Z Kuşağı’ndan Öğrenecek Çok Şeyimiz Var

Bir parkta oturuyorum. Yanımdan geçen gençleri izliyorum. Sırtlarında çantaları, kulaklarında müzikleri, ama gözlerinde öyle bir parıltı var ki… Bu parıltıyı görmemek için kör olmak gerekir.

Bana sık sık “Gençler sizce nasıl?” diye soruyorlar. Gülümsüyorum. Çünkü bu sorunun içinde gizli bir önyargı var: Sanki gençler yitikmiş gibi… Ama hayır. Ben gençleri tanıyorum. Onlarla çalışıyorum, tersine mentörlük alıyorum, her konuda konuşuyorum. Çay içiyorum, kitap paylaşıyorum, sohbet ediyorum. Onlar beni şaşırtıyor, dönüştürüyor, umutlandırıyor.

Z Kuşağı…
Adını sıkça duyduğumuz ama yeterince tanımadığımız bir nesil. Onlara dijital çağın çocukları diyoruz ama aslında bu tanım onların sadece yüzeyini çiziyor. Derinliklerinde bambaşka bir dünya var. Onlar, sorgulayan bir kuşak. Ezbere inanmıyorlar. Kalabalıklara körü körüne katılmıyorlar. Duygularını yutmak zorunda kalmamış bir kuşak bu. Duyuyorlar, görüyorlar ve ifade ediyorlar.

Geçtiğimiz günlerde bir etkinlikte gençlerle beraberdim. Ortak bir değer etrafında toplanmışlardı: Cumhuriyet. Yüzlerce genç, Türk bayraklarını omuzlarına almış, birlikte yürüyorlardı. Hiçbir siyasi amblem, hiçbir kişisel çıkar yoktu ortada. Sadece tek bir ses: “Biz Atatürk’ün çocuklarıyız.” Bu ses öyle net, öyle berrak, öyle inanç doluydu ki gözlerim doldu.

Etkinlik sırasında yaşanan bir durum dikkatimi çekti. Tanınmış bir kişinin sahneye çıkması planlanmıştı. Fakat gençler buna izin vermedi. Neden mi? Çünkü bu hareketin içinde bir “ünlü-ünsüz” ayrımı istemiyorlardı. “Hepimiz eşitiz,” dediler. Bu bir başkaldırı değil, bir eşitlik manifestosuydu. Bu tavır, Z Kuşağı’nın bize sunduğu derin bir mesajdı: Kimseye hayran olmak zorunda değiliz. Kendi değerimizi biliriz.

Bu kuşak, zaman zaman sosyal medyada ve haberlerde “saygısız” ya da “disipline uzak” gibi etiketlerle tanıtılıyor. Oysa onların tek derdi, kendi seslerini duyurmak. Kimliklerini dayatmadan, ama bastırılmasına da izin vermeden yaşamak istiyorlar. Üstelik bunu yaparken inanılmaz bir kolektif bilinçle hareket ediyorlar. Provokasyonlara kapılmıyorlar. Kışkırtanlara değil, dayanışmaya kulak veriyorlar. Belki sessiz ama çok güçlü bir savaş veriyorlar.

Bir kaç gençle konuştum. Lise son sınıfta, adı Elif. Dedi ki:
“Artık hiçbirimiz kolay etkilenmiyoruz. Ne reklamlardan, ne popüler kültürden. Gözümüz açık. Sadece ülkemizi, doğamızı ve özgürlüğümüzü önemsiyoruz. Gerisi çok da önemli değil.”

Bir başka genç, adı Mert:
“Benim liderim Atatürk. Geleceğime güvenmek istiyorum. Bu ülkede insanca yaşamak istiyorum. Onun bıraktığı mirasa sahip çıkmak için buradayım. Bunun için okuyorum, öğreniyorum, çalışıyorum.”

Bu sözleri duyunca düşündüm:
Acaba biz onların yaşındayken bu kadar bilinçli miydik?
Bu kadar net miydi sınırlarımız, değerlerimiz, duruşumuz?

Z Kuşağı’na bakınca umudu görüyorum. Ama sadece geleceğe dair değil. Şimdiye dair de… Onların sabrı, duruşu, kararlılığı bugün için bir güç. Bizim görevimiz ise onları anlamak, dinlemek ve birlikte yürümek.

Çünkü artık eski ezberlerin değil, yeni dayanışmaların zamanı.
Çünkü artık öğretmekten çok öğrenmenin zamanı.
Çünkü artık gençlerden ilham almanın zamanı.

Ve evet…
Z Kuşağı’ndan öğrenecek çok şeyimiz var.

#hayatboyu #gelişimdeyiz

Önceki İçerikAnnem‘in Vahşi Kızı – Savage Daughter
Sonraki İçerik“Adolescence” Dizisine Bir Bakış
Yasemin Sungur
Hayat Öğrencisi... Aşk ile evrende hayat bir başka güzel. Şükür...