatımızı anlatan bir roman. Tek fark, bu romanı yayınlamak yerine, onu dünyanın dört bir yanına dağıtıyoruz sayfa sayfa. Başka kıtalarda ve ülkelerde can buluyor hikayelerimiz. Ölümsüzleşiyoruz. Adımız o ülkeye taşınıyor hayatlarımızla birlikte.

Sevgili Goethe’nin dediği gibi ‘En ölümsüz anılarımız mektuplarımızdır.’ 21. Yüzyılın elektronik mail ve sosyal medyasına inat, ben ve benim gibi birçok insan “mektup” diyoruz. Ölümsüzlüğe giden yolun bir zarftan geçtiği inancıyla dört senemi dolduran ben de, ‘Nice yıllara mektup arkadaşlığı’ diyorum ve izninizle, cevaplanmayı bekleyen son mektubuma dönüyorum.

Bahanur ALİŞOĞLU


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: