Bir Yaşıma Daha Girdim

Ekim ayını severim, doğum günümün içinde bulunduğu aydır.

Çocukluğumdan kırklı yaşlarıma kadar sonbaharı sevdim. Kim bilir, belki güz mevsiminde doğduğum için. O güzel mevsimin tatlı serinliği, en güzel renklerin doğada görülmesi bana her zaman çekici geldi. Sonra, kırklı yaşların ardından yavaş yavaş ömrünün sonbaharına yaklaşmakta olduğumu hissetmemden mi, yoksa değişmemden mi kaynaklanıyor bilemiyorum, doğanın uyandığı ilkbaharı, sımsıcak yazı daha çok sevmeye başladım. Yeniden doğuşun o güzel mevsimi olan ilk baharda içim coşkuyla dolar oldu. Çıplak ayakla çime basmak, deniz mevsimini biraz üşüyerek açmak, o taze çilekleri koklamak ve damakta keyif şöleni yaratmasını sevmeye başladım.

Yıllar geçince ömür muhasebesi yapmaya başlıyor insan.

Kaç yıl ömrüm kaldı acaba?

Bunu nasıl daha güzel değerlendirebilirim?

Hayatta daha önemli neler var? Bugüne yaptıklarım beni mutlu etti mi, yoksa başkalarını mutlu etmek mi ön plandaydı?

Bundan sonra neler yapmak istiyorum? Daha bir sürü soru. Ve bu yaşımda şunu idrak ediyorum: Hayat, cevaplar bulmak değilmiş, kendine ve hayata dair sorular sormak ve üzerinde düşünmekmiş.

Yıllar evvel ünlü bir Fransız filozofun sözünü duymuştum ve beni çok etkilemişti: ”Hayatta hiçbir şeyden pişmanlık duymamalısın, zira o an, onu isteyerek yaptın” Vay canına, ne önemli bir söz.

Hayattan herkesin çıkardığı bir ders, bir hikaye vardır. Benimki de şu oldu: “Hayatın sonuna geldiğinde elimde bir terazi olacak. Bir kefesinde “iyi ki”ler, diğerinde ise “keşke”ler var. Eğer, “iyi kiler” fazlaysa ne mutlu bana. Ne güzel bir hayat sürmüşüm, acısıyla, dertleriyle, mutlu anlarıyla, zevkiyle. Hatalarıma rağmen bunu kabul ediyor ve onlara şefkatle sarılıyorsam ne mutlu bana. Buna karşılık “keşke”ler fazlaysa ne acı bir durum. Keşke onu şöyle yapmasaydım, böyle hareket etmeseydim. Ziyan olup giden kocaman bir hayat. Bunu hiç istemem doğrusu, isteyen de olduğunu sanmıyorum.

Bugün, eğitim verdiğim kurumda sevgili katılımcılardan biri kendi hakkında harika bir tanımlama yaptı. “Hocam, benim öz bağışlayıcılığım yüksek” dedi. Ne kadar güzel bir değerlendirme. Ne mutlu kendisiyle barışık olan güzel insanlara. Hayatı hakkında sorumluluk alabilen, dolu dolu yaşayan, hata yapan ancak bundan öğrenen, düşen kalkan, yılmadan yaşam yolculuğuna devam eden cesur insanlara kocaman alkış.

Hayatımın geçen yıllarının muhasebesini yaparken, geleceğe dair de önemli hayallerim, hedeflerim var. Türkiye’de ıslak mendilin mucidi sevgili Ataman Özbay ağabeyim günlük programını anlatırken bana şunu söylemişti: “Her sabah, sabah namazından sonra bir gün öncenin muhasebesini yaparım, bir gün önce kendim için, ailem için, ülkem için faydalı ne yaptım, düşünürüm ve beş yıl sonrası için hayal kurarım” demişti. Şaşkınlıktan küçük dilimin net olarak dışarıdan gözüktüğünü tahmin ediyorum. Ne muhteşem bir ritüel. Çok başarılı olmuş insanların nasıl başarılı olduklarını, farklılıklarını, vizyonlarının genişliğini bir kez daha anlamıştım. O günden sonra, ben de artık beş yıl sonra nerede olmam gerektiği konusunda kafamdan net bir resim, hayal oluşturdum. Bana ilham verdi sevgili Ataman ağabeyim.

Yeni yaşım bana ne güzellikler getirir bilmiyorum, ancak bunu hissediyorum. Hayata dair çok umudum, sevgim ve tutkum var. Artarak sürmesini diliyor, tüm okurların harika yaşları, yılları olmasını yürekten diliyorum.

“İyi ki”leriniz çok olsun efenim.

Anıl Akın


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: