Bilimden Ayrılmayalım

Okul hayatı boyunca bir tane bile takdir, teşekkür belgesi almamış bir öğrenci olarak eğitim ve öğrenim konusunda çok sayıda sunum yapıp yazmam beni hâlâ şaşırtıyor. Yarıyıl tatilinin başlaması nedeni ile Instagram’da çok sayıda çocuğun ellerinde takdir belgeleri ile paylaşılan fotoğrafları dikkatimi çekti. Buradan yola çıkarak eğitimin konuşulmayan kısımlarını yazmaya karar verdim.

Eğitim nedir neden verilir?

Sadece insan türü değil birçok canlı da yavrularına eğitim verir. Kuşlar uçmayı, ördekler suyun üzerinde gitmeyi, dalmayı, goriller de beslenmeyi, ormandaki tehlikeleri ve hiyerarşiyi öğretir.

Kısaca eğitimin temel amacı hayatta kalmak için gereken bilgilerin verilmesidir.

İnsan türü de yavrularına hayatta kalmaları için benzer eğitimleri verir. Ancak insan türünün hayatta kalması için gerekenler evrim boyunca değiştiğinden eğitim konuları ve şekilleri de yıllar içinde değişti.

Modern Eğitim!

Şu anda ülkemizde verilen eğitimin çerçevesi Prusya Kralı 2. Büyük Frederick’in “talimatları” ile Johann Julius Hecker tarafından 18. Yüzyılda yazıldı. Tabii ki o dönemde yazıldığı gibi kalmadı, geliştirildi.

Kim geliştirdi?

ABD’de modern okulların açılmasını sağlayan ve Prusya’daki okulları inceleyen Horace Mann tarafından geliştirildi. Prusya’daki okullar öğrencilere sadece hayat için gereken bilgileri, bilimi öğretmiyordu aynı zamanda iyi bir vatandaş olmanın olmazsa olmazdı. Kraliyetin kurallarına uygun yaşayan, itiraz etmeyen bireyler olunması da önemliydi. Horace Mann bu katı eğitimi biraz gevşeterek serbest düşünceyi ve endüstriyel devrim için gereken yeteneklerin de öğretilmesini ekledi. Bu şekilde modern eğitimin babası adını aldı.

Kısaca şu anki eğitimde 19. yüzyıldan kalan temeller ve ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulu. Özel okullarda okuyan çocukların velilerinin skeçlere konu olan en akıllı kimin çocuğu çekişmesinin temelinde yer alan zekâ “IQ” ölçümü de yine 2. Endüstriyel Devrimde işçi sınıfını yeteneklerine göre ayırmak üzere Ludwig Wilhelm Stern tarafından 1912 de tasarlandı.

Kısaca eğitim de zekâ testi de günümüz koşullarına göre pek modern sayılmaz.

Ödül Sistemi:

Öğrencilerin ve çalışanların başarılarını arttırmak için ödüllendirme uzun zamandır uygulanan bir yöntem. Derslerinde başarılı olanlar ya da işyerlerinde performansı yüksek olanlara verilen ödül, yıllardır kapitalist sistemde daha çok başarı için kullanılan yöntemlerin başında geliyor.

İşe yarıyor mu?

Bu yapılan işin türüne göre değişiyor.

Kol işçisiyseniz birbirini tekrarlayan bir iş yapıyorsanız paketleme ya da bir vidayı sıkmak gibi kesinlikle işe yarıyor. Ne yazık ki artık bu işleri hızla robotlar yaptığından, bu iş kollarında çalışanlara ödül verilmesine gerek kalmadı. Program güncellenmesi yetiyor.

Ancak beynini kullanarak çalışanlarda yani öğrenciler, işyerinde farklı sorunları çözmeye çalışan beyaz yakalılar gibi kişilerde tam tersi etki yapıyor. Ödül verilenler işi çok daha yavaş yapıyorlar. Bu konu ilginizi çekti ise Karl Duncker’in ünlü Mum deneyini okumanızı ve Dan Pink’in bu konuyu da anlatan TED konuşmasını izlemenizi öneririm.

Ayrıca ödül sisteminde geçen dopamin’in de etkisi yanlış değerlendiriliyor. Dopamin salgısı ödül alındığında artmaz, hatta tam tersi başarı ve ödül döngüsünün tekrarı dopamin salgısını azaltır.

Ne arttırır peki?

Sürpriz faktörü.

Ödülün alınmasının garanti olmadığı durumlarda başarı dopamin salgısını ikiye katlar. Kumar bağımlılığı buna en iyi örnektir. Bu konu ilginizi çekti ise Robert Sapolsky okumanızı öneririm.

Öğrenmenin Nörobiyolojisi:

Ödül demişken öğrenmenin nörobiyolojisine değinmeden olmazdı. Özel okullar şehrin bir ucunda ve çocuğunuzu sabahın köründe uyandırıyorsunuz. Çocukların uyku düzeni ise geç uyuyup geç kalmaya programlı olduğundan sonuç: Uykusunu alamadığı için öğrenme kapasitesi düşmüş bir çocuk oluyor. Verdiğiniz paranın bir bölümü sadece bu nedenden bile boşa gidiyor.

 Stres nedenleri ve Öğrenmeye etkileri:

Okula geldi: Devlet okullarında sabah fırçası saati, özel okullarda kim ne giydi, hangi ayakkabıyı kullandı sorunsalının getirdiği sosyal stres. Bu konuyu hafife almayın bu yüzden intihara teşebbüs eden öğrenciler var.

Sosyal stres tüm öğrenciler arasında yaygın, bu okulların devlet, özel, hatta imam hatip olmasına göre değişen nedenler ile oluşmasına karşın sonuçta stres hepsinin ortak sonucu.

Stres neden önemli çünkü stres altındaki çocuk öğrenemez ve hatırlayamaz.

Devlet okullarındaki öğrencilerde maddi stres önde iken özel okullarda rekabetin oluşturduğu sosyal stres en önde geliyor, sonuç ise değişmiyor öğrenme ve hatırlama Cortizol’un Hippocampus üzerine etkisi yüzünden duruyor.

Stresi azaltmanın en önemli yollarından birisi hareket etmek, okula bisikletle veya yürüyerek gitmek ise en akılcı çözüm. Tabii ki gelişmiş ülkelerde olduğu gibi yakın mesafedeki devlet okullarına yürüyerek ya da bisikletle gitmek fiziksel aktivite çocukların akademik başarısını da arttırıyor ancak ülkemizde okul içinde bile hareket edilecek alanlar sınıfa döndürülüyor. Bizde sınıf demek daha çok öğrenci, daha çok para demek şeklindedir.

Beslenme ve Eğitim ilişkisi:

Okul menüleri tam anlamı ile berbat. James Arthur Harris ve Francis Gano Benedict’in 1919’da microbiota, beynin enerji ihtiyacı gibi kavramların bilinmediği dönemlerde yayınladıkları formüle göre kalori hesabı ile yapılan ve WhatsApp’ta gruplar kuran velilerin baskısı sonucu; makarnalar, tatlılar ve salataların kalorisinin toplanarak hesaplanması ile oluşturulan sağlıksız listeler.

Bu şekilde beslenme çocuğun algısını düşürerek öğrenmesini ve verdiğiniz paranın bir bölümünün daha boşa gitmesini sağlayan bir başka neden…

Devlet okullarında ise bir beslenmeden söz edemiyoruz çünkü öğrenciler aç.

Mimari Tasarım ve Öğrenme ilişkisi:

Hava Kalitesizliği

Şehrin bir ucunda adı sanı bilinen bir özel okul ya da yakınınızda bulunan devlet okullarının önemli bir ortak noktası var. Mimari tasarımları yapılırken sadece sınıflar hesaplanmış şekildedir.

Konuyu açayım: Havalandırma okullarımızda bulunmuyor, ısıtma var ama ders sırasında temiz hava sağlayan havalandırma yok. Bunun sonucunda öğrenciler bolca bakteri, virüs ve karbondioksit içeren kirli bir havayı soluyorlar. Buna eğer yakınlarından yol geçiyorsa kanserojen egzoz gazını da ekleyebilirsiniz.

Sonuç ne?

Karbondioksit algıyı azaltıyor, öğrenmeyi engelliyor ve bu hava hastalanarak okula devamı önlüyor.

 Gürültü: Okullarda sınıflar planlanırken gürültü hesaba katılmadığı için alana girdiğinizde ilk dikkatinizi çeken yüksek bir gürültü ve bağırarak konuşan öğrenciler olur.

Sınıflarda bundan farklı değil, akustik hesaba katılmadığından sadece ilk iki sırada oturanlar öğretmenin söylediklerini anlarken arka sıralarda yankı nedeni ile söylenenler anlaşılmaz hale geliyor. Sonuç yine öğrenmenin azalması.

 Eğitim Programı ise,

Prusya ekolünün 2. Endüstriyel Devrime uyarlanmış hali. Günümüzün yapay zekâsı ve otomasyon devrimi döneminde iş bulmayı sağlayamayacak tonla bilginin yüz binlerce lira karşılığında öğretilmesi esasına dayalı çağdışı ve pahalı bir eğitim sistemi.

Bu bilgiler ile çocuklar 15 yıl sonra işsiz kalacak değiller ama ne yazık ki iş verilemez olacaklar.

Çözüm: Eğitim sistemi yeniden ele alınmalı ve çağdaş hale getirilmelidir. Dijital eğitim, yapay zekâ ile bireyselleştirilmiş sınav ve değerlendirme sistemi, okulların yaygınlaştırılması ve ülke çapına dağıtılması ile başlayan, eğitimden ezberi çıkarıp; sanatı, tarımı, yemek yapmayı da içeren lise sonrasında iş bulmayı amaçlayan yeni bir eğitim reformu gerekiyor.

Bu oldukça detaylar içeren ayrı bir yazı konusu.

Bilimden ayrılmayalım.

Derken deprem oldu.

On binlerce insan öldü ve önceliklerimiz bir anda değişti.

Okulların deprem güvenliği de yeniden gündeme geldi. Yüzlerce okulun aslında depreme dayanıklı olmadığı anlaşıldı, bu okullar boşaltıldı ve güçlendirme çalışmaları başladı.

Bu çözüm mü?

Hayır çünkü eğitim binaları da artık geçen yüzyıla ait. Çağdaş eğitim öğrencilerin yığınlar halinde ders gördükleri, sağlıksız, depreme karşı dayanıklı olmadığı kanıtlanmış eski, havalandırmasız, akustik, aydınlatma, spor alanları düşünülmemiş öğrenci silosu olarak tasarlanan binaları olmamalı.

Eğitim binaları yurt çapında yaygın teknolojiyi kullanarak en iyi öğretmenlerin en uzak okulda interaktif ders vermesini sağlayan, öğrencilerin yaşadığı çevreye yakın ve yaklaşan deprem tehlikesi nedeni ile İstanbul’un merkezinde değil çevrede de bulunan çağdaş eğitim binalarıyla ücretsiz yapılmalıdır.

Eğitim bir ticari ürün haline getirilince hiçbir kalite standardı olmayan binalarda sadece üniversite sınavına odaklı verilen eğitimler ile öğrencilerin gelecekte gereksinim duyacakları hiçbir eğitim verilmeden sağlıksız koşullarda zaman öldürme yerleri olmamalı.

Eğitim ülkemizin her köşesinde eşit standartlarda verilmeli ve böylece şehirlere olan yığılmalar da ortadan kaldırılmalı.

Yapılması gereken az katlı, çelik konstrüksiyonlu, depreme karşı dayanıklı eğitim için tasarlanmış, sağlıklı, sürdürülebilir tasarıma sahip küçük eğitim binalarıdır.

Daha da önemlisi eğitimin yurt çapında çağdaş hale getirilmesi için bu eğitim modeli gereklidir.

Keşke eğitimde yeniliğe uyanışımız 50.000 kişinin ölmesiyle olmasaydı.

Yeni canların kaybedilmemesi için bilimden ayrılmayalım.

 

Dr. Alp Şirman

Önceki İçerikBoşan/ma
Sonraki İçerikPhaselis Antik Kenti Doğal Kalsın