Kuzey Ren-Vestfalya: ‘Çok Çeşitliliğin Eyaletinden’ Gezi Notları – 4

Köln’den sonra gezi yazımın 3’üncü bölümünde Almanya içinde ve dışında adından ‘Almanya’nın güçlü omuzları’ ve  ‘çok çeşitliliğin eyaleti’ olarak söz ettiren Kuzey Ren Vestfalya eyaletinin başkenti Düsseldorf’a ve Köln’e yakın olmalarından dolayı sayfiye kasabası Königswinter’e ve tarihi kent Xanten’a yer verdim.

Almanya’nın tüm eyaletleri böyle mi bilmem. Ancak bizim gezdiğimiz bu eyalette şehirlerarası yola çıktığınızda hiç değişmeyen bir görüntü yolculukta size eşlik ediyor. Bacası tüten fabrikalar, onların hemen yanında uzayıp giden, kimi yerde uçsuz bucaksız ekili araziler, otlayan geniş sürüler ve sonrasında göz alabildiğine yeşil alanlar… Aklımda hep şu soruyla dolaştım: Tarım ülkesi olarak tanımlanan ülkemde neden bu kadar ekili alan ve geniş hayvan sürüsünü otlakta görmüyorum? Fabrikalarla bu kadar iç içe bir alanda yapılan tarımsal ve hayvansal üretim insan sağlığına ne kadar yararlı olabilir? İçinden çıkamadım dersem yalan olmaz. Belki üzerinde sizler de düşünmek isterseniz diye sorularımı buraya bırakıp gezi notlarıma geçiyorum.

Düsseldorf

Ren Nehri kıyısında kurulmuş moda ve fuar kenti olan Düsseldorf, adını Ren Nehri’nin kollarından biri olan ufak Düssel Çayı’ndan alıyor. Sonundaki ek “dorf” ise köy anlamında. Kent, kültür-sanat mekanları, barları, kafeleri ve ünlü alışveriş caddeleriyle öne çıkıyor. Düsseldorf’u gezmeye niyet edince, 3 kişi trenle yolculuk etmektense arabayla daha hesaplı olacağı söylendiği için sabah erken kalkıp arabayla yollara düştük. Teknolojin bize sağladığı navigasyon olanağı sayesinde yolumuzu hiç karıştırmadan 1 saat içinde kente ulaştık. Gezimize bize önerildiği şekilde önce ünlü alışveriş caddesi Königsallee’den başlayacağımızdan navigasyonu da o konuma ayarladık. Uygun bir park yeri bulduktan sonra caddenin yanından kalkan ve kenti çepeçevre gezdiren HopOnHopOff otobüslerinden bir kent gezi haritası aldık. Harita aynı zamanda onların gezi rotalarını gösteriyor.  Dönüş saatimizi de hesaba katarak her üçümüzün de keyif alacağı kendi rotamızı belirledik.

CityTour haritasından edindiğimiz bilgiye göre, DüsseldorfCard edinildiğinde, şehir içindeki otobüs ve trenle ulaşım ücretsiz, biletle girilen kimi müzeler indirimli ya da ücretsiz, rehberle ve otobüsle yapacağınız şehir turları da yine indirimli oluyormuş. Bir günlük aile kartının bedeli 19 Euro, istenirse 49 Euroya 4 günlük olanı da var.  Biz kart almadık ve zamanımız kısıtlı olduğu için eski şehirde kalarak yürüme mesafesindeki mekanları gezdik.

Müzeleriyle çok ünlü olan Düsseldorf’ta, 26 müze ve 100’den fazla sanat galerisi bulunuyor. StadtmuseumNeanderthal MüzesiKunst Palast MüzesiGoethe MüzesiLöbbecke Müzesi, KunstHalle, Seramik ve Film Müzesi başlıca ziyaret edilmesi gereken mekanlardan. Temmuz ayının üçüncü haftasında düzenlenen Kirmes Festivali sırasında dört milyon turistin akınına uğraması da bunun iyi bir kanıtı bence. Gezimizden bir hafta önce gerçekleşen karnavalın içeriği ise şöyle; kadınlar belediye binasını basar ve erkeklerin kravatını keserlermiş sonrasında da sokakta düzenlenen eğlenceye katılıyorlar. Düsseldorf Karnavalı ve Sandal Show ise kentin yine dünyaca ünlü organizasyonlarından.

Königsallee

Düsseldorf’un en hareketli caddelerinden biri. Uluslararası markaların ve lüks mağazaların yer aldığı Königsallee Caddesi, aynı zamanda çok sayıda restoran ve kafeye de ev sahipliği yapıyor. Şehrin tam kalbindeki konumuyla da oldukça avantajlı olan Konigsallee aynı zamanda Avrupa’nın da en önemli alışveriş merkezlerinden biri olarak kabul ediliyor.  Cadde neredeyse yılın her zamanı turistlerin akınına uğruyor. Cadde üzerinde bir de büyük alışveriş merkezi bulunuyor. Kö-Galerie Düsseldorf adındaki bu alışveriş merkezinde dünyaca bilinen markaların mağazaları bulunuyor. Ayrıca yemek yemek isterseniz alışveriş merkezinin içinde yemek mekanları da bulunuyor.

Marktplatz

Marktplatz, Düsseldorf’un ana meydanı. Ortasında Jan Wellem Heykeli’nin yer aldığı meydanda, Noel zamanı pazarlar ve tezgahlar kuruluyor. Meydan pek çok festival ve etkinliğe de ev sahipliği yapıyor.

Altstadt

Çoğu Avrupa kenti gibi Düsseldorf’un da merkezinde bir eski şehir merkezi bulunuyor. Altstadt, aynı zamanda kentin barları ile ünlü yerleşimi. Yan yana ve karşılıklı dizilmiş çok sayıda barın bulunduğu alan için ‘dünyanın en uzun barı’ denmesi de bundan kaynaklanıyor.

Düsseldorf, İkinci Dünya Savaşı’nda bir hayli bombalanmış ve Altstadt’ın çoğu yıkılmış ama eski haline uygun biçimde yeniden inşa edilmiş. Savaşta yıkılmayan eski binalar da var. Bunlardan biri eski yönetim merkezi olan Alter Rathaus diğeri de Neander Kilisesi (Neanderkirche). Göğe doğru uzanan yalın bir kuleyi andıran, pek işlemesi bulunmayan kilise oldukça sade bir tasarıma sahip. Kapısını açık görünce içini de görmek istedim. İçi de en az dışı kadar sade.

Gothe Müzesi

Schloss Jagerhof bölgesinde, Altstadt’ın doğusunda bulunan Goethe Müzesi (Goethe Museum), Goethe’nin hayatı ve çalışmalarını merkeze alan yaklaşık 1000 parçalık esere ev sahipliği yapıyor.  Ünlü şairin bireysel çalışmalarının yanı sıra, taslak, el yazmaları ve mektuplarının da bulunduğu müzedeki eserler toplam 11 odada ziyaretçilere açık.

Bolca el yazmasının ve Goethe’nin çeşitli ressamlar tarafından yapılmış portrelerinin yer aldığı müzede, tüm açıklamalar sadece Almanca olunca gezerken neyi gezdiğime çok da vakıf olamadım. Çıkışta müzede yer alan 1805 tarihli el yazmasının kartpostalını alıp çıktım. Müze; bu yıl Kuzey Ren West Falya kentlerinden Bonn’da açılan Goethe Verwandlung der Welt  sergisinin de destekçilerinden biri.

Carlstadt

Şehrin bu bölgesi Königsallee Caddesi’ne göre daha az hareketli. Hatta burası için huzurlu bile denilebilir. Barok tarzındaki mimarisi ile bilinen bölgede alışveriş yapabileceğiniz çok sayıda mağaza bulunuyor. Ren Nehri kıyısına da çok yakın olduğundan burada dolaşıp nehir kenarında soluklanabilirsiniz. Biz öyle yaptık. Söz konusu Düsseldorf olunca, kentin ünlü Alt birasını denemeden dönmeyelim dedik ve molayı da böyle değerlendirdik.

Seramik Müzesi (Hetjens Museum) ve  Film Müzesi (Filmmuseum) de burada yer alıyor. Son yıllardaki seramik merakım nedeniyle –kursa gitmişliğim de var–  Seramik Müzesi’ni gezmeyi tercih ettim.  Pazartesi hariç her gün 11:00 – 17:00 arasında açık, Çarşamba günlerine özel, akşam dokuza dek gezilebiliyor. Anadolu dahil –İznik ve Kütahya çinileri vardı– dünyanın her yerinden toplanmış, sekiz bin yılı kapsayan yüzlerce estetik yapıt bulunuyor. İkisine de Düsseldorf Card ile ücretsiz olarak girilebiliyor. Kart almadığım için 4 Euro vererek gezdim.

Ekim ayına kadar açık kalacak sergi için özel bir akşam organize edilmiş. Seramik meraklıları 23 Ekim Çarşamba, akşam saat 6: 00’da serginin koleksiyonerleri ve ödünç verenleriyle bir geceye davet ediliyor. Serginin kısa sunumları ve rehberli turları da var.

KunstHalle

K20 Museum’un tam karşısında, eski şehrin hemen altında yer alan KunstHalle güncel geçici çağdaş sanat sergilerinin açıldığı bir sanat galerisi. Öğrenci kartımı gösterinde sadece 1 Euroya halihazırdaki iki sergiyi gezdim. Londra’da yaşayan Kanadalı sanatçı Megan Rooney’in “Fire On The Mountain” sergisi ile Amerikalı sanatçı Eileen Quinlan’ın “Wait For İt” adlı fotopraf sergisi idi.

 


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikTEGV, “Siirt’e Koş, Eğitime Koş” Kampanyası ile İstanbul Maratonu’nda!
Sonraki İçerikKuzey Ren-Vestfalya: ‘Çok Çeşitliliğin Eyaletinden’ Gezi Notları – 5
Seher Özen Karadeniz
İletişimci /Eğitmen. Okur, yazarım. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünde lisans, Gazetecilik bölümünde de yüksek lisans eğitimi aldım. İstanbul’da gazeteci olarak başladığım çalışma hayatımı, halkla ilişkiler sektöründe medya ilişkileri yöneticisi olarak sürdürdüm. Yavaş kent olduğunu düşünerek 2007 yılında Antalya’ya yerleştim. Büyükşehir Belediyesi’nin Tarih Vakfı’nın danışmanlığında sürdürdüğü Kent Müzesi Projesi’nde görev aldım. Proje vesilesiyle hem kenti, hem de insanın geçmişle olan ilişkisini nereden kurması gerektiğini öğrendim. Belleğin kıymetini, tarihin sadece kahramanların hayatı üzerinden yazılamayacağını/yazılmaması gerektiğini kavradım. Bu kavrayışla kentimle ilgili fullantalya ve businessantalya kent bloglarında röportaj yapıp kent yazıları yazıyorum. Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde iki yıl süreyle ‘Kurum Kimliği’ ve ‘Medya Planlama’, yaygın eğitim merkezlerinde ‘İletişim’ dersleri verdim. Halen kent içindeki en büyük yeşil alanı olan Zeytinpark’ta ‘Doğada İletişim, Doğayla İletişim’ başlılığıyla iletişim eğitimleri veriyorum. www.martidergisi.com’da 2012 yılından beri kitap yazıları, insan hikayeleri, kent yazıları, zaman zaman da gezi yazıları yazıyorum. Yaşam boyu öğrenme tam bana göre deyip AÖF Sosyal Hizmetler bölümünü bitirdim. Halen Sosyoloji bölümü 4. sınıf öğrencisi olarak öğrenim hayatımı sürdürüyorum. Evliyim ve 13 yaşında bir oğlum var.