Doğu Afrika’ya Gitmek

Vaktimiz ve nakdimiz denk geldiği sürece seyahat eden bir aileyiz. 9 yaşındaki kızımın ilk yurt içi seyahatini 20 günlük, ilk yurt dışı seyahatini 11 aylık yaptığını ve bu yaşa kadar 14 ülke ve ülkelerde pek çok şehir gördüğünü düşünecek olursak Çelebi Ailesi olarak adlandırabiliriz kendimizi. Uzun süreli olacak olan tatil programlarımızı genelde çok önceden yaparız. Bunun için de resmi ve dini bayramların tarihlerini önceden bilip o tarihlere göre planlarız günlerimiz. afrika11İnsanlara bazen tuhaf geliyoruz biliyorum, 1 yıl önceden uygun diye uçak bileti almak filan… Ama bir yıl bir bakıyorsunuz gelivermiş. “O zamana kadar kim öle, kim kala” kavramı bize göre değil yani…

İşte Doğu Afrika seyahatimizi de bundan tam bir yıl önce planlamıştık. İki aile olarak Kenya’da safari, Tanzanya’ya bağlı özerk bir ada olan Zanzibar’da deniz tatili yapacaktık. Bunun için önce Kenya’nın iyi turlarından biri olan SOMAK SAFARİS adlı şirketle yazıştık ve onların bizim için planladığı rota ve içeriği uygun bulduk. Biz sadece uçak biletlerimizi aldık. 12 gün safari, 5 gün deniz tatiline hazırdık. Bu kadar uzun tatil nasıl denk geldi derseniz. Zaten 10 gün kurban bayramı tatili vardı. Ardından 5 iş günü ve sonrasında 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı tatili… Yani kızımız 5 okul gününü biz de 5 iş gününü kullanarak hayatımız boyunca unutamayacağımız bir tatil yaptık. Bu defa Kenya anılarımızı paylaşıyorum belli mi olur ardından Zanzibar’dan gelir belki önümüzdeki tarihlerde. Keyifli okumalar…

Altı saat süren uçak yolculuğundan sonra Kenya Nairobi’ye indiğimiz andan itibaren her şey o kadar farklıydı ki. İlk gözüme çarpan çok fakirlik, çok sefalet, çok trafik olduğuydu. 03:00’de inip sabaha kadar kalacağımız ve arkadaşlarımızla buluşacağımız Serena Hotel tam bir şehir oteliydi. Yol boyunca gördüğümüz manzaranın aksine son derece hijyenik, modern ve şık. Yola çıkmadan önce biraz Kenya’dan bahsetmek gerekirse, yaklaşık 43 milyon nüfusu olan ve neredeyse Fransa büyüklüğünde bir ülke. Başkent Nairobi ise gördüğümüz kadarıyla son derece hareketli ve bir o kadar da kozmopolit. Doğu Afrika’nın en fazla nüfusa sahip şehri Nairobi, aynı zamanda Afrika’nın politik ve finansal merkezi. Resmi dil Swahilice ama 70’e yakın dil konuşulduğu söyleniyor. Swahili dili de Doğu Afrika sahillerinde konuşulduğu için Arapçadaki sahil kelimesinden geliyor.

Nairobi’ye vardığımız gecenin sabahı yerel rehberimiz Ahmet (Kenya’lı) tarafından Serena Otel’den alındık ve 8 kişilik 4X4 aracımızla Kenyatta Bulvarı’nın uzantısı olan yoldan safariye doğru yavaş yavaş yola çıkmaya başladık. Her yer çok farklı geldi bize. Mola verdiğimiz her yerde Jambo diyerek karşılandık. Rehberimiz Swahili dilinde merhaba, selam anlamına geldiğini söyledi. Ayrıca Aslan Kral çizgi filminden de belki hatırlarsınız “Hakuna Matata” da çok kullanılıyor.

Sorun yok, no problem anlamında. Yaklaşık 5 saat süren yolculuktan sonra ilk durağımız Samburu’ya ve kalacağımız Asnhil Samburu Tented Camp’a geldik. Kapıda Masai’li olduğunu öğrendiğimiz Johnson bizi karşıladı. Soğuk havlularla ve tropik içeceklerle karşılanıyorsunuz her gittiğiniz otelde bu arada. Havlular ne kadar temiz bilemeyiz tabi. Macera şimdiden başlamıştı. Otelin hemen önündeki alanda filler, zebralar geziyordu. Çocuklar çılgına döndü. Her yerde maymunlar vardı. Kapıda uyarı bile yapıldı, çadırımızın fermuarını açık bırakmamamız için. Maymunlar içeri giriveriyorlarmış.

afrika2

Samburu’da iki gece kaldık. Sabah 06:30-08:30 arası ve akşam 16:30 -18:30 arası yaptığımız safarilerde neredeyse BİG 5 denilen tüm beş büyük hayvanı (Fil, Bufalo, Aslan, Leopar, Gergedan) değişik kuş çeşitlerini, sadece Samburu’da görülen Reticulated Giraffe(zürafa) dahil pek çok hayvanı gördük. Bu arada safari kelimesi seferi kelimesinden geliyor. Yani seyahatte olma anlamında.

Rehberimiz Ahmet tanımadığımız hayvanları tanıtmaya başladı. Afrika’da sadece Samburu’da görebileceğimiz hayvanları sıraladı. Bunlar; Somali Ostirch(Devekuşu), Reticulated Giraffe, Gerenug (uzun boyunlu impalaya benziyor), Grevy Zebrası (en büyük zebra çeşididir. Kürk için avlanmadan dolayı nesli tehlikedeymiş. 1500 ila 2000 kadar kaldığı tahmin ediliyor. 1,45 ila 1,60 m. uzunluğunda ve 350-450 kg) .Oriks baisa (iri antilop) Guinea fowl volturing (bir kuş cinsi)

afrika3

Dikdik adı verilen hayvanı ilk kez burada gördük. Yine antilop cinsi fakat daha ufak, kulakları sivri sivri ve çok sevimli. Sekreter kuşu da yine ilk kez bize merhaba diyenlerden.

Samburu’da beni en çok etkileyen akşam saatleri ve o saatlerde yaptığımız safariler oldu. Filmlerden ve Afrika’ya dair gördüğüm kartpostalladan tanıdığım o düz yassı şeklindeki ağaçlar o kadar güzel bir renge bürünüyor ki…Yellow wood achasia adı verilen bu akasya türü Afrika’nın adeta simgesi. Hele üstündeki kuş yuvaları adeta bir süsleme sanatı gibi duruyor. Sanki her bir dala abajur asmışsınız gibi. Gün batımının kızıllığında yaptığım o geziler hayatımın en güzel anılarına kaydedildi şimdiden.

afrika4

Yepyeni heyecanlarla safaride üçüncü günümüze başlamıştık. Gün doğumunu yollarda, sayısız hayvan eşliğinde izlemenin keyfini kelimelere dökmem imkansız. Uçsuz bucaksız vadilerde sadece siz ve onlar…Tabii sabahları çok erken kalkmanız gerekiyor bu anları yakalamak için. Samburu’da hem sadece orada görülebilecek hayvanları hem de aslan, leopar gibi vahşileri de görüp Sweetwaters Game Reserve’e doğru yola koyulduk. Bu arada Ahmet gördüğü her farklı hayvanı bize gösteriyor ve yolda sürekli kısa kısa duraklamalar yapıyoruz.

Bir daha geçmek nasip olur mu bilmem ama ekvator denilen o sanal çizgiyi geçiyoruz yol üstünde. Nanyuki adı verilen bölgede sarı bir levha koymuşlar. Levhanın bir tarafı kuzey yarım küre diğer tarafı yarım küre. Coğrafya öğretmeni olan annemden çok duymuştum burayı bir de rahmetli Barış Manço’nun programından biliriz hani bir su deneyi vardı. İşte tam da ortasındayız şimdi. Bizi gören satıcılar hemen yanımıza geliyorlar ve deneyi göstermeye başlıyorlar. Önce levhanın 4-5 metre kuzeyine geçiyoruz yani kuzey yarım küreye. Ortası delik su dolu bir kaba iki kibrit çöpü koyuyor çocuklar net görsün diye, su saat yönünde akıyor, çöpler de aynı şekilde dönüyor ve su akıyor. Daha sonra levhanın güneyine geçiyoruz yani güney yarım küreye.

afrika5

Yine kibrit çöplerini koyuyor suya ve bu kez saat yönünün aksine dönüyor çöpler ve su da aynı şekilde akıyor. İnanılmaz ama tam orta çizgiye levhanın altına gelince çöpler dönmüyor ve su dümdüz akıyor. Dünya üzerinde okyanus akıntılarındaki sapmalar ve rüzgarların yön değişimlerinin etkisini gösteren ve “coriolis etkisi” denilen bu deney çocuklar kadar bizi de çok etkiledi. Hatta satıcıdan ayrılıp bir kez de biz yaptık deneyi ve aynı etkiyi gördük. Çocuklar 100 swh karşılığında ekvatoru geçtiklerine dair isimlerine yazılı sertifikalarını da aldılar ve Nanyuki’den ayrıldık.

Vakit çok hızlı geçiyor çünkü bazı hayvanlar öyle hemen her yerde görülmüyor. Bir süre dolanmanız gerekiyor hatta bu süre zarfında epey bir hopluyorsunuz. Aracımız da şoförümüz de çok başarılı resmen dağ tepe aşıyoruz. Böbrek taşı olanlar, belinde ciddi problemi olanlar için biraz tehlikeli olabilir safari. Afrika masajı da diyorlar safari ile yapılan seyahatlere çünkü her an her yeriniz hareket halinde. Yavaş yavaş hava kararmaya başladı yine en sevdiğim saatler geldi. Saat 18:30 dan sonra parklarda bulunmak yasak ciddi cezası var diyor Ahmet. Fakat o da ne, görülmesi en zor olan vahşi köpek African Wilde Dog sürüsü karşımızda. Wolves of Africa olarak da bilinen bu etobur cinsi gerçekten çok ürkütücü. 6 ile 20 tane olarak sürü halinde geziyorlarmış.

afrika6

Bugün safariye vahşi köpeklerle veda ettik diyordum ki otele gelince maceranın bitmediğini anladım. Gündüz çok güzel görünen alan gece bir o kadar ürkütücü. Her yerden hayvan sesleri geliyor, odamıza yani tenteli konaklama yerimize merdivenle çıkılıyor ama tentenin üzerinde hayvanlar geziyor.

Babun çıkabilir yolunuza dikkatli olun dediklerinde ister istemez geriliyorsunuz. Bununla beraber yemekler, şömine başı harika. İlk defa alakartı burada gördük. Gece odaya girip yatağa girdiğimizde bir sıcaklık hissettik. Sıcak su torbası koymuşlar. Elektrik olmadığı için ancak böyle ısınıyorsunuz çok değişik ve keyifli geldi bize. Cibinlikli yataklar sayesinde gece sinek derdiniz olmuyor çadırlarda fakat hayvan sesleri gerçekten ürkütücüydü burada. Kapı mefhumu bitti bizde. Kapı demek fermuar demek oldu. Kapıyı kapadın mı değil fermuarı çektin mi diyoruz artık. Çünkü çadırlarda kapı yok, çift taraflı fermuarlar var ve hep kapalı durması gerek aksi takdirde içeri girince beklenmedik misafirleriniz sizi karşılayabilir.

afrika7

Sabah klasik olarak yine omletlerimizi yiyip yola çıktık. Kaldığımız yerler standartlara göre yüksek olsa da yiyecek olarak seçici olmak zorundaydık. Özellikle sabah sebze, çorba yemeyen bizler için, açık, soyulmuş meyveler de çok hijyenik olmadığından omleti seçtik çoğunlukla. Tabii İstanbul’dan minik minik vakumlattığım beyaz peynir, kaşar peynir ve zeytin ezmesi de bize eşlik etti ilk günlerde. Sabahları kahvaltıdan sonra yapmamız gereken ilk iş tetradoks adlı ilacımızı almak oluyor. Özellikle Tanzanya için mutlaka sarı humma aşısı olmanız gerekiyor. Zaten Tanzanya’ya girişte kontrol ediyorlar aşı kartınızı. Hudut ve Sınırlar Müdürlüğü’nde, seyahate çıkmadan en az 10 gün önce yaptıracağınız bu aşı 10 yıl geçerli. Aşı ile kalmıyor, seyahate çıkmadan 1 gün önce tetradoks adlı antibiyotiğe başlıyorsunuz ve her gün (ülkeye döndükten sonraki 4 hafta da olmak üzere) aynı saatte alıyorsunuz. Bu yetişkinler için olan kısım. Çocuklara biraz daha farklı. Seyahate çıkılacak günün tam 1 hafta öncesinde başlanıyor ve her hafta aynı gün alınıyor, dönünce onlar da bir ay devam ediyor. Yani bu safari işi biraz meşakkatli ama her şeye değiyor. “Aşı olmasam ne olur”, demeyin. Kenya için zorunlu değil ama orada da her yer sinek ve içiniz rahat etmesini istiyorsanız aşıyı yüzde yüz öneririm.

Lake Nakuru’ya doğru yola çıktığımızda park içinde gergedanlar ağımızı solumuzu kaplamıştı.

Filden sonra en ağır memeli hayvan gergedan… 3,5 ton kadar. Kenya, safari açısından gerçekten bize bir şölen sunuyor. Rehberimiz Ahmet çok şanslı olduğumuzu, görmemizin zor olduğu hayvanları bile gördüğümüzü söylüyor ilk üç günde. Kenya, zürafa popülâsyonu en fazla olan ikinci yer Afrika’da. Bu yüzden artık zürafa görünce heyecanlanmıyoruz çünkü gün boyu sürekli görüyoruz. 500’den fazla kuş çeşidi var ayrıca, biz gün içinde büyük hayvanlardan dikkatimizi çekerse görüyoruz.

Lake Nakuru’ya giderken yol üstünde Thomson’s Şelalleri adı verilen bir yerde mola verdik. Nyahururu bölgesinde bulunan ve adını buraya ilk ayak basan Avrupalı Joseph Thomson’dan alan bu doğa parkında bizi Kikuru Kabilesi’nden yerliler karşılıyor. 100 Ksh veriyoruz, hem fotoğraf çektiriyoruz hem de bize yerel danslarını gösterip şarkı söylüyorlar. 70 metre uzunluğunda ve yeşilin her tonunun arasından gürül gürül akan şelale kadar bizi çok ilgilendiren başka bir şey daha var burada. Chameleon adı verilen bir bukalemun türü bu. Birini koluma birini kafama koyuyor önce sahibi. Aman allahım ben ve üstümde iki bukalemun, olacak iş değildi oldu.

O kadar tatlılar ki, elime aldım. Tabii korkak annesinin bu kadar cesur davranmasından etkilenen Duru da eline aldı, sonra yakasına koydu, bir ara kafasında gezdiriyordu. Burası gerçekten yeşilliği, şelalesi, yerel halkı ve değişik hayvanlarıyla çok enteresandı.

afrika8

Nakuru Milli Parkı’ndan babunlar eşliğinde, flamingoların veda salınışlarıyla, bufaloların sert bakışları üzerimizde ayrıldık. Tabii ayrılışlar o kadar kısa sürede olmuyor, yol üstünde bugüne kadar görmediğimiz ya da vahşi hayvan gördüğümüz her yerde duruyoruz, ilk günkü heyecanla fotoğraf çekmeye devam ediyoruz. Sabah bir arada ağaç üstünde gördüğümüz dört dişi aslan da bu anlardan biri. Yaklaşık 1,5 saatlik yolculuktan sonra bir gece konaklayacağımız Lake Naivasha Simba Lodge’a giriş yaptık. Harika bir bahçesi olan bu otelde öğle yemeğimizi yiyip çok kısa bir süre dinlendik. Yapacağımız çok önemli bir iş vardı bugün burada: BOAT SAFARİ. Tekneyle suda safari…O da ne ola ki diyorsunuz değil mi? Nasıl anlatsam nereden başlasam…Hayatımda bir daha böyle bir keyif, macera, heyecan ve mutluluğu aynı anda yaşar mıyım bilmiyorum. Zürafalarla yürüyüş yapmak, su aygırlarını bu kadar yakından görmek, Waterbuck sürüleriyle göçü izlemek…Bazen bir rüyada olduğunu düşünüp kendimi çimdikliyorum, uyanayım da gerçek hayata döneyim diye ama yok vallahi gerçek hayat bu.

Simba Lodge, gölün hemen kıyısında çok geniş bir yeşil alana kurulmuş şık bir otel. Rangers adı verilen silahlı korumalar eşliğinde gölün kenarında bizi bekleyen tekneye bindik önce, can yeleklerimizi giyerek. Yaklaşık 45 dakika süren bir yolculuktan sonra Crescent Adası’na geldik. Burada bizi başka bir ranger karşıladı ve bir doğa yürüyüşü yapacağımızı söyledi. Bu ada özel mülk ve kendinizin gelme şansı yok. Mutlaka adada sizi bir rehber karşılıyor ve onun rehberliğinde gezebiliyorsunuz. Zaten tek gezmek de cesaret ister. İlk önce yürüyüş sırasında pek çok hayvan iskeleti gördük, belli ki akşam avlanma verimli geçmiş vahşi hayvanlar için. Çocuklar artık alıştılar görmeye hatta Duru ile şu an fen bilgisi dersinde işledikleri iskelet ve kemik çeşitlerini burada tekrar eder olduk. Kafatası yassı kemiktir, el ayak bilekleri şu kemiktir diye epey konu tekrarı yaptık diyebilirim. Önümüze önce bir iki zürafa çıktı, onlar önde çocuklar arkada epey bir yürüdük.

O da ne bir anda yanımızda bir zürafa sürüsü belirdi ve koşar adımlarla bize eşlik ettiler. Sonbahar yaprakları yerde bize halı olmuş, ağaçlar ve yeşillik fonda bir görüntü, zürafalar ise yürüyüş arkadaşımız… Mutluluğun resmini çizmeye çalışıyorum sana şu an sevgili okur. Bu hayatta her şey aklıma gelirdi de zürafalarla trekking yapacağım aklıma gelmezdi.

afrika9

Zürafalar bir yandan ilerlerken diğer yandan boynuzlu antilopgillerden suya yakın yerlerde yaşayan Waterbuck’lar da bizimle beraber doğa gezisindeydi. Waterbuck, Gazella, Wildebeest’ler eşliğinde en tepe noktaya kadar tırmandık. 360 derecelik manzara karşısında büyülenmemek elde değil, Hell’s Gate’e kadar her yer sanki size bir fotoğraf albümü sunuyor.

Doğa yürüyüşümüzü tamamlamış ve boat safari için hazırdık. Tekneyle daha yola çıkar çıkmaz hippopotamus yani su aygırlarıyla karşılaşmaya başladık bile. Fil ve gergedandan sonra en büyük üçüncü hayvan olarak kabul edilen hippolar yaklaşık 4,5 ton ağırlığında. Afrika’daki beş büyüğün de beşincisi. Su aygırları suda iken sadece kulak, göz ve burunları suyun üzerinde oluyor. Çok enteresan görüntüleri var bu yüzden. Gri ile siyah arası deri renkleri var ama göz, kulak bölgeleri pembe.

Su yüzeyinde yüzerken dışarda kaldıklarından sizi çok rahat görebiliyorlar. Bu arada su aygırları hem suda hem karada yaşıyor. 10 ile 30 dakika arasında suda kalabiliyorlar.  Yanlarına tekneyle çok fazla yaklaşamıyoruz saldırma ihtimalleri var çünkü. Genelde 6-20 olarak geziyorlar yani hippoları yalnız görme ihtimaliniz çok az. Bir su aygırı bir gecede 70 kg ot yiyebilirmiş.

Göl üzerinde gördüğümüz değişik kuş çeşitleri, farklı bitkiler ve su aygırlarının fotoğraflarını çekip, bir yanda da yağmurda ıslanarak Simba Lodge’a döndük. Bahçe tam bir Waterbuck istilası altındaydı. Her boydan antiloplar bahçede bize sanki şov yapıyordu.

afrika10

Özellikle Ekim Ve Kasım aylarında her yıl tersine göçün izlendiği, yaklaşık 2 milyon hayvanın – ki zebra, wildebeest(yabanöküzü) bunların başında geliyor – Mara düzlüğünden Serengeti’ye geçişinin en güzel izlendiği ve Kenya’da safari deyince ilk akla gelen yerlerden biri olan Masai Mara ve Rift Vadisi’nden bahsetmeden olmaz.

Kenya’nın güney batısında Serengeti Düzlüğü’nün kuzeyinde yaklaşık 1510 kilometrekarelik bir alana sahip Masai Mara, gerek uçsuz bucaksız doğası ve görebileceğiniz her türlü hayvan çeşidiyle gerekse kendilerine has bir yaşama sahip kabileleriyle insanı kendinden alıp götürüyor bambaşka bir dünyaya…Sadece sizin, hayvanların ve doğanın olduğu bir ortamda sabah gün doğumuna, akşam gün batımına şahit olmak bir insanın gerçekten yaşayabileceği en müthiş duygulardan. Filden zürafaya, leopardan çıtaya, bufalodan gergedana, aslana kadar pek çok hayvanı yakından görmek, vahşi doğayla baş başa kalmak…Bir aslanın çiftleşme sahnesine yakından tanık olduk, gözümüzün önünde bir leoparın impalayı avlayıp afiyetle yemesini belgesel izler gibi izledik, elimizde sandviçlerimizle maymun saldırısına uğradık ve birbirlerinin bitlerini ayıklayıp yine babunlara aynı anda gülebildik Masai Mara ve Rift Vadi’sinde.

Ölmeden önce yapılması gerekenler listesine “Bir Masai Köyü’nü ziyaret etmek” mutlaka eklenmeli diye düşünenlerdenim. Burayı görmeden önce çok ilkel bir ortamla karşılaşacağımızı bekliyorduk ama bu kadarını hiç birimiz tahmin edemezdik. Kökleri Somali olarak bilinen Masai’lilerin Kenya’daki yaklaşık nüfusu 700 bin ve yavaş yavaş şehirlere göç edip yerleşik hayata geçmeye başlamışlar. Bu da gösteriyor ki yakın bir tarihe kadar Masai’ler tarih olabilir. Maa’ca konuşuyorlar ama bizi köyde karşılayan şef Nanio ve gençlerin İngilizce konuşmasından artık sosyalleştiklerini ve yavaş yavaş şehir hayatına geçmeye çalıştıklarını görebiliyorsunuz.

afrika11Köy dediğim 10 haneden oluşan daire şeklinde bir alan. Her hane şefin bir karısının oturduğu yer. Masailer poligami’ye inanıyor yani çok eşliler. Her şefin 10 kadar karısı oluyor ve daire şeklinde dilmiş bu hanelerde yaşıyorlar. Her kadından en az dört çocuk yapmaları bekleniyor. Hane dediğime bakmayın bildiğiniz hayvan dışkısından yapılmış karanlık tek odalı kulübe bunlar. İçeride altı kişi yaşıyorlar ve gerçekten onları görünce yaşamınızı sorguluyorsunuz.

Masai’lilerin ortalama yaşam süresi 50 yıl. Nanio 44 yaşındaydı ve artık yaşının kemale erdiğini söyledi bize.

Masailer sabahları süt ve hayvan kanı içiyorlar. Sütü sırayla ineklerin altına geçip damla damla, kanı da hayvanların şah damarını keserek içtiklerini anlatıyor Mara köylüsü. Sebze, meyve yemiyorlar, onların insanların değil hayvanların yiyeceği olduğuna inanıyorlar. Hayvanları onlar için çok değerli, dolayısıyla onlara yeni yiyecek alanları sağlamak için 6 ayda bir göç ediyorlar.

Kızlar eğer okumuyorsa evlilik yaşı 15. Bir kız almak için 10 inek ve 10 battaniye ödemeniz yeterli. Çocukların hali gerçekten içler acısı. Hepsi hasta, burnu akıyor, öksürüyor. Çoğu çıplak ve sizden gelecek bir bisküviye gözlerinin içi gülüyor. Oraya gidecek olanlara önerim, bebek-çocuk kıyafeti götürmeleri. Yanımızda getirdiğimiz şekerleme ve çikolataları onlara dağıtırken gözlerindeki mutluluğu tarif etmem imkansız.

Nairobi’nin kuzeyinde kalan Rift Vadisi ise Kenya’nın görülmeye değer yerlerinden bir diğeri. Yaklaşık 6.000 kilometre uzunluğunda olan ve Suriye’nin kuzeyinden Afrika’nin doğusunda Mozambik’in ortalarına kadar uzanan, muhteşem Turkana Gölü havzasını da oluşturuyor. Afrika kısmını keşfettiğimiz vadide bulunan Naivasha Gölü’nde kümeler halinde bulunan su aygırlarını, Afrika’nın en büyük kertenkele çeşidi olan Monitor Desert’i çok rahat görebiliyorsunuz.

4’er 5’erli gruplar halinde gezen su aygırlarının suya giriş çıkışlarını izlerken bir diğer yandan bir timsah aniden bir kaya üzerine çıkıyor ve kendinizi bir belgeselin içinde gibi hissediyorsunuz. Rift Vadi’si uçsuz bucaksız sanki hiç bitmeyecek bir küçük dünya hissi veriyor.

Alabildiğine uzanan bir yeşil alan, arada tek tek göze çarpan yellow wood achasia adı verilen o Afrika’ya özgü akasya ağacı ve altından geçen binlerce zebra ve yaban öküzü. Tek yapabildiğiniz nefesinizi tutup sessizce bu göçü izlemek. Hele akşamın o kızıl karanlığında zebraların siyah beyaz çizgilerinin renklendirdiği gün batımı neredeyse bu dünyadan değilsiniz.

Masai Mara ve Rift Vadi’sinde sabahın çok erken saatinde (05:00) kalkmayı ve ciddi bir para vermeyi göze alıyorsanız balonla safariyi de önerebilirim. Biz Kapadokya’da bu zevki çok daha uygun fiyata yaşamış insanlar olarak bu zevki tadamadık ve Hakuna Matata –Swahili dilinde Sorun Yok diyerek Masai Mara ve Rift Vadisi safarimizi tamamladık.

Çocukla Afrika’ya gidilir mi, orada mikrop kaparsınız, başka gidecek yer kalmadı mı sorularına aldırmadan gittiğimiz Doğu Afrika gerçekten hem bizim için hem kızımız için çok büyük bir hayat tecrübesi oldu.
Hakuna Matata!!!

Banu Özkan Tozluyurt


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: