Nazım Hikmet’i Anmak – Bir Şairin İzinde

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine…”

Bu dize, yalnızca bir şiir değildir.
Bir hayat biçimidir. Bir inancın, bir direnişin ve en çok da bir umudun ifadesidir.
Nazım Hikmet, Türk şiirinin gökyüzüne mavi harflerle adını yazan büyük ozandır.
Şairdir, yazar, düşünürdür; ama her şeyden önce bir insan sevdalısıdır.

Bir Hayat: Mücadele ve Sürgün

1902’de Selanik’te doğdu.
Genç yaşta yazmaya, düşünmeye, üretmeye başladı.
Ama düşünmenin bedelini ağır ödedi.
17 yılı hapishanelerde geçti.
Sonrasında 13 yıl sürgünde yaşadı.
Ama hiçbir zaman halkına küsmeyen, memleketine darılmayan bir kalbi vardı.

Yaşamı boyunca özgürlüğün, emeğin, aşkın ve barışın şiirini yazdı.
Şiir onun için bir süs değil, bir mücadele alanıydı.

Başucu Kitabı: Memleketimden İnsan Manzaraları

Nazım’ın en büyük yapıtlarından biridir bu kitap.
Sıradan insanların sıra dışı hikâyeleri, tren garlarında, hastane koridorlarında, tütün tarlalarında, mahpushanelerde geçer.

Sözünü sakınmadan yazar: “Memleketimden İnsan Manzaraları”, şiirle yazılmış bir roman, bir halkın hafızasıdır. Bu eserde, o günün Türkiye’sini değil, bugünün vicdanını da görürüz.

Ve kadınlar,

bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri,
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yârimiz
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve karasabana koşulan
ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız..

Bir Destan: Kuvâyi Milliye

Bu destan, sadece bir savaş anlatmaz. Bağımsızlık mücadelesinin yüreğini anlatır.
Anadolu halkının direnişini, yalın bir kahramanlıkla değil, toprağa kök salmış bir sadelikle verir Nazım.

“Onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çoktular
Korkak değildiler ama en çok kahraman da sayılmazlardı…”

İşte tam da bu yüzden gerçek ve bu yüzden bizimdir.

“Bizi esir ettiler, Bizi hapse attılar: Beni duvarların içinde, Seni duvarların dışında. Ufak iş bizimkisi. Asıl en kötüsü: Bilerek, bilmeyerek Hapishaneyi insanın kendi içinde taşıması…”

Ve Aşk… Vera’ya Yazılmış Dizeler

Sürgün yıllarında tanıdığı Vera Tulyakova’ya duyduğu aşk, Nazım’ın şiirlerinde yepyeni bir içtenliğin kapısını aralar. Vera Tulyakova, Nâzım’ın son karısı ve en büyük aşkıydı. Altmış yaşındaki şaire aşık olduğunda sadece yirmi üç yaşındaydı.

“Sen benim aşkım, sen benim kızım, sen benim yoldaşım, sen benim küçük annemsin. Canım, bir tanem, seni sevmeden önce dünyayı sevmesini bile bilmiyormuşum. Bu şehir güzelse senin yüzünden, bu elma tatlıysa senin yüzünden, bu insan akıllıysa senin yüzünden…”

Vera’ya yazdığı mektuplar, şiirler, sadece bir kadına değil, insana, yaşama, anlamaya duyulan derin bir tutkudur.

Bir Ağaç Gibi Tek ve Hür

Nazım Hikmet, yaşamı boyunca tek bir mesaj verdi:
İnsan olmak.
Korkmadan düşünmek,
çekinmeden sevmek,
yalnızca kendini değil herkesi özgürlükte görmek…

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim…”

Bu dizeler bugün de, çocuklara masal, gencin eline fener, yaşlıya hatıra, topluma ise yol haritası olmaya devam ediyor.

Nazım’ı Okumak, Kendini Hatırlamaktır

Bugün onun kitapları sadece şiir sevenlerin değil, özgürlük arayan, adalet isteyen, umutla yürümek isteyen herkesin elinde.

Okumanı öneririm:

  • Memleketimden İnsan Manzaraları
  • Kuvâyi Milliye Destanı
  • Sevdalı Bulut (çocuklara ve çocuk kalanlara)
  • Şeyh Bedrettin Destanı
  • Henüz Vakit Varken Gülüm
  • Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim
  • Vera’ya Mektuplar
  • Ve elbette: Bütün Şiirleri

Benim Nazım’ım

Sevdiğim çok şiiri var ancak zaman zaman ilaç gibi okuduğum ve Genco Erkal ustanın sesinden dinlediğim bir şiirle bitirmek isterim.

YAŞAMAYA DAİR

1 
Yaşamak şakaya gelmez, 
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın 
                       bir sincap gibi mesela, 
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, 
                       yani bütün işin gücün yaşamak olacak. 
Yaşamayı ciddiye alacaksın, 
yani o derecede, öylesine ki, 
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, 
yahut kocaman gözlüklerin, 
                        beyaz gömleğinle bir laboratuvarda 
                                    insanlar için ölebileceksin, 
                        hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, 
                        hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, 
                        hem de en güzel en gerçek şeyin 
                                      yaşamak olduğunu bildiğin halde. 
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, 
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, 
           hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, 
           ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, 
                                      yaşamak yanı ağır bastığından. 
                                                                                     1947 

Benim için Nazım Hikmet şiirleri, birer mektuptur: ruhuma, kalbime hitaben yazılmış.
Bir penceredir: memlekete açılan. Bir su gibi: Yolunu bulur, engel tanımaz.

Ve en çok da bir fısıltıdır kulağımda:

İnanın:
        güzel günler göreceğiz çocuklar
        güneşli günler
                            göre-
                                  -ceğiz.
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,
ışıklı maviliklere
                          süre-
                               -ceğiz…..

                                                                                1930

 

Önceki İçerikSırlarım İpte Asılı Kaldı Balım
Sonraki İçerikKırkından Sonra Üniversiteli: Kodlanmamış Bir Şans Hikâyesi
Yasemin Sungur
Hayat Öğrencisi... Aşk ile evrende hayat bir başka güzel. Şükür...