Şık Kocalar, Şiddet Gören Kadınlar, Yen İçinde Kalan Kırıklar

 “Gözünde parlayan güneşin güçlü ışığı ile uyandı. Güneş odanın içine en parlak ışığıyla girdiğine göre çoktan öğlen olmuştu bile. Yatağının tam karşısındaki dolabın açık kapısından rengârenk kravatlara gözü takıldı. Bugün hangisini takmıştı acaba? Kahvaltı yapmış mıydı? Ya çocuklar? Güneş olsa da hava soğuk gibi acaba takımının üstüne bir de trençkotunu giymeyi akıl etmiş miydi? Parfümünün kokusu halen hafifçe vuruyordu burnuna. Ne temiz, ne şıktı. Her zaman giyim kuşamına dikkat eder, bir yere aceleden gitse bile standardını bozmazdı.

Kıyafetleri kadar sağlığına da dikkat edebilseydi. Son değerleri hiç iyi çıkmamıştı. Yüksek tansiyon, çoğu hastalığın anasıydı. Neden erken uyanamamıştı? Erkenden uyansaydı, trençkotunu kontrol eder, giydirir, öyle gönderirdi. ‘Çocuklarda ne yaptılar acaba? Dün küçüğü yatağına kaçırmıştı, kalkayım da çamaşırları makineye atayım.‘ Bunları düşünürken boynu ve kafatası arasında şiddetli bir ağrı vurup duruyordu. Kalktı, banyoya gitti yüzünü yıkadı, havluyu alırken yüzündeki morarmaya başlayan pembeliği gördü. Biraz yakınlaştı tekrar baktı, bugün arkadaş toplantısına gidecekti, yüzünde morarmaya başlayan bölgeyi fondötenle kapatır pudralarsa hiçbir şey anlaşılmazdı.

Dün yaptığı yemeği ve tuzunu düşündü. O yemeği tuzsuz yapmayacaktı. Her şey yüksek tansiyona iyi gelmeyen lanet olasıca tuz yüzünden olmuştu. ‘Benim öleceğimi düşünüp hesap mı yapıyorsun? Hastalıklı, yaşlı mı görüyorsun? Ben yetersiz miyim ki tansiyonumu hesap ediyorsun yemeğe tuz atmıyorsun? Bu ne biçim yemek! Nerede bu masada tuzluklar?‘ diyerek önce masayı sonrada kendisini savurmamış mıydı odanın ortasında?  Çocuklar ellerinde yemek kaşıkları öyle kalakalmışlar, en küçüğü bir babasına bir annesine bakarak boşluğa kaşık sallıyordu. Yere savrulurken kafası ve boynu arasındaki yeri duvarın köşesine şiddetle çarpmıştı. Çoktan karıncalanıp sızlamaya başlamıştı bile. Acaba kanıyor muydu? Tam bunları düşünürken gelip saçlarının arkasından tutarak bu sefer yüzüne şiddetli bir tokat indirmişti. Çocuklar sandalyelerinden kalkıp gitmişti, nereye gidiyorlardı daha adam gibi bir şey yemeden hem de. Sabahta, okula gitmeden sütlü gevrek yemişler, vitaminsiz kalacaklar. O yemeği tuzlu yapacaktım diye düşündü. Tuzu yemeğe katacaktım.’’

kadına ve çocuğa yönelik şiddet

Hayatı tüm sıradanlığıyla devam ettiren nedir?

Şiddet gördüğü halde kadına hala eşinin sıktığı parfümü içine içine çektiren duygu nedir?

Bırakalım böyle kadın şiddet görsün ve layığını bulsun mu?

Bırakalım adam tüm saygınlığı ve şıklığı ile sosyal ortamda dolaşırken, ailesine fiziksel ve duygusal şiddet uygulamaya devam etsin mi?

Bırakalım elinde kaşık öyle kala kalan çocuklar sessiz travma yaşarken geleceğin sorunlu bireyleri olarak yetişsinler mi?

Ne yapalım?

Şiddet gören kadınlar, onun farkına varan toplum, yeni nesil yetiştiren ebeveyn, önüne cinayet dosyası gelen hukukçular, ne yapalım? Sadece bir gün içinde on binlerce kadın, gördüğü şiddetin, şiddet olduğunun farkına varmadan yaşıyor.

On binlerce çocuk, annesinin gördüğü şiddet karşısında duygusal ve fiziksel şiddete maruz kalıyor. Çocuklardan biri olana bitene itiraz etse ‘Aman susun evladım anneniz babanız ayrılsın evinizin düzeni dirliği bozulsun ister misiniz? Aile içindeki sırlar hiç anlatılır mı? ‘diye aile büyüklerinden, yakın çevreden tepki alıyorlar.

Kadın, ‘Aman kocam başımda olmazsa ben ne ederim, nereye giderim? O benim evimin direği çocuklarımın babası ‘ diyor.

Hâkim eşini yoğun tutkuyla seviyor, şık, toplumda saygı görmüş bir adam diyor, cezayı indiriveriyor.

Yani şimdi beraberce ortak kararımız, yemeğin tuzsuz olması mı?

Sizin kararınız nedir?

Bu hafta @martidergisi  @DidemYP  #benkadınım etiketi ile beraber paylaşalım kararlarımızı, bakalım tek sorumlu yemekte bulunmayan tuz mu?

Didem Pektok

@DidemYP


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: