O Bir Yazar ve Anne: Bahar Sarıkaya

Tesadüfleri severim, aslında tesadüfün planlı bir kader olduğuna inanırım. Bazı insanlarla yollarınız kesişir ve  kalpleriniz aynı amaç için atar ya, işte benim için de öyle bir gündü bugün. Öğrencilerinden “benim çocuklarım” diye bahseden, cıvıl cıvıl enerjisi ile çevresindekileri etkileyen, yaptıklarını anlatırken mütevaziliği elden bırakmayan öğretmen, yazar ve anne Bahar Sarıkaya ile Kendisi Bir Mekan’da, yazdığı kitapları, çocukları ve yeni projelerini konuştuk.

Çocuklar için yazdığınız Atatürk konulu etkinlik kitaplarınızın yazılış hikayesinden bahseder misiniz?

Bizler her çocuğa anaokulundan itibaren Atatürk’ü anlatmaya çalışıyoruz Fakat fark ettimki o yaş çocuğunun anlamadığı kelimelerle anlatıyoruz. Savaşlar, kongreler, genelgeler gibi… Bugün bu ülkede kadın olarak çalışabiliyorsam ve öğrencilerimle öğretmenlik yapabiliyorsam, bu özgürlüğü ona borçluyum.  Öğretmen, anne ve yazar olarak yetiştirdiğim, ulaşabildiğim her çocuğa Atatürk’ü anlatmalı tanıtmalıyım, bu benim manevi borcum. 18 yıllık öğretmenim, dolayısıyla çocukların okulda neyi yapamadıklarını ve neye ihtiyaç duyduklarını gözlemleme şansım oluyor. Sınıfta çocuklara Atatürk ile ilgili savaşları, yaptığı yenilikleri anlatırken çocukların ilginç soruları olurdu, “Nelerden korkar? O da benim gibi ballı süt sever mi?” Benim anlatmak istediğim  Atatürk ile onların merak ettiği Atatürk bambaşka. Düşündüm, bu çocuklara kendi yaş dilimlerinde anlayabilecekleri şekilde Atatürk’ü anlatmalıyım. İlk kitap anaokul gurubuna, 5-6 yaş için yazdığım “Atatürk ve Ben”. Kitabın içerisinde Atatürk’ün sevdiği yemek, sevdiği kitap, en sevdiği hayvan gibi bilgiler var sonuç olarak çocukların onunla bir özdeşim kurmalarını istedim. “Onun ve senin, sevdiğiniz şeyleri öğrendin, belkide ortak noktalarınız var. Neden sende bir gün onun gibi bir lider olmayasın?” mesajını vermekti amacım.

Sonra ikinci kitap devreye girdi, “Her Çocuk Biraz Atatürk’tür” ilkokul 3. sınıf etkinlik kitabı. Yaşlar biraz daha büyüdüğü için etkinlikteki sorular değişti, derinleşti. İçerisindeki her soru çocuğun birşeyleri analiz etmesini, kendiyle özdeşleştirmesini sağlıyor. Aslında anlatmaya çalıştığım O’nun da sevdiği şeylerin yanında korkuları, kaygıları var, senin de var. O bunlarla baş etmeyi başarabilmiş? Sen de baş edebilirsin? Çocukların kendilerini bir lider ile özdeşleştirerek her yönüyle analiz etmelerini, kendilerini  tanımalarını, sorun çözme becerilerini geliştirmelerini istedim. Buradaki soruların tamamının tarzı zaten bizim yaratıcı soru dediğimiz tarzda. İçerisinde çocuğun birikimini katmasını beklediğimiz şeyler. Kitabın en güzel noktası, Uzman Klinik Psikolog Selin Sönmez tarafından yönlendirilmesi ve sınıflarımda çocuklarla yaptığımız değerlendirmelerde onların bakış açılarıyla şekillenmesiydi. Bu süreçte  çocuklar çok keyif aldılar, kendi yaptıkları şeyleri bir ürün olarak karşılarında görmek onların çok hoşlarına gidiyor. Neticede emek verdikleri bir şey somut olarak ellerinde duruyor. Üçüncü kitabım “Unutulmayan Sözlerle Atatürk” 19 Mayıs’ta piyasaya çıktı.  Bir insanı davranışları ile anlatmak ayrı bir şeydir ama bazen bir cümle söylersiniz  ve o cümle sizin saatlerce anlatmak istediğiniz şeye bedeldir.

İlk kitabınız Atatürk ve Ben ile bir proje başlattınız, bize bu projeden bahseder misiniz?

Bizler İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşadığımız için kitaplara özellikle yeni çıkan kitaplara ulaşmamız daha kolay ama baktığınızda başka bir şehirde yaşayan çocuk için durum böyle değil. Biz özel okullardaki öğretmenler zaman zaman kampanyalar yaparız, sosyal sorumluluk projesi kapsamında devlet okullarına kitaplar göndeririz. Bu kampanyalarla kitap yardımı alan bir çocuk vardı hayatımda, şöyle demişti: “Benim hiç yapılmamış, yıpranmamış bir kitabım olacak mı?” O beni çok etkilemişti. Kendi kitabım çıkınca böyle bir proje başlatmak istedim ve bence her çocuğun bir tane yeni kitabı olmalı, kendine ait bir kitabı olmalı. Atatürk ve Ben kitabı piyasaya Mart ayında çıktı, Projeyi 23 Nisan’a özel başlattım. 23 Nisan Atatürk’ün bize armağanı, kitapta bizden çocuklara armağan olsun istedim. “5000 Öğrenciye Atatürk ve Ben” projesini başlattığımda çok heyecanlanmıştım, Türkiye’nin her yerindeki devlet okullarına, ihtiyacı olan çocuklara gidecek ve ilk kez kitabı olacak o çocukların. Kitap Atatürk ile ilgili ve 23 Nisan geliyor, ben heyecanla bu işe girişirken sponsor bulma konusunda bu kadar zorlanacağımı hiç düşünmemiştim. Bir çok firma ile yazıştım sosyal sorumluluk projesi kapsamında bu projeye sponsor bulamadım maalesef. Çok üzüldüm tabii ama yılmadım sosyal medya hesabımdan tüm  akrabalarıma, arkadaşlarıma hatta ilkokul arkadaşlarıma kadar ulaştım. Bu proje için destek istedim. Arkadaşlar, dostlar ve onların dostları sayesinde ufak ufak başlayan yardımlar birikti en sonunda 5000 öğrenciye bu kitabı ulaştıracak bütçeyi temin ettim. O çocuklara o kitaplar gitti. Ve yeni bir süreç başladı benim için. İnstagramda #5000öğrenciyeatatürkveben hesabı açmıştım. Kitabımın ulaştığı öğrencilerden, öğretmenlerinden o kadar muhteşem fotoğraflar ve videolar gelmeye başladı ki çok duygulandım, çok mutlu oldum. Bu süreçte çektiğim sıkıntı apayrı ama diğer taraftan teşekkür eden mesajları, mektupları size yapılan o boyamalar gönderdikleri fotoğraflar muhteşemdi. Bu proje hayatımızda başka güzelliklere yol açtı. Öğretmelerle yaptığımız yazışmalar sonucu sınıflarda başlattığımız  sosyal sorumluluk projesi kapsamında 7-8 yaşlarındaki çocuklarım başka okullara yardım ettiler.

İlk öğretim çağı çocuklarının kitap okuma alışkanlıklarını nasıl buluyorsunuz?

Genel olarak baktığınızda çocuklar okumaktan çok hoşlanmıyorlar çünkü teknoloji hayatlarının içerisinde. Ancak suçlu sadece teknoloji olamaz. Kitap okuma alışkanlığı çocukların hayatlarına ilkokula geldiklerinde kazandırılacak bir şey değil. Ebeveynler en büyük hatayı burada yapıyorlar. Kitap okuma eylemi, çocuğun hayatında doğduğu andan itibaren varolacak bir şeydir.  Okula başlayana kadarki yedi yıl çok uzun bir zaman. Yedi yıl boyunca hiç bir şekilde kitap okumamış bir çocuğu okula başlatıyoruz, böyle çocuklar var maalesef ve biz o çocuğa hem ödev yapmasını hemde günde 15 dakika kitap okumasını mecbur ediyoruz. Doğal olarak bu ona eziyet geliyor. Çocuğun küçük yaştan itibaren kitapla bir arada olması, konsantrasyon, dikkat becerisi, kelime haznesinin artması, anlama becerisinin gelişmesi, el kasları ve büyük-küçük kas uyumunun gelişmesini sağlar. Bizim normalde okul hayatına başladıklarında çocuklardan beklenen küçük kas denetimi dediğimiz şey aslında sayfa çevirmek kadar basit bir eylemi yapabilmesi içindir. Çocuklar ailenin bir yansıması, davranışsal olarak, kelime becerisi, oturma kalkma alışkanlıkları, erdem anlayışı, ahlak anlayışı, ailelerin kitap okumaya verdiği önem, eğitim açlığına öğrenme becerisine gösterdiği değer tüm bunlar ailelerin çocuğa kazandırdıkları. Çocuk okula geldiğinde bunun üzerine biz ilave yapabiliyoruz.  Doğal olarak ailesinden öğrendiği kitap okuma alışkanlığı okulda pekişiyor. Çocukların öğrenme becerileri, zihinsel gelişimleri açışından bakıldığında, okul öncesi kitap okuma alışkanlığı kazanmamış çocuklarla bu kazanımı edinmiş çocuklar arasında açık ara fark gözlemleniyor.

Kitap okuma alışkanlığı edinmeleri konusunda ailelere tavsiyeleriniz nelerdir?

Kitap okumayı eğlenceli hale getirerek başlanabilir. Mesela kenarları ışıklı okuma gözlükleri var, çocukların hoşuna gidiyor yada çocuklar gizli köşelerde saklanıp kitap okumayı da severler.  Masanın altında veya evde kurulan basit bir çadırın içinde gibi. Okul öncesi çocuklar ise aile bireyleriyle kucak kucağa olup, o sıcaklığı hissetmek ve ortak bir şeyler paylaşmak istiyorlar. Her çocuğa özel bir yöntem vardır. Sanırım aileler doğru teknikleri uygularlarsa, çocukların kitap okuma  alışkanlığını kazanmaları çok yüksek olacaktır. Bir de kitap seçme süreci var.  Kitapçıya gittiklerinde kitaplar dışında oyuncak, kırtasiye malzemesi vs olan yerlerde dikkat dağıldığı için  konusu sadece kitap olan yerleri tercih etmeli aileler. Çocuk, kitapları inceleyip seçim yapabilir ya da sadece onları kısaca okuyup bakmış da olabilir, her kitapçıya girdiğinizde kitap almak zorunda değilsiniz. Kitaplarla geçirdiği süre arttıkça ve yaş ilerledikçe mahalle kütüphaneleri, okul kütüphanelerine de gidecek, kitapçıdan da kendine uygun kitap seçmeyi öğrenecek. Çocuğun kitap okuma alışkanlığını kazanması, ailelerin bu süreci sabırla, istikrarlı bir şekilde nasıl yönettiğiyle çok alakalı.

Yeni kitap projeleriniz var mı?

Halihazırda hazırlıkları tamamlanan iki kitabım var. Yazmaya devam ettiğim kitaplar da var ve konusu Atatürk ile ilgili. 3-12 arası yaş guruplarına özel Atatürk kitapları yazmayı tamamladığımda başka birşeyler yazmaya devam edeceğim. 3 yaş çocuklar, anaokuluna başladıklarında Atatürk’ü tanır, hayatını ve yaptıklarını bilir diye öğretilmesi zorunlu bir kazanım var ama konuyla ilgili bu yaş gurubuna göre bir kitap yok. Bu konuda tamamen çocuğa görelik ilkesinden yola çıkarak  Anaokulu ve ilkokul 1. sınıf yaş gurubuna hitap eden içerisinde çeşitli etkinliklerin olduğu  iki ayrı kitap Eylülde çıkacak. Adı yine “Her Çocuk Biraz Atatürk’tür”  ama hitap ettiği yaş gurubu farklı. Gerçekten aslında her çocuk biraz Atatürk, sadece biraz ama daha da  fazlası olabilir. Ne kadar olduğunu çocuğun kendisi belirliyor.

Röportaj Hüma Oktay


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikKitap ile Sohbet’in Birbirinden Güzel Kitapları
Sonraki İçerikFilm Tavsiyesi: Her Seçim Bir Vazgeçiştir, Mr. Nobody
Hüma Oktay
Bir işletme bölümü mezunu olarak kurumsal hayattaki misyonumu tamamlayıp artık özüme döndüm. Yazarak yaşamaya... Hayat boyu bitmeyen bir öğrenme arzusu çok kitap okumaya ve kitapların yayına hazırlanması sırasında işin mutfağında olmaya yöneltti beni. Bazen görme engelliler için kitaplara ses verdim, bazen basılmadan önce kitapları çocuklarla birlikte irdeledim. Böylece çocuklar için eğlenceli kitaplar yazma serüvenim başlamış oldu. Her kitap yaşamımda bir iz bıraktı. Kafka’nın Dönüşüm’ü beni Prag’a sürükledi, Gülşah Elinkbank’ın Yalancılar ve Sevgililer’i Romanya’ya... Antoine de Saint-Exupéry’in Küçük Prens’i beni koleksiyoner yaptı, Orhan Veli’nin Şiirleri benim de duygularımı şiir ile ifade etmeme vesile oldu. Kitaplar ve seyahatler yeni şehirleri, yeni kültürleri ve yeni yazıları da beraberinde getirdi. Bu seyahatlerdeki yol arkadaşım kardeşim Baobab ve ben Albatros 2013 den bu yana kendi web sitemizde yazmaya başladık. Etkilendiğim kitaplar, doğal yaşam, geri dönüşüm, çocuklarla iletişim, çocuklarla hayata dair kaleme aldığım konuları 2015’den bu yana Martı Dergisi’nde paylaşıyorum. Dünyanın geleceğini bugünden görmek isterseniz bir eliniz çocuklara bir eliniz toprağa dokunur olsun... Sevgiyle kalın daima... Hüma Oktay