Ergenler Gerçekten Sorunlu mu?

Günümüzde ergenlerin sorunlu, problemli, öfkeli, pasaklı, sakar ve tembel olduklarıyla ilgili görüşler var ayrıca tüm bu görüşlerin temelinde ergenlerin hormonlarının onları bir öfke makinasına çevirdiği zannediliyor.

Ergenlerde hormonların artışının olduğu doğruyken ebeveynlerin ergen çocuklarıyla aile içinde zorlandığı hususların temel sebebinin bu hormonlar olduğu görüşü yanlıştır.

Ergenlik hormonlarının sebep olduğu davranış bozukluklarının hüküm sürdüğü, çatışmaların en üst seviyede yaşandığı ve ailelerin bıktığı bir dönem değil ergenlik çocukların beyin gelişiminin hızlıca devam ettiği, beynin idrak etme, anlama, karar verme ve bunlarla bağlantılı olarak harekete geçme mekanizmasının henüz bir yetişkin gibi olmamasından kaynaklanmaktadır yani özetle ergenler yetişmekte olan birer yetişkin adayıdırlar.

Ergenlik sanıldığının aksine uyumsuz, beceriksiz olma dönemi değil duygusal yoğunluğun, yaratıcılığın ve sosyal ilişkilerin çok yoğun olduğu bir dönemdir. Birçok ebeveyn ve öğretmen ergenliği bir problem olarak gördükleri için çocuklar kendilerine atfedilen ve hissettirilen şeyi gerçekleştirirler.

Atalarımızın dediği gibi bir şeyi 40 defa söylersen o şey gerçekleşir dolayısıyla çocuklara ergenliğin problemli, sıkıntılı bir dönem olduğu, ergenlerin, tembel ve sorumsuz, öfkeli ve uyumsuz bireyler olduklarına vurgu yapıldığı takdirde çocuklar vurgu yapılan şeyin kendisi olurlar oysa tüm olumsuz etiketlemeleri bir kenara bırakarak ergenliğin yaratıcılık, duygusal yoğunluk, empati, merhamet, yardımseverlik ve eğlenceli taraflarına vurgu yapılması halinde çocukların pozitif tanımlamaları gerçekleştirmek için harekete geçecekleri görülecektir.

Başarısız – tembel dediğiniz öğrencinin başarısız olma ihtimali, çalışkan – başarılı dediğiniz ve öyle gördüğünüz öğrencinin günün sonunda başarılı olma ihtimali yüksektir. Deneyimli, duyarlı ve eşitlik ilkesine riayet eden adaletli birçok öğretmenin çocuklar üzerinde olumlu etki bırakarak başarılı öğrencileri tarafından sevgi – saygı gören bir öğretmen olması; imkanları kısıtlı, kendine güveni olmayan birçok öğrencinin kendine inanarak başarılı olma sebebidir. Buna eminim.  

Beynin özellikle 6 yaşına kadar büyümesini tamamladığı düşünülürken aslında ömür boyu büyüme ve gelişimini sürdürmesinden dolayı ergenlerin bu dönemde de beyin gelişiminin devam ettiği  unutulmamalıdır. Gelişimlerini sürdürmeye çalışan ergenlerin hayatlarına olumsuz anlamda tesir etmek değil destekleyici, onların zayıf yanlarını güçlendirici, yaratıcılıklarını, yeteneklerini ön plana çıkartacak şekilde ailelerin destek vermesi gerekmektedir.

Bazı ebeveynler ergen çocukları ile zorlandıkları noktada kendi çocukluklarını çok düşünürler ya da bazıları hiç düşünmezler.

Sevgili ebeveynler; çocukluğunuzu düşünün ya da düşünmeyin ama şunu asla unutmayın!

Sizin çocuğunuza sunduğunuz şartlar size sunulmamıştı. Şartların eşit ve adil olmadığı bir ortamda birbirine benzer karakterlerin oluşması da mümkün değildir. Bu nedenle sizin gibi olmayan çocuklarınıza öfkelenmeyin.

Yetişkinler tarafından sürekli olarak ahmak, beceriksiz, korkak, dağınık, tembel ifadeleriyle anılan çocuklar hayatta kalabilmek için elbette kendileri gibi görülen ve aynı dertten muzdarip akranlarıyla daha fazla iletişim kuracaklar ve yetişkinlerden uzaklaşacaklar. Ergenler ait olma duygusuna sahip olabilmek için bir grubun parçası olmak isterler.

Çocuklarınızın hoşnut olmadığınız arkadaş gruplarına ait olmamaları, bağımlılık riskinden ve tehlikeli davranışlardan uzak olmaları için ebeveyn olarak onları ailelerine ait hissettirebilecek sözel ve davranışsal olumlu gelişmeler için harekete geçmeniz gerekiyor.

Bu yazı minik bir farkındalık oluşturmak için yazıldı, küçük bir kıvılcım için.

Çocuklarınız ile sımsıcak, anlam dolu ilişkilerin ateşini sizler yakacaksınız.

Çok okuyarak, araştırarak, öğrenerek ve en çok da öğrendiklerinizi içselleştirip kendiniz değişim için adım atarak yaşayacaksınız.

Siz değişip güzelleşmezseniz hiçbir şey değişip, gelişip, güzelleşmeyecek.

Her işe önce kendin ile başla!

 

Aysun ERKAN

Önceki İçerikOnaran Özlem
Sonraki İçerikYağmasam da Gürlüyorum