Doğu’da Kadın Olmak -1-

Hazırladığım bu dosyada Doğu Ülkeleri’nde yaşayan kadınların hayatlarına ve toplumsal gerçeklere filmler ve kitaplar aracılığıyla değineceğim. Bu ayki dosya Afganistan ve Nepal’den oluşuyor. Önümüzdeki ay başka coğrafyalarda buluşmak ümidiyle, Sevgiler

AFGANİSTAN denen toprakların jeopolitik konumu ve siyasal sorunlarını bir kenara bırakırsak eğer, karşımıza çıkan sosyal sorunların varlığının akıl almaz boyutlarda olması, bugün bunları kaleme alma günüdür dedirtti. Coğrafyada yaşanan olumsuzluklar veTaliban sonrası rejimin hala varlığını sürdürmesi, Afganistan’ı 21. yüzyılın çok uzağında bir ülke yaptı hepimizin az çok bildiği gibi. Afganistan üzerine yazıp çizen her insanın da değinmeden asla geçemediği bu sosyal sorunları, belli kaynakları da ölçüt alarak aktarmaya çalışmak, bir Uluslararası Af Örgütü destekçisi ve insan hakları savunucusu olarak boynumun borcudur.

kasinolmak1

Tarih sıkıcı gelir çoğu insana. Ama Afganistan gibi bir ülkenin“nereden-nereye” ikilemini göstermek için de aktarılması gereken bir kısa tarih döngüsü var elbette. Ben de “Dur, şunu kısa bir hikaye yapayım da, kimse sıkılmasın” bazında bir küçük olay örgüsü yaratıp, konuya hikayeyle girmek istedim. Işıklar kararsın lütfen!

“… Orta Asya’nın ücra bir köşesinde kendi halinde yaşayan Afganistan adında bir ülke varmış zamanında. Halk çok zengin değilmiş, ama kendi yağında kavruluyormuş da. Dönemin Sovyetler Birliği’nin gözü Afganistan’daymış, bunu duyan ABD hemen bölgeye damlamış! Bir savaş başlamış, sözde Afganistan’ı sosyalizmden korumak adına. Bombalar patlamış ülkenin dört bir yanında. Fetret devrinden yararlanan Taliban yönetimi ele geçirip kendi halkına eziyet etmeye başlamış. ABD ise El-Kaide harekatını bünyesinde barındırdığı iddiasıyla Afganistan’ı cezalandırmak istemiş. Amaç Rusya’yı bölgeden uzaklaştırıp, sosyalist dalganın içeriye sızmasını önlemekmiş tabii ki, ama savaştan bitkin düşmüş Afgan halkı kandırılmış. Koalisyon güçleri tarafından yönetilmeye başlamış Afgan toprakları bu kez de. Ama Taliban etkisi yok olmamış elbette. Kadınların özgürlükleri bir bir alınmış ellerinden, erkeklerinse onurları. Halk her şeyini kaybetmiş, ellerinde bir kuru canları kalmış 21. yüzyılın ilk çeyreğinde….”

Işıklar açılsın tekrar… Afgan halkının bitmeyen çilesini anlatmak için somut örnekler ararken, elime kitap ve film gibi gerçekten etkileyici ve bilgilendirici materyaller geçti. İlk okuduğum ‘Çalınan Yüz’ romanında, onuru ve yaşam hakkı elinden alınan Afgan kadınının çektiği acılar ve gazeteci olmak isterken, eğitim hayatına Taliban tarafında son verilen bir genç kızın yaşadığı sancılı dönem anlatılır. Yazarın gerçek hayat hikayesi olan bu kitap, Fransa kadın hakları harekatını bu kez Afganistan için ateşlemiştir. Geleceğin gazetecisi olarak acaba Latifa’nın yerinde olsam ne yapardım diye düşünmeden edemedim… Kim benim elimden yazma, araştırma, konuşma hakkımı alabilir ki? Bir avuç cübbelinin eline bırakılmış sözde dini uygulamaların çarpıklığını çok iyi dile getiren Latifa’nın gerçek yaşam öyküsünden gerçekten etkilendiğimi söylemeden geçemezdim. Latifa ve onun gibi binlerce kızın hayalleri ellerinden alındı. Latifa kaçabilecek kadar şanslıydı ama ya diğerleri? Kırılan hayaller?

kasinolmak3

‘Kandahar’ filmine gelecek olursak durum yine parlak değil. Bir gazeteci kadın (ki meslektaşlarımı örnek alıyorum hep) yıllardır görmediği kardeşinin intihar edeceği haberini alıp Afganistan yollarına düşerse ne olur? Beyhude çabaları sonucunda Afgan halkının acıları bir kez daha gözler önüne seriliyor, bu kez kadın-erkek farkı gözetmeden hem de… Uzuvlarını kaybedip aylarca Kızılhaç çadırı önünde protez kol, bacak, el arayan insanlar, insanların doktora açlıktan gidip ilaç yerine ekmek alarak dönmeleri, kadınların o rezil burka denen çuvalları giymeleri ve ufacık çocukların eline kitap verilmesi gereken yerde birer imam haline getirilmeleri… Nefesinizi tutarak izleyeceğiniz ve Afgan türküleri hakkında fikir sahibi de olabileceğiniz muhteşem bir film…

‘Uçurtma Avcısı’ ve ‘Bin Muhteşem Güneş’ romanlarıyla hafızalarda yer etmiş olan Afgan asıllı ABD vatandaşı Khaled Hosseini’nin binlerce kilometre öteden vatanının özlemini çekmesi ve sosyal sorunlara olan hassasiyeti sebebiyle yazdığı birbirinden muhteşem okunası iki roman. Afgan sıcaklarını içinizde yaşarken, gerçeklerin hoyrat soğuğuyla kendinize gelip bir fırtına havasında okuyorsunuz ikisini de. Kadın olarak hassasiyetimi geçtim, insan olarak akıttığım o ılık gözyaşlarının birer dua haline gelip Afganistan üzerine yağması için nelerimi vermezdim ki… Küçük yaşta ailesini kaybedip, kendinden çok büyük bir adamla evlendirilen bir kızın nasıl kadın haline geldiğini ve yılların Afganistan’la onun üzerindeki acınası ve tamamıyla gerçek etkisini hissettiğiniz ‘Bin Muhteşem Güneş’, hayatınızın üzerinde bir kez daha düşünmeniz için bir şans diye düşünüyorum…

kasinolmak2

Birkaç yıl evvel ailemle izlediğim Utanç ise, okumak isteyip de Taliban askerleri tarafından her seferinde engellenen 5 yaşındaki Baktay adındaki bir kızın hikayesini anlatıyor. İzlerken dudaklarımı ısırdım ağlamamak için, ama dayanamadım. Oturdum ağladım, arkasından ağlanmamışlar için belki de. Güçlü olmak örneği denince aklıma Afgan insanının gelmesi tesadüf değildir; belleğimde yer etmiş olaylar sonucu elde ettiğim kavrayıştır. Bu insanlar gerçekten güçlü, sadece biraz cesarete ve ekmeğe ihtiyaçları var. Kızım olursa adını Baktay koymak istemem de bundandır. Güçlü olsun, dimdik dursun Baktay gibi. Yokluk içinde varlık yaratabilen çocuklardan olabilsin o da.

Hikayemi baştan okudum ve yıllar sonra çocuğuma ya da torunuma sonunu nasıl anlatacağımı düşündüm. “Afganistan halkı el ele verip Afganistan’ı kalkındırdı ve o topraklar da artık silah sesi yerine barış çanlarının sesi duyuldu, çocuklar hep güldü, kadınlar onurlarını geri aldılar… Afganlar sonsuza dek mutlu yaşadılar…” demeyi ne kadar da isterim yıllar sonra. Şimdi de isterim de, hayalperestliğin uç noktalarında gezinmek olur, hayal kırıklığına uğrarım diye korkarım.

kasinolmak4

HİMALAYALAR doğuyu sevenlere macerayı, saflığı ve gizemi çağrıştırır. Dünyanın en yüksek ve büyük sıradağları olması onları güçlü ve erişilmez kılar. Çevresinde birçok ülke barındırır, birçok kültür ve yaşam gizlidir içinde. Everesti bile bünyesinde barındıran Himalayaların birçok sırrı vardır sakladığı. Batılıların bilmediği, bilseler bile gözlerini kapatıp görmezden geldiği. Himalayalar çocukluğu ellerinden alınmış kadınların hikayeleriyle doludur. Onların türküleriyle çınlar, ağlamalarıyla sarsılır. Gözyaşları görülmez; çünkü muson yağmurlarına karışır. Tıpkı her yıl ekinlerinin büyük bölümünün de gençlikleriyle birlikte heba olması gibi Musonlar acımasızdır. Himalayalar kadınları barındırır. Her yıl ailelerinden zorla ya da çeşitli vaatlerle kandırılarak alınan ve Hindistan’a satılan kızların iç çekişleriyle doludur. Onlar Nepalin kızlarıdır.

Her yıl yaklaşık 12.000 Nepalli kız, aileleri tarafından bilinçli ya da bilinçsiz olarak Hindistan’daki genelevlere seks kölesi olarak satılmaktadır. Dünya istatistiklerine göre ise, dünyada her yıl yaklaşık yarım milyon çocuk seks tacirlerinin mağduru oluyor. Sınırlarda yalnız başına gezen kızların eşkıyalar tarafından kaçırılıp Kalküta genelevlerine gönderilmesi, bu kızların kendilerine daha iyi hayat şartları sunan yabancıların vaatlerine kanıp onların peşlerine düşerek zulüm dolu hayatın pençesine düşmeleri Hindistan polisinin büyük çoğunluğu tarafından gözardı edilmekte ve genelevleri patronlarının polislere rüşvet vererek işi legalleştirmeleri Himalayaların en büyük ayıplarındandır.

kasinolmak5

Patricia Mc Cormick’in Nepal ve Hindistan’da yaptığı araştırmalar sonucu elde edilen bu bulgular, yazarın kendisi tarafından ölümsüzleştirilmiş ve Satılık (orjinali Sold) adlı kitabı ABD’de Ulusal Kitap Ödülü’ne layık görülmüştür. Yazarın genelevlerde çalışan kadınlarla yaptığı röportajlar ve kişisel deneyimlerinden yola çıkarak yazdığı kitapta Lakshmi adlı bir kızın hayatı anlatılır. Lakshmi Nepal’in bir dağ köyünde yaşayan fakir bir ailenin kızıdır. 13 yaşındaki Lakshmi muson mağduru ailesini geçindirebilmek ve açlıktan ölmek üzere olan kardeşini ve annesini kurtarmak için çalışmaya karar verir. Genelde köylü kızlar şehirde hizmetçilik yaparak para kazanmaktadır. Üvey babasının ise onun için planları vardır. Lakshmi’yi Hindistan’a satmak.

Lakshmi umudun ve hayallerinin günden güne kaybolmakta olduğu bir mutluluk evinde kadın tüccarlarının elindedir ve onu ayakta tutan artık günden güne silikleşmeye başlayan geçmişidir. Lakshmi’yi ve diğer kızların dramlarını okurken içinizin burkulacağı ve Hindistan’ın o baharat kokulu gecelerinin sizin için bir kabusa döneceği bir yapıttır Satılık. Bazen keşke okumasaydım diyorum; çünkü dertlerime Nepalin kızları da dahil oldu.

kasinolmak6

Himalayalardan yankılanan sesler Türkiye’ye ulaşır mı bilmem, ama ben de büyük bir etki bıraktığı kesindir. Lakshmi ve diğerleri… Onlar nefes almak kadar gerçek. Binlerce çocuktan bahsediyoruz. Çocukluktan kadınlığa korkunç bir geçiş yapan çaresizlik içindeki çocuklardan. Nepalli kadınların 2007 yılında yaptıkları eylemlerde birçok yardım örgütü tarafından desteklendi. Bugün Nepal’de sayıları az da olsa kadın örgütleri bulunmakta. Ne kadar etkindir, bilinmez. Hiç yoktan iyidir dedirtiyor insana. İlgilenenler bu linklerden faydalanarak örgütlerin işleyişlerine dair bilgi edinebilirler: (gurungs.org), (jagriti-international.org/organizations.asp?Country=Nepal)

Nepal, ki kendisi Tapınaklar Diyarı olarak bilinir, dindar bir ülkedir; faka yolsuzluğun ve yozlaşmışlığın din sınırlarını aşarak insanların içine girmesi olağan bir şeydir. Bunu en iyi bilen ülkelerden biri de bizizdir. Himalayaların ortasında kaybolmuş, gidecek yeri olmayan küçük bir Nepal. Haritada bilmeyen birinin bulmakta bile güçlük çekeceği ve bulsa da umursamayacağı bir ülkedir Nepal. Çile çeken kadınların öyküleriyle dolu nehirleri, evleri ve dağları vardır. Nepal toplumuna baktığımızda ataerkilliğin hakm olduğu ve geleneksel bir ülke görürüz. Kadının erkeğe baktığı ve ne olursa olsun ona karşı çıkamayacağı; yoksa aşağılanıp taşlanacağı bir ülkeden. Erkeğin kendisini utandırdığını iddia ettiği bir kadını kel yapıp, soyarak sokakta dövdüğü ve onun onurunu hiçe saydığı bir Himalaya ülkesinden…

Himalayanın kokuları arasında dünyadan bihaber çürümekte olan kadınların sessiz hikayesidir bu. Kahverengi tenli insanların en az kendisi kadar yanık türküleriyle dolu bir coğrafyadır. Himalayaları incelerken ve Satılık’ı okurken ”Asian Lounge” albümünü eksik etmedim yanımdan; zira kendisi Himalaya ezgileri taşır, yüreklere o yörenin hüznünü ve mutluluğunu da aynı zamanda. Siz siz olun, bakıp da geçmeyin bu coğrafyaya. Dokunmaya çalışın, kendinizden bir şeyler bulabileceğiniz nadir yerlerden biridir. Şiddetle tavsiye ederim.


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: