Müzikte Nirvana: The Wall Konser Show’u, Roger Waters ve Pink Floyd

1979 yılında bir akşam radyoda Pink Floyd’un The Wall adlı albümünden “Hey You” adlı parçayı ilk kez dinlediğimde kulaklarıma inanamamış ve “kim bu Pink Floyd?”,” Nasıl bir albüm bu The Wall?” diye aranmaya başlamıştım deli gibi.

the wall1O güne kadar kimseden duymadığım bu sound tam aradığım ama bir türlü ifade edemediğim bir şeydi. CD’lerin daha doğmadığı o günlerde plaklar da epey pahalı geldiğinden bir kaset edinebilmiştim öncelikle. O kaset çalına çalına yanacaktı nerdeyse.

Sonradan keşfediyorum ki, o muhteşem albümdeki inanılmaz gitar sololarının ve insanın yüreğinin taa derinliklerine inen insan sesinin sahibi Roger Waters imiş.

Tam 34 yıl önce başlayan Pink Floyd tutkusu grubun tüm albümlerine ulaşma çabaları ile bugünlere geldi. Ama müzik arşivimizde hep en önlerde yer aldı. Asla eskimedi. Anlaşılan eskimeyecekte.

Roger Waters’ın gruptan ayrılışı kendi müzik dağarcığımda en üzüldüğüm olaylardan biri oldu. O harika uyumun bozulması biraz bencilce de olsa, o harika ses armonisine bir daha ulaşamama korkusu idi en çok üzen. Grup ve Rogers ayrı yollarda gittiler, ama o kadar çok ortak noktalar var ki, ne biri ne diğeri birbirlerinden ayrı hiç düşünülmedi.

2006 yılında Roger Waters’ın Turkcell Arenadaki konserine bu umut ve heyecanla koşmuştuk. Hiç de hayal kırıklığına uğramadan muhteşem bir müzik ziyafeti çekmişti bize Roger. Aradan 7 yıl geçmesine rağmen hala onu konuşuyorduk ki bu kez Roger’ın “The Wall” için geldiğini duyduk. Aylar önceden hemen biletleri aldık. Bizim için Roger’in gelmesi Pink Floyd’un gelmesinden farksızdı.

Büyük gün geldi nihayet. 5 Ağustos akşamı İTÜ’ye doğru yollara döküldük. Maslak bölgesine yaklaştığımızda birden trafik kilitlendi. Kendimizi minibüsten İTÜ’ye en yakın yerde attık. Kampüs içinde stadyuma doğru yürümeye başladık. Önümüzde bir grup genç vardı, İngilizce bize Roger Waters konseri di mi diye sordular. İran’dan gelmişler! Alan girdiğimizde daha pek çok yabancı ile de karşılaştık. İran, Irak, Gürcistan…

Roger’ın/Pink Floyd’un nasıl müzik klasikleri arasına girdiğine orada tanık olduk. Her yaştan her cinsten insan geliyordu The Wall için. Ve herkeste ortak bir duygu, aynı zevki paylaşıyor olmanın gururu vardı sanki.

the wall2

The Wall’u, daha ötesi Pink Floyd’u büyük kılan yaptıklarının sadece bir besteden ibaret olmamasıydı sanırım. Müthiş bir içerik, kokuşmuş düzene cepheden saldıran inanılmaz bir düşünsel itiraz onları ölümsüzleştirdi. Alman faşizmi kadar sovyetik acımasızlıkta, dinsel yobazlıklarda nasibini alıyordu bu eleştirilerden. Sahnedeki 70’ine dayanmış küçük dev adam inançlarından taviz vermeden 40 yıldır bu itirazları insanların en iyi algıladığı biçimde, ruhsal derinliklere inen bir sesle durmaksızın haykırıyor. Gezi parkı olaylarında ölen gençlerin fotoğraflarını da görsellere eklemiş olması, kitle ile gönül bağına bir gemici düğümü daha ekliyordu.

the wall3

Teknoloji ona hizmet ediyor. Görsel bir şölen de katıyor, söyledikleri daha iyi anlaşılsın diye. Öyle etkileyici bir sunum ki, insanlar çığlıklarla izliyor müzik eşliğindeki ışık gösterilerini. Stadda binlerce cep telefonu kayıt için ateş böcekleri gibi havalarda uçuşup duruyor. Yorulan kol iniyor. Ama duramıyor, öyle bir görsel ve öyle bir ses başlıyor ki, cihazlar hemen havalanıyor yeniden. Müzik duruyor, konser bitiyor, ama insanların ruhlarındaki coşku durmuyor. Onların kafalarındaki sesler devam ediyor. Görseller sürekli gözlerinin önlerinden geçip duruyor.

Çıkıştaki ulaşım kaosu, metronun çalışmaması, taksi bulamamak, ayaklardaki yorgunluk… Kimseyi üzemedi!

Öylesi bir ruhsal doygunluk. Müziğin gücü…

Bu müzik insanlık var oldukça var olacak.

Bu müziği yaratan insanlara, muhteşem Roger’a tüm gönüllerden, sevgi ve teşekkür.
Bu duygu bizim…

İlhan Sungur

the wall4


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: