Hayat; sorularla başlar, dönüşümle büyür, cesaretle yol alır. Bazı insanlar vardır; sadece düşündükleriyle değil, hissettirdikleriyle de iz bırakır. Münteha Adalı onlardan biri. Onun hikâyesi, sadece bir sosyal girişim öyküsü değil; içten gelen bir çağrının, değişim arzusu taşıyan bir yüreğin, toplumun yarınlarını yeniden hayal eden bir aklın yolculuğu.
Bugün burada bir röportajdan fazlası var. Lütfen okuyun, satırların altını çizin. Sosyal Etki Zirvesine hepinizi davet ediyoruz. Yazının sonuna katılım kayıt formunu ekledim.
Toplumsal dönüşüm bir çiçekse, sizce kökü nedir, toprağı nedir, güneşi nedir?
Toplumsal dönüşüm bir çiçekse, kökü değişime niyet eden hem cesaret hem cüretkarlığın bir arada akıllıca birlikteliğidir. Çünkü cesaret, cüretkarlık ile bağ kurmaz ise hiçbir tohum filizlenemez. Cesaret ve cüretkarlık, kendine ve çevresinde olup bitene bakarken “Bu böyle gitmez!” Sorun varsa ortak çözümü tarafları ile birlikte arama niyetidir. O kök toprakla bağ kuramazsa, güneş hep gölgelenir ise çiçeklerin büyümesi hep yara alır.
Toprağı ise meraktır. Merak etmezsek öğrenemeyiz, sormazsak bulamayız, dinlemezsek anlayamayız. Merak, kökün tutunacağı alandır. Farklı düşünceleri, bakış açılarını, hikâyeleri besleyen o bereketli alan yani BİZ…
Güneşi ise koşulsuz sevgidir. Emek veren, uğraşan, terleyen, sorumluluk alan koşulsuz sevgi. İnsanla, doğayla, hayatla kurduğumuz bağdan gelen o sıcak sevgi. Çünkü sevmeden koruyamaz ve değiştiremeyiz.
Cesareti olmayanın kökü olmaz, merakı olmayanın toprağı kurur, sevgisi olmayanın çiçeği solar. Benim toplumsal dönüşüme olan inancım doğadan alınan ilham… Müthiş bir denge, müthiş bir bilgelik ve çözünün parçası olma niyeti.
Bir önyargıyla ilk kez göz göze geldiğinizde, onu anlamayı mı, dönüştürmeyi mi seçtiniz?
Anlamak en önemli eylemdir. Bu ön yargının kimin tarafından hangi gerekçe ile hangi niyetle yapıldığını anlamak, ona göre bir iletişim şekli belirlemek çok önemlidir. Toplumda gördüğüm en önemli çıktım; konumlanmaların başkalarının üzerinden ön yargılarla yapılmasına çok şahit oldum. Ötekileştirmek bu aşamada başlıyor ve bu durumlarda açık iletişim ile geri bildirimde bulunmayı seçiyorum. Dönüştürme kısmı karşı tarafın niyetine bağlı.
“Eşitlik önyargıları kırmakla başlar” diyorsunuz. Peki siz kendi içinizde hangi önyargınızı kırdığınızda gerçekten “eşit” hissettiniz?
Tanıdığım ya da tanımadığım kişilerin bana yaptığı ön yargıların muhatabının ben olmadığımı anladığım anda ve bunlara takılmadan, ayrıca kendime yaptığım ön yargıları kırdığım anda özgür oldum. Ağzımdan çıkan kelimelerin kulağımın duyması bariyerini de oluşturmadım, sonuç eylemdi. Çünkü ağız ve kulak arasındaki ilişki sonucunda sözlerimin eyleme dönüşmesi kaçınılmaz oldu. Nerede doğduğun, nereden geldiğin, eğitim durumu, inançların sorgulanması gibi ayrıştırıcı ve ötekileştiren durumlara maruz kalan herkesin yapması gereken tek şey bu durumları fırsata çevirmek.
Ne kendim ne de başkalarının bana koyduğu sınırlara takılmadım, bana sınır koyanlara sınır koyarak ön yargıların engelim olmasını önlemiş oldum. Sonuç olarak kendimizi yargılamayı bıraktığımız anda özgürlük başlıyor.
Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına bir cümleyle söz verseydiniz, bu söz ne olurdu?
Cumhuriyetin 2.yüzyılında “Toplumsal Dönüşüm için Yan Yana yürümek”, geçmişte olduğu gibi her zaman “Birlikteliğin Gücü” ile olmuştur.
“Eşitlik” kelimesi size çocukluğunuzda ne ifade ederdi? Bugün ne ifade ediyor?
Çocukluğumda bu kavramı sorgulama ihtiyacını hiç hissetmedim, kabul görmek, bende varım demek için bir çabaya gerek yoktu ta ki İstanbul’a gelene kadar. Bugün bu dünyada olmazsa olmaz bir gereklilik. Dijitalleşen dünya da artık herkes duyuyor, görüyor, anlıyor ve sorguluyor. Eşitlik kavramı bir zümreye ait ayrıcalık bir durum değil, bir haktır. Bugün eşitlik herkese aynı şekilde sesleniyor; “Sen zaten varsın. Bir başkasının onayına, iznine ihtiyacın yok.”
Eşitlik, yalnızca cinsiyet eşitliği olarak algılanmamalı, çocukla yetişkin arasında, mavi yakayla beyaz yaka arasında, doğudakiyle batıdaki arasında, her yerde ve herkesle arasında olması gereken bir temel gerçekliktir.
Bir gün içinde tüm önyargıların yok olduğu bir toplum hayal edin. O gün sabah uyandığınızda ilk olarak ne yapardınız?
Olur mu olur…
İşte çabalar boşa gitmedi, iyi ki umudumuzu yitirmeden tüm tarafları ile başardık sevinci ile ideal dünya, ideal toplum budur derdim. İnsanın olduğu yerde sorunlar bitmez, yeni sorunlar, yeni konular ve yeni çabaları gerektirecektir. Tüm soruların cevabını doğada bulmaya devam edeceğiz.
Hangi geleneksel söylem, farkında olmadan eşitsizliği sürdürüyor sizce?
“Bizim zamanımızda böyleydi.”
“Sen sus, daha küçüksün, büyükler varken sana söz düşmez.”
“Erkek evi geçindirmeli.”
“Sen benim namusumsun.”
“Geceleri tek başına sokağa çıkamazsın!”
“El âlem ne der?”
Bu cümleler… Günlük hayatta dilimize yerleşen basit ve sıradan söylenmiş gibi gözükse bile, kelimelerin gücü ile hepsi birer engel zinciri olarak karşımıza çıkar…
Sizce kelimeler önyargı mı üretir, yoksa yıkar mı? Bir örnek verebilir misiniz?
Kelimelerin gücü göz ardı edilemez. Niyetinize göre hem yapıcıdır hem de yıkıcıdır. “Seni seviyorum “en basit anlamı ile kapsayıcıdır, yargı içermez, her halinle seni seviyor ve
kabul ediyorum un en kısa özetidir. “Sen çok naifsin, bu iş sana göre değil” bir denemişlik olmadan yapılan en hızlı ön yargıdır.
Sizce bugün “halden anlamak” en çok hangi toplumsal alanda eksik?
“Halden anlamak…” Bence her alanda eksik. Evde, okulda, sokakta, işte, hastanede, mahkemede… Halden anlamak bir lüks değil, bir insanlık hali ama biz onu her gün biraz daha unutuyoruz. Çalışanına sadece “performans” diye bakan, yeni bir girişimi kabul etmeyen yönetici de halden anlamıyor, çocuğun fikrini önemsemeyen öğretmen de gençlerin “siz bilmezsiniz” diye susturulduğu her masada büyükleri sadece “geçmişte kalmış” diye görenler de…
Bence; en acısı, “halden anlamayı” sadece kendimize yapılınca hatırlıyoruz. Oysa ortak meselemiz: Anlamayı hep başkasından beklediğimiz sürece, o eksik kalmaya devam edecektir.
Bir davranış biçiminin toplumsal etki yaratarak dönüşüm sağlayabilmesi için nasıl roller üstlenmeli, hangi sorumlulukları almalıyız?
Toplumda gördüğü sorunları sadece konuşmak ya da eleştirmek dışında çözümünde bir parçası olabileceğine inanç, bireyi harekete geçirmede büyük güce dönüşür. Yaptığımız, yapmadığımız, söylediğimiz veya sustuğumuz her şey bir olumsuz iz bırakır. Söz eylem ilişkisi bu aşamada önemli olup artık bireyi yanlış yapmaktan uzaklaştırıp, sağlam iz bırakma motivasyonu ile birlikteliğin gücünü oluşturmak için hızlı taraf bulmada etkisini gösterir.
Bu durum toplumda umut zinciri oluşturur muhteşem bir etki yaratır. Liderliğini üstlendiğim Sosyal Etki Zirvesi’nde olduğu gibi…
Benim hayalim ile başlayan bu yolculuk; ana iletişim partnerimiz “Nasıl Bir Ekonomi “nin inancı ve desteği başta olmak üzere dostlarım, iş ortaklarımız ve sivil toplum kurumları ile bugünkü etki alanını oluşturdu..
Bu yıl 230’un üzerindeki paydaşımızla, sponsorlarımız, moderatörlerimiz ve konuşmacılarımız ile toplumsal dönüşüm için hem kendimize hem topluma bir umut olduk.
Bu dönüşümün olabilmesi için şeffaflık, samimiyet ve ortak inanç şart…
“Sermayede önyargı” ifadesini duyunca ilk aklınıza gelen hikâye nedir?
Kadının para ile olan ilişkisindeki ön yargılar, Cinsiyete bağlı iş alanlarının olması, kariyer planlamada cinsiyet engeli, Kadının eğitim ihtiyacının bitmemesi, öz güven eksikliği, önce öğreneyim sana risk alırım tavrı. Bu durumlar doğal olarak kadının sermayeye erişiminin engeli olarak ortaya çıkıyor. Kadının kendine, toplumun kadına yaptığı en büyük ön yargılardır.
Eşitlik en çok nerede sessiz kalıyor? Evde mi, okulda mı, iş yerinde mi, yoksa sosyal medyada mı?
Eşitlik en çok her durumu normalleştirdiğimiz ve zaten sorun yok, her şey olması gerektiği gibi; denilen her yerde sessiz ve yalnız kalıyor.
Eşitlik her yerde, her koşulda kendimize ve başkalarını maruz bıraktığımız durumda,
Sorgulanmayan, hak aranmayan her yerde hayat bulur ve güçlenir.
Evde sessiz çünkü aile içindeki roller hâlâ yardım etmek; diye tanımlanıyor, paylaşmak değil. Okulda sessiz çünkü çocuğun fikri- girişimi; büyüyünce konuşursun, diye erteleniyor, dinlenmiyor. İş yerinde çünkü halen cam tavanları konuşuyoruz. Sosyal medyada sessiz çünkü çokça konuşuluyor ama pek az dinleniliyor. “Eşitlik ilkesi çerçevesinde harekete geçiyorum / davranıyorum” diyenlerin olduğu yerde konu sessizleşiyor. Çünkü orada sorgulama bitiyor.
2035 yılında, SEZ’in 12. yılında, bu röportajın konusunu hayal eder misiniz?
“Tüm olmazlara rağmen inanması zor olan eşitlik arayışını tamamladık, birlikteliğin ortak inancın önünde hiçbir negatif durumun duramadığını gördük ve şimdi birlikte üretiyor, birlikte gelişiyoruz.”
İnanıyorum ki “eşitlik” kelimesini yalnızca bir hedef değil, bir yaşam biçimi olarak konuşuruz. Yarattığımız bu olumsuz durumu yine birlikte çözüme ulaştırdık ve şimdi bu başarıyı kutlama zamanı deriz.
Önyargılarla savaşmıyoruz çünkü önyargıların neden olduğu sessizlikler çoktan duyulmuş, dinlenmiş, dönüştürülmüş. Kadın girişimci demiyoruz mesela, sadece girişimci diyoruz.
Mavi yaka, beyaz yaka ayrımı değil, birlikte üreten taraflar diyoruz.
Artık, dönem çok hızlı değişiyor. Gençler çok başka geliyor, çok daha bilinçli, cesaretli ve farkındalar. 2035’te SEZ hâlâ var, ama konusu değişmiş: Artık sorunları değil, çözümlerin yarattığı fırsatları konuşuyoruz.
Ve belki de başlığı şöyle olur: “Önyargısız bir dünyanın mümkün olduğunu gördük ve birlikte deneyimliyoruz, çünkü bunu birlikteliğin gücü ile bizler başardık!”
Gelecek nesillere tek bir eşitlik yasası bırakacak olsaydınız, o yasa neyi garanti altına alırdı?
Her bireyin, kimliği, cinsiyeti, yaşı, dili, doğduğu yer, inancı, görünüşü, bulunduğu ekonomik seviye ne olursa olsun, insan odaklılığı ilkesinden hareketle her eşit hakka sahiptir. Ötekileştirilip, ön yargılarla dışlanamaz.
Sosyal sorumluluk ve gönüllülük bilincini toplumun çoğunluğuna nasıl yayabiliriz?
Sosyal sorumluluk ile hayır yapmak karıştırılmamalıdır. Sosyal sorumluluk bir ortak inanç ve felsefenin sonucunda kitleleri harekete geçirmek ve değişim ihtiyacına ortak çözümler bulma niyetidir.
Hepimiz hem sorunuz hem de çözüm, bu nedenle birliktelik niyeti kökleşmiş sorunların çözümü için en önemli güçtür.
Hep söylüyorum sosyal sorumluluk niyeti bireyde başlar, STK’larda hayat bulur, savunu çalışmaları için kamu desteğini alınarak çözümün parçası olma sürecidir. Ben tek başıma ne yapabilirimin cevabı birlikteliktir.
Teşekkür ederim Münteha Adalı, nefesinize sağlık, hep birlikte çoğalalım.…
Yasemin Sungur
Katılım için kayıt formunu doldurun.























