Güneşi Uyandıralım

Gözlerini dört açmış bir güneşin üzerimizde olduğu ve sıcağının içimize fazlasıyla işlediği bu günlerde başlığı okuyunca gerek var mı diye sorabilirsiniz ancak bendeniz, Jose Mauro De Vasconcelos ‘un Güneşi Uyandıralım kitabından öğrendiğim şekilde, aslında içinizdeki güneşe sesleniyorum. Yani gözünüzden ışıltı, yüzünüzden tebessüm olarak yansıyan güneşinize…

güneşi uyandıralım1Sizde de aynı şey olur mu? Kitaplığınıza şöyle bir dönüp baktığınızda, rafınızda olmasından, okumuş olmaktan tatlı bir haz aldığınız, tadının damağınızda kaldığı kitaplar vardır. Okunup rafınıza yerleştikten sonra, pozitif enerjisini almak için, tekrar kapağını açmaya gerek olmadan, sadece göz göze gelmeniz yeterlidir.

İşte Vasconcelos kitapları da benim için böyledir. Tam 20 yıl evvel kitap okuma tutkumu farkeden bir büyüğümden hediye olarak gelmişti bir Vasconcelos kitabı. Şeker Portakalı kitabı olmalı dediğinizi duyar gibiyim. Ama değil. O küçük yaşlarda elime aldığım Kayığım Rosinha kitabından, elbette bu yaşdaki farkındalıkla okumanın tadını alamadım. Ancak iz bırakan ve yılların silemediği bir tat var ki, o da kitabın o insani ve sımsıcak enerjisi.

Bir çoğumuz için Vasconcelos ile tanışmamız Şeker Portakalı ile başlar. Zeze karakterini hatırlayın. Yalnızlığını, baba özlemini, bir şeker portakalı ve hikayeye dahil olan kahramanlar aracılığı ile hayatı sorgulamasını hatırlayın. Her yaşın başka bir tat alacağı bu kitap aslında bir serinin ilk parçası. Şimdi serinin ikinci kitabından bahsetmek istiyorum sizlere.

Güneşi Uyandıralım kitabında Zeze büyüyor. Daha 5 yaşındayken hayatı öyle sorgulayan bir çocuğun büyüdüğünde hayata dair sahip olacağı bakış açısı, nasıl da merak uyandırıyor değil mi?

Bu kitapta Zeze’nin yoldaşı bir kurbağa. Adı Adam.

“Hüzünlenmekteyken Adam öğüt vermişti: Zeze, Zeze, güneşe bak!”

Adam, Zeze’ye güneşi öğretiyor. Yani “yüreğimizden doğan güneşten, umutlarımızın güneşinden. Düşlerimizi de uyandırmak için göğsümüzde uyandırdığımız güneşten” bahsediyor Zeze’ye.

Ve bir gün “Seninle olabildiğim sürece her şey çok güzeldi. Her kurbağanın eline, bir çocuk yüreğini olgunlaştırma, çocukluğun düşleri arasında yaşama fırsatı geçmez” diyerek gidiyor Adam.

Zeze’de baba duygusunun eksikliği hala geçmemiş ve yine o boşluğu doldurduğu bir kahramanı var. Adı Maurice.

“Baba bu işte. Gününü ağır bir çalışmayla geçirdi. Çok yorgundu, ama yine de bana iyi geceler dilemeye geldi” diyen Zeze çok bağlanıyor kendi yarattığı bu kahramanına.

güneşi uyandıralım2

Ve bir gün o da gidiyor. “Gittiğini görmemek için gözlerimi sımsıkı yumdum. En çok babam olduğu andı bu” diyor Zeze.

Gidiyorlar, çünkü Zeze büyüyor. Ruhunun yalnızlığına ilginç yöntemlerle pansuman yapmaya çalışarak büyüyor. Ve büyürken de, bir hikayenin kahramanı olarak, bizi satırların içine çekerek, hayata dair bize o kadar önemli hatırlatmalar yapıyor ki. Kimbilir belki de yazar sadece Zeze’yi büyütmüyor, okuyucusunu da büyütüyor.

şeker portakalı

Yazar bunu da düşünmüş olacak ki finalde Zeze’ye sorduruyor: “Büyük insanlar güneşi nasıl uyandırabilirler? “

Sizin cevabınız nedir bilemiyorum ama yazarın cevabı da oldukça etkileyici: “Büyükler güneşi uyandırmayı bilmezler. Öyleyse Tanrı’nın iyiliği, olur da, güneşi uyandırıverir. Tüm dingin sonsuzluk için yaptığı gibi.”

O halde lütfen ihtiyaç anında güneşe bakmayı hep hatırlayalım, uyanık olduğundan emin olalım ;)

Sevgiler.

Figen Özer


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: