Corona Günlükleri 1: Sonunda Temiz Temiz Delirdim

Bundan on gün önce bana, çamaşır suyu ile bu kadar haşır neşir olacağım söylense katıla katıla gülerdim. Her şey 11 Mart sabahında Türkiye’de corona virüsü vakasına rastlandı haberleriyle başladı. O güne kadar uzaktan uzağa biraz endişe ile takip ettiğimiz Çin, İran, Kore, İtalya, Fransa ve ABD ‘de yaşananların bir gün gelip de bizde, bizim ülkemizde olabileceğini hesaba katmamış mıydık?

11 Mart sabahında marketlerin talan edilmesiyle başlayan panik, televizyonlarda ve sosyal medyada ellerimizi nasıl yıkayacağımızı gösteren videolar, çamaşır suyunu kaç ölçü kullanacağımızı anlatan uzmanlarla hayatımıza hızla giriş yaptı COVID-19.

Çamaşır suyunu sadece tuvaletlerin temizliğinde kullanan ben, artık yerleri, kapı kollarını, ayakkabıların altını da çamaşır suyu koyduğum suyla siliyorum.  Asansörde tek başıma çıkmaya, düğmelerle minimumda temas etmeye çalışıyorum. Dışardan gelince üzerimdeki mont, pantolon hatta kolumdaki çanta bile düşmanımmış gibi muamele görüyor. Onları önce silip sonra kurutma makinesinin 12 dakikalık havalandırma programında çalıştırıyorum. Diğer kıyafetlerimden ayrı olarak bir dahaki market alışverişinde giyilmek üzere kenarda bekliyorlar. Tabii bu işlemden sonra kurutma makinesinin içini sabunlu bezle siliyorum.

Kapıya gelen market çalışanı, kargo elemanı, damacana su getiren kişilere öyle etkili bir bakış atıyorum ki sanki elimde silah varmış gibi paketleri yavaşça yere koyup arkalarına bakmadan kaçıp gidiyorlar.

Ben elimde eldivenlerle, bir elimde kovam bir elimde bezim gelen ürünleri silip içeri alıyorum. En son marketten gelen alış verişin önce poşetlerini sonra içlerindeki paketli gıdaların hepsini tek tek sildim. Ama onları evdeki diğer erzakların yanına koymaya gönlüm elvermedi. Yoksa paranoyaklığım mı tuttu demeliydim?

Pakettekileri açıp kavanozlara yerleştirdim ve paketleri attım.

Sonra da bir güzel 1/99 ölçüde çamaşır suyu kattığım kovayı hazırlayıp kapının önünü ve mutfağın yerlerini silmeye başladım.

Daha iki gün öncesine kadar ateşler içinde yanan influenza B teşhisi konan oğlumun şaşkın bakışlarıyla mutfak kapısında göz göze geldik.

Bir an dünya durdu benim için, aklımdan deli sorular geçiyor.  Oğlumun üzerindeki, temiz kalmasını istediğim dışarıda bir yere giderken giyilecek kıyafetlerden biri var ve gözüme batıyor.  Normal bir zamanda evde giyip leke yapmasın diye hemen çıkarmasını isterim. İki gün öncesinde yaşadıklarımız hastane, test süreci, ateş, benim eczane eczane dolanarak zar zor bulduğum antibiyotiği de düşününce yaşamımızda neyi niçin erteliyoruz sorusuyla beraber, ben ne yaşıyorum sorusu takılı kaldı aklımda.  Bugün varım, yarın kim bilir neredeyim?  Ölsem cenazeme kimse gelemeyecek.

Kesin olan bir şey var, en azından temiz temiz deliriyorum. Oh mis!

Bütünü Düşünmek

Sabah erken vakitte ekmek almaya markete gittiğimde içeride müşteriden çok personel vardı. Boşalan reyonlara yeni ürünleri yerleştiriyorlardı. Reyondan aldığım ekmek, makarna veya herhangi bir ürün için bu markette zorunlu çalışan mağaza içi personel, depo personeli, bu mağazaya mal gönderen tedarikçiler, ana depodan mağazaya mal gönderen personel ve bu nakliyeyi sağlayan şoförler, hepsi de bizler mağazalardan alışveriş yapabilelim diye risk alıp çalışıyorlar.

Bu virüsün yayılma hızına bakılırsa yasakların daha da uzayacağını tahmin ediyorum. Günlük yevmiye ile çalışanların işlerini yapamadıklarında para alamayacaklarını, sokakta geri dönüşüm çöp toplayanları, bunları toplayamadıklarında yaşamlarını idare ettiremeyeceklerini düşündükçe üzülüyorum. Kapanan bir sürü otel ve restaurant var. Çalışan personelden tutun, onlara mal veren tedarikçiye kadar birçok insan çalışıyor. Ve birbirinden besleniyorlar. Müşteri yoksa kazanç da yok. Kazanç yoksa personele maaş yok.

Domino taşı gibi olduk, biri düştü mü hepimiz dağılacağız.

Yağmurda ıslanan bir köpeğin silkelenerek üzerinden suyu atması gibi dünyada insanları teker teker üzerinden silkeliyor. Suyunu kirlettik, havasını kirlettik, üzerinde yaşayan canlılara zarar verdik. Ekolojik döngüyü mahvettik. Ülkeler arası uçuşlarla, kargolarla karbon salınımını arttırdık. Dünya SOS vermeye başladı. Anlamak istemedik, sonunda dünya isyan etti. Hem bireysel hem bütünsel aynı dertle boğuşuyoruz. Zengin fakir ya da Avrupalı Asyalı yok birbirimizden farkımız.

Hızla akan bir yaşam döngüsünün içindeydik. Dostlukları, aile bağlarını, akrabalığı unuttuğumuz bir dönemde yeniden bir olma, birlik olma bilinci bizimle.  Tüm dünya aynı anda faaliyeti durdurdu. Venedik’te sular, Çin’de hava temizlendi. Bu daha başlangıç, daha nelerle karşılaşacağımızı, insanlığı neyin beklediğini bilmiyoruz. Sadece bu günümüz var ve bugün yaptıklarımız yarınımızı şekillendiriyor.

Bizler için çalışan

  • sağlık ekipleri,
  • polis,
  • asker,
  • belediyenin sokakta çalışan ekibi,
  • eczaneler,
  • marketler için,
  • bizlere haber ulaştıran televizyonların haber kanalları,
  • kameraman,
  • ışıkçı,
  • teknisyen için,

şu zor günleri atlatabilmek için

EVDE KAL Dünya.

Kendini dinle, dünyayı dinle…

Hüma Oktay


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikOkurun Gözünden: Buna Hakkın Var, Haklar ve Sorumluluklar Etkinlik Kitabı
Sonraki İçerikCorona Günlükleri 2: Salgınla İlgili Haberlerin Özeti
Hüma Oktay
Bir işletme bölümü mezunu olarak kurumsal hayattaki misyonumu tamamlayıp artık özüme döndüm. Yazarak yaşamaya... Hayat boyu bitmeyen bir öğrenme arzusu çok kitap okumaya ve kitapların yayına hazırlanması sırasında işin mutfağında olmaya yöneltti beni. Bazen görme engelliler için kitaplara ses verdim, bazen basılmadan önce kitapları çocuklarla birlikte irdeledim. Böylece çocuklar için eğlenceli kitaplar yazma serüvenim başlamış oldu. Her kitap yaşamımda bir iz bıraktı. Kafka’nın Dönüşüm’ü beni Prag’a sürükledi, Gülşah Elinkbank’ın Yalancılar ve Sevgililer’i Romanya’ya... Antoine de Saint-Exupéry’in Küçük Prens’i beni koleksiyoner yaptı, Orhan Veli’nin Şiirleri benim de duygularımı şiir ile ifade etmeme vesile oldu. Kitaplar ve seyahatler yeni şehirleri, yeni kültürleri ve yeni yazıları da beraberinde getirdi. Bu seyahatlerdeki yol arkadaşım kardeşim Baobab ve ben Albatros 2013 den bu yana kendi web sitemizde yazmaya başladık. Etkilendiğim kitaplar, doğal yaşam, geri dönüşüm, çocuklarla iletişim, çocuklarla hayata dair kaleme aldığım konuları 2015’den bu yana Martı Dergisi’nde paylaşıyorum. Dünyanın geleceğini bugünden görmek isterseniz bir eliniz çocuklara bir eliniz toprağa dokunur olsun... Sevgiyle kalın daima... Hüma Oktay