Ressamın Anlattığı: Ateş Kırmızısı (Roman)

“Güneş, tabiatın kendisi için biçtiği sürenin sonuna doğru yaklaştığından haberdar, İstanbul üzerine saçılmış ışıklarını toparlıyordu eteklerine ağır ağır.”

Cuma günü, öğle vaktinden önce Galata köprüsünün köşesinde heyecanla bekliyorum. Beyaz atları üzerinde üniformalı alay kumandanı ve subayların bayraklarla Galata Köprüsü üzerinden ihtişamlı geçişini…

Beyazıt tarafından gelen top sesinin hemen ardından gelmesini beklediğim naralar eşliğinde yalınayak koşan tulumbacılarla bende koşuyorum, yangına…

Yenikapı’da önce mezelerin kokusu geliyor burnuma sonra mastikanın…

İstanbul’u adım adım geziyorum bir ressamın gözünden.

Ateş Kırmızısı Orhan Bahtiyar Zonaro

“Constantinopoli bir fener balığı gibidir, sinyor. Seni başının üzerindeki ışık saçan tuzağıyla aldatır, derinlere çeker.”

Orhan Bahtiyar’ın yeni romanı Ateş Kırmızısı, İtalyan ressam Fausto Zonaro’nun İstanbul’daki yaşamı, kurduğu dostlukları, o dönemdeki İstanbul’un sosyal ve politik hayatını anlatıyor.

“Her ne kadar dilini öğrenmiş de olsa hala yabancı olarak kabul edildiği bu ülkede, endişelerinin gerçeğe dönmesi an meselesiydi. Maharet, akmakta olan nehrin suyunun önünde durmak değil, nehrin yatağını değiştirmekteydi.”

Ressam Zonaro’nun ilk İstanbul’a gelişi ve tablolarını satma çabası ile başlayan macerası Saray Ressamı unvanını alması ve çeşitli nişanlarla II. Abdülhamid tarafından ödüllendirilmesine kadar sürüyor.

Fausto Zonaro’yu dünyanın tanıması sokak sokak resmettiği İstanbul sayesinde olurken, bizlerin o dönemdeki İstanbul sokaklarını tanıması Zonaro sayesinde oluyor.

Ressamın renklerle anlatmaya çalıştığı, sessiz resimlerin dile gelmiş hali, Ateş Kırmızısı… 

Betimlemeler ve akıcı anlatım sayesinde kendinizi bir anda İstanbul sokaklarında tulumbacılarla koşarken, sandığı elden ele omuzlarken bulabiliyorsunuz ya da onların meşhur sandık tutma kavgalarının içinde…

Bir sayfada Saint Esprit Kilisesi’nin yer altı mezarlığında adım adım ilerliyorken başka bir sayfada Ayasofya’nın yer altı dehlizlerinde ilerliyorsunuz.

Bir bakmışsınız güzel bir günde Osman Hamdi ile palamut avlamaya denize açılmışsınız. Bir bakmışsınız Yıldız Sarayın bahçesinde zümrüt yeşili gözleri resmediyorsunuz.

Hangi sayfada nerede olacağımı kestiremeden Ressam Zonaro’nun renklerle anlatmaya çalıştığı İstanbul sokaklarını Orhan Bahtiyar’ın kalemiyle satır satır dolaşıyorum.

Her okuduğum satır bir sonraki için merak uyandırıyor bende, araştırma isteği oluşuyor. Anlatılan İstanbul olunca bu merak ister istemez katlanarak büyüyor.

Ressam Zonaro’nun eserlerinden bazıları Dolmabahçe Sarayı’nda sergileniyor. Ancak güzel olan, ressamın tablolarının hepsini eşi Elisa fotoğraflamış ve bir defterde,  Ressam Zonaro’un İstanbul’da kaldığı 1894-1910 yılları arasında kimlere hangi tabloları sattığını tek tek kaydederek müthiş bir arşiv oluşturmuş.

 “Müzeler ve kütüphaneler, karanlığı aydınlatan fenerler gibidir ve o fenerleri birilerinin taşıması gerekir. Bir el yorulduğunda görevi devredecek başka bir el bulamazsa o fener söner gider. O fenerin sönmemesi de eğitimle mümkündür.”

Ateş Kırmısı’nı okurken bölüm aralarında İstanbul sokaklarının ve tarihi binaların resimlerine rastlıyorum. Bu çok özel çizimler Mimar ve Ressam Can Ersal’a ait.

Zonaro’nun paletinden Ayasofya’nın arka sokaklarına uzanan keyifli bir yolculuk dileğiyle…

Ateş Kırmızısı

İnkılap Yayınevi

380 sayfa

 


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikBazen Bir “Tık” Sesi, Bir Hayat Kurtarabilir
Sonraki İçerik2016 NDS Edebiyat Ödülü’nü “Yaşayanı Onarmak” Romanıyla Maylis de Kerangal’ın
Hüma Oktay
Bir işletme bölümü mezunu olarak kurumsal hayattaki misyonumu tamamlayıp artık özüme döndüm. Yazarak yaşamaya... Hayat boyu bitmeyen bir öğrenme arzusu çok kitap okumaya ve kitapların yayına hazırlanması sırasında işin mutfağında olmaya yöneltti beni. Bazen görme engelliler için kitaplara ses verdim, bazen basılmadan önce kitapları çocuklarla birlikte irdeledim. Böylece çocuklar için eğlenceli kitaplar yazma serüvenim başlamış oldu. Her kitap yaşamımda bir iz bıraktı. Kafka’nın Dönüşüm’ü beni Prag’a sürükledi, Gülşah Elinkbank’ın Yalancılar ve Sevgililer’i Romanya’ya... Antoine de Saint-Exupéry’in Küçük Prens’i beni koleksiyoner yaptı, Orhan Veli’nin Şiirleri benim de duygularımı şiir ile ifade etmeme vesile oldu. Kitaplar ve seyahatler yeni şehirleri, yeni kültürleri ve yeni yazıları da beraberinde getirdi. Bu seyahatlerdeki yol arkadaşım kardeşim Baobab ve ben Albatros 2013 den bu yana kendi web sitemizde yazmaya başladık. Etkilendiğim kitaplar, doğal yaşam, geri dönüşüm, çocuklarla iletişim, çocuklarla hayata dair kaleme aldığım konuları 2015’den bu yana Martı Dergisi’nde paylaşıyorum. Dünyanın geleceğini bugünden görmek isterseniz bir eliniz çocuklara bir eliniz toprağa dokunur olsun... Sevgiyle kalın daima... Hüma Oktay