Mum Işığını Dibine Vermez

İçinde bulunduğumuz ruhsal, duygusal durumlar, hava durumu gibi bazen iyi bazen kötü; bazen aydınlık, bazen karanlık olur. Aslında karanlık, ortamda ışığın olmaması durumudur. Karanlık, kendi başına var olan bir şey değildir. Işıksa hep vardır.

Sufiler, mumu ya da lambayı yakıp, söndürmez, “uyandırır veya dinlendirirler.” Çünkü, ışık sönmez.Bu nedenle, “karanlığa küfretmenin” bir yararı olmaz çünkü öyle bir şey yoktur. Yapılacak şey, “bir mum yakmaktır.” Belki “Burası karanlık” demek yerine “Burası ışıksız” demek, çözümü de gösterdiği için, daha doğru olacaktır.

Aynı şekilde, hayatımızda, neşe, sevinç, mutluluk, sevgi, anlayış olmayınca, dünyamız kararır, ümitlerimiz yok olur ve biz depresyona girer, içimize kapanırız. Çevremizle iletişimi keser, hatta çevremize olumsuz mesajlar vererek, başkalarının, onlara en çok ihtiyacımız olduğu bir zamanda, bizden uzaklaşmalarına neden oluruz. Bunu yapınca da, hayatımızdaki olumsuzluklar artar, kötüden daha kötüye bir gidiş başlar.

Duygusal olarak, böyle karanlık ortamlara girince, yapılacak şey ne karanlığa savaş ilan etmek ne de çaresizce ona teslim olmaktır. İki durumda da olmayan bir şeyi var kabul etme yanılgısına düşmüş oluruz. Yapılacak şey, ortama bir ışık getirmektir. Bu ışık ne kadar güçlü olursa, kendimizi ve çevremizi de o kadar fazla aydınlatmış oluruz. Bu durumda ortaya, cevaplanması gereken birkaç soru çıkıyor: Bizi karanlıktan (ışıksızlıktan), aydınlığa çıkaracak “ışığı” nasıl elde edeceğiz; onu nasıl yakacak veya nereden bulup getireceğiz?

Mumları Uyandırır
Kendimizi ve çevremizdeki insanları birer mum olarak düşünelim. Karanlıkta kalmamak için mumları yakmamız gerekiyor. Kendimiz olan mumu yakmak yeterli değil, çünkü mum en az ışığı kendi dibine veriyor. Yani, karanlık dünyamızı aydınlatmanın yolu, başka mumları yakmak. Ama önce kendimiz olan mumu yakmalıyız ki, bununla diğer mumları yakabilelim.

“Başka mumları yakmak” demek, başkalarına, kendilerini iyi hissedecekleri , büyük ya da küçük bir şeyler yapmak demektir. Bu, ihtiyacı olana maddi yardım yapmaktan, sabah komşunu ya da bahçede çalışan bahçıvanı gülümseyerek selamlamaya kadar değişik uygulamalar olabilecektir. Bir mumu yakıp yakmadığınızın en garantili işareti de, bir insanı gülümsetebilmektir. Dikkat edin, güldürmek değil, gülümsetebilmek.

Gülmek, yüzümüzde özellikle ağız çevresindeki kaslarla ifade edilen, diyaframdan hareket alan ve zihinsel algılamalardan kaynaklanan sesli hatta gürültülü, yüzeysel bir iletişim şeklidir. Gülmek, derin nefes almaya ve gevşemeye yardımcı olduğu için stres azaltıcı etkisi vardır. Bir anlamda psikolojik boşalma ve rahatlama işlevi görür. Ama saldırgan ve çevreyi rahatsız edebilecek bir iletişim şeklidir. “Yüze gülmek”, “arkadan gülmek”, “gülünecek hale düşmek” gibi olumsuz kullanımları olduğu gibi, gülmek kolayca ağlamaya da dönüşebilir.

Gülümseme ise sessiz, sakin, gösterişten uzak ama kalpten kalbe iletişimi kuran, çok derinlerden gelen ve çok derinlere ulaşabilen bir iletişim şeklidir. Gülümseme, insanın içindeki huzur ve mutluluğun gözlerle ifadesidir ve gülümseme, gözlerde ki ışıkla kendini gösterir. Gülümseme, içimizdeki karanlığı yok eden, içimizi, bizi ve çevremizi aydınlatan bir ışıktır.

Gülümsete bildiğiniz her insan, etrafınıza ve size aydınlık getirmek için yakmış olduğunuz bir mumdur. Aynı şekilde yüzünden gülümsemeyi yok ettiğiniz her insan da, yine sizin söndürdüğünüz bir mumdur. Ne var ki, her gün çevrenizde olan, sizin biraz ilginizle büyük mutluluklar yaşayabilecek birçok kişi, siz fark etmediğiniz için, yakılmayı bekleyen bir mum olarak kalmaktadırlar. Bunlardaki ışığı, bir güzel sözle, ufak bir olumlu hareketle uyandırabilir (yakabilir), hayatınızı, ışıkla doldurabilirsiniz.

Aydınlığınız Kaç Mum? (AKM)
Önce kendi mumunuzu yakın.

Her sabah aynanın karşısına geçin ve aynada “sen” denilen görüntüyü, önce hafif bir baş hareketiyle selamlayın ve gülümseyerek ona bakın. O da sizi selamlayacak ve size gülümseyecektir.

Aynadaki kişiye iyice yaklaşın ve göz bebeklerinin içine bakın. Orada size bakan bir başka kişi daha göreceksiniz. Ona da gülümseyin ve ona “Merhaba” deyin. Ve devam edin:

“Yeni bir güne merhaba. Bakalım, Mevlam, bu gün neyler? Ama, biliyorum ki, senin için de, benim için de, neylerse güzel eyler. Vallahi güzel eyler, Billahi güzel eyler, Tallahi güzel eyler.” Böyle deyin ve gülümseyin.

Aynadaki yüzün de size gülümsediğini göreceksiniz. Artık kendi mumunuzu yaktınız. Bilmem karanlıkların biraz olsun aydınlandığını, fark edebildiniz mi? Cevabınız “hayır” olsa da dert etmeyin çünkü asıl aydınlanma, başka mumları yakınca, ortaya çıkacak.

Şimdi, rahat bir yere oturun, sırtınızı dikleştirin ve kendinizi zorlamadan, yavaşca, üç aşamada, içinize nefes alın. Birinci aşamada aldığınız nefesle içinize “Sağlık”; ikinci aşamada, “Enerji”; üçüncü aşamada “Güç” dolduğunu hissedin. Nefesleri alırken, içinizden “Sağlık”, “Enerji” ve “Güç” diye tanımlama yapın. Sonra, yine içinizden “Sevgi”, “Barış” ve “Huzur” diyerek, üç aşamada nefes verin. Ve bunu her sabah yedi defa tekrarlayın. Bu nefes çalışması ile, içinize: “Sağlık-Enerji-Güç” alıyor ve dışınıza “Sevgi-Barış-Huzur” veriyor olacaksınız.

Artık başka mumları yakmaya hazırsınız. Çıkın kabuğunuzdan ve tek tek karşılaştığınız herkese, kendilerini iyi hissedecekleri bir şeyler yapın. Onları gülümsetin. Selam verin, bu gün ne kadar iyi göründüklerini söyleyin, onlara olumlu mesajlar yükleyin. Annenize, kardeşinize, eşinize telefon edin ve onları ne kadar sevdiğinizi söyleyin. Ama sadece onları sevdiğinizi söyleyin ve telefonu kapatın. Bu aramalarda, sakın onlardan bir şey istemeyin. Çünkü, siz, zaten onların mumlarını yakarak, onlardan ışık alıyorsunuz.

İnsanları size açacak, olumlu mesajlar verdikçe onların ışığını alırsınız. Olumsuz mesajlar, insanları size kapatır. Işıklarını söndürür, sonunda sizin karanlığınız artar.

Bu arada bir uyarı: Aman dikkat! Ne söylerseniz, gerçeği söyleyin. Gerçek olmayan mesajı kimse yutmaz. İnsanlarda olan güzellikleri bulun, görün ve onları söyleyin. Şunu hiç unutmayın: “Karşınızdaki herkes en az sizin kadar akıllıdır.”

Böylece, gün içinde bir çok mumu yakacak; bu arada istemesen de bazı mumları söndüreceksin. Her gün sonunda bir hesap yap. O gün “Kaç Mum Yaktın” (KMY) ve “Kaç Mum Söndürdün” (KMS). İkisinin farkı, o gün, senin “Aydınlığın Kaç Mum” (AKM) oldu, gösterecektir.

Aydınlığın Kaç Mum = Kaç Mum Yaktın – Kaç Mum Söndürdün
AKM = KMY – KMS

İçin ve dışın aydınlık olsun istiyorsan, her gün AKM değerini, bir evvelki güne göre, arttırmaya çaba harca. Göreceksin, yaşadığın dünya, daha iyi bir dünya olacak.


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: