“Bir BAVUL’a Kaç Hayat Sığar?”

Hepimizde Bu ay sizlerle tanıştırmak istediğim yazar Nuray Kaya. Gerçi bir çoğunuz, özellikle Ege’liler onu gazeteci kimliğiyle zaten tanıyor ama bu sefer Nuray Kaya’yı yazar kimliği ve ilk romanı Bavul ile tanıyacağız. Genç ve başarılı kadın yazarlar arasında kısa zamanda adını sıkça duyacağımıza emin olduğum Kaya ile sizler için sohbet ettim.

“Kalbin de bir belleği vardır. Ne unutur ne unutturur. Er geç kusar içindekileri…”

Gazetecilik alanında birçok ödülünüz var. Bu aslında daha büyük sorumlukları beraberinde getirir. Zor bir mesleği başarılı bir noktada tutmak zor olsa gerek?

Asıl başarı yaptığımız haberlerde vicdan sesimizi kısmamak bence. Haber hırsını, sağduyu ve kamu yararının önüne asla koymamak. İlkesi olanların geleceğe yürüme şansı olur, zaman ötekini illa ki ayıklayıp bir köşeye koyar. Mesleki kariyerimizde aldığımız ödüller, elbette ki motive edici. Yaptığınız işlerin takdir görmesi, beğenilmesi, ödüllendirilmesi çok özel, çok önemli ama ben, ödül kavramının bir insanın başarı grafiğinin gerçek ölçütü olduğunu pek düşünmüyorum. Yani yapı gereği hiçbir haber yarışmasına katılmayan ama çok güzel haberlere imza atan üstatlarımız da var bu camiada. Ödüllü bir gazeteciyim evet ama “Ben alanımda en iyisiyim” demek hem haddim değil hem de bu işi çok daha iyi yapanlara haksızlık olur bence. Yarışmalarda hiç ödül alamayan haberleri de kötü olarak nitelendirmek büyük bir haksızlık olmaz mı sizce de? Bu tıpkı üniversite sınavına girip de kazanamayanları başarısız olarak nitelendiremeyeceğimiz gibi bir durum. Bizim meslek özellikle yedi gün 24 saat sürekli tetikte olmayı gerektiren bir alana sahip. Sürekli hayatın içinde olmak, haberi koklamak. Zaten haber alma duyunuz geliştikçe koku illa ki gelir burnunuza. Bu bile, haberciliğin ne kadar özveri gerektiren bir alan olduğunu gösteriyor.

Peki yazarlık fikri nasıl gelişti? Haber temposundan yazarlığa doğru yöneliş sizi korkutmuyor mu?

Yazarlık benim tıpkı gazetecilik gibi çocukluk hayalimdi. Kitap yazma fikri hep aklımdaydı ama hikâyenin zihnimde kurgulanması, oturup yazma sürecine geçişim o hep bahsedilen doğru zamanı bekliyordu. İleri de çocuklarıma miras bırakabileceğim bir kitabım olmadan ölseydim gözüm açık giderdim. İşte benim için gerçek korku, bu hayali gerçekleştirememekti. Zaten sürekli öyküler, denemeler yazan biriydim. Üniversite yıllarına kadar hep günlük tuttum. Zaten gazetecilik yönüm beni en çok besleyen damar diyebilirim. Öyle haberlerin içinden geçiyor ki insan bir şeyler biriktirmemesi mümkün değil. İnsanlar mutlaka içini döküyor. Hayata minnettarım, hayal kırıklıklarını, hüzünleri, gözyaşlarını parmak uçlarımda kelimelere dönüştürdüğü için…

Bavul, yasak bir aşk romanı ama benzerlerinden çok farklı bir tarzı var. Yani hiç yasak aşk yaşamayan okurlar bile kendilerine ait çok şey bulabiliyor. Bavul’un içindeki sır ne?

Ben de yasak aşk yaşamadım ama bu hayatta her şey hepimizin başına gelebilir. Yadırgamak, kınamak, eleştirmek en kısa, acımasız ve kestirme olanı. Dediğiniz gibi yasak aşk kahramanı olmayan kadınlar ve erkeklerde Bavul’da kendilerine dair izler buldu. Yorumlarını bana da ulaştırıyorlar. Bavul’un sırrı her hayata dokunması bence. “İçime bir ağaç gibi öyle kök salmışsın ki gövdeni kesip atsam da kökün toprağımda” diye bir söz var mesela. Hayatında en az bir kez gerçekten seven her insanın toprağında sevdiği kişinin kökleri yok mudur sizce? Kalbin derinlerinde bir ağaç kökü gibi o sevgi hep kalır ve yeni kahramanlar o kökün üzerinde yükselir. Mesela Yaman ile birlikte üniversite yıllarına Fuat’la birlikte çocukluk anılarına gidecek Elif…Herkesin çocukluk, gençlik yıllarına dair çalkantılar izler mutlaka var. Bavul’u okumanız için illa ki yasak aşka yelken açan ya da böylesi bir ilişkinin çıkmazında bocalayan biri olmak gerekmiyor. Bence hikaye gerçekten çok özel ve derin mesajlar veriyor ama takdir okurun.

Bavul ile henüz tanışmayan okurlar için konusundan biraz bahseder misiniz?

Elif’le birlikte bulunduğu zamandan geçmişe, ta ilk aşkıyla karşılaştığı 5 yaşına kadar uzun ve derin izleri bulunan bir yolculuğa çıkıyoruz. Bu yolculukta gerçekten tüm kalbiyle sevdiği ve hayatına etki eden üç erkeğin aşkıyla yeniden yüzleşecek. Tabi bir de baba figürü var ortada onu da es geçmemek lazım. Elif, dönem perdelerinde hayatına etki eden olay ve durumları bu kez olgun bir kadın gözüyle izleyecek. 5 yaşındaki hallerine yetişkin bir kadının kalbiyle yeniden tanık olacak. Yolculuğun sonunda ise tekrar şimdiki zamanına dönüp mevcut ilişkisi hakkında bir karar verecek. Bir anlamda kendi içimize, kendi geçmişimize yapacağımız bir yolculuk bu. Elif’in şimdiki zamanını yaşayabilmesi için Bavul’un da biriken geçmişiyle yüzleşmesi gerekiyor. Üzerini bir türlü kapatamadığı nice olay ve durumlara bir mezar kazıp gömmesi yani…Bazı şeyleri geçmişte bırakmazsanız gerçekten mutlu olma şansını kaçıracağımızı… Okurlar Elif’le birlikte “Yaşamadığın şeylerin pişmanlığı ölünceye dek seninle gelir, bu riski göze alabilecek misin?” sorusuna yanıt arayacak.
 
Kitabın kapağında ki tren rayı ve kapalı bir bavul, herkese çok farklı şeyler çağrıştıracak yapıda. Bavul’u bir kitap ismi yapmak nasıl aklınıza geldi?

Kitabın ismini duyan hep kendi hayatına dair izler bulsun çok istiyordum. Umarım başarırım bunu. Kitabı yazmadan önce ismi şekillendi aslında zihnimde. Bavul, bir insana neyi çağrıştırır, diye çok düşündüm. Doğduğumuz andan itibaren hayatımız birikmeye başlıyor. Bavul tam da hayatın orta yerini, merkezini simgeliyor. Gidenleri kalanları, giderken geri dönenleri, geri dönmek isteyip de cesaret edemeyenleri, cesaret edeceği zaman aslında çok geç kaldığını fark edenleri, pişmanlıkları, keşkeleri, aşkı, tutkuyu, vefayı, cefayı, sadakati, ihaneti, dostluğu ve daha birçok duygunun toplamını anlatıyor. Bavul’un isminin bu kadar tutmasını sırrı bence tren rayındaki o kapalı bavulu gören herkese kendi hayatına dair izler çağrıştırması. Bavul’da “ Bir bavula kaç hayat sığar? Gitme vakti geldiğinde zamanı geri çevirmek mümkün müdür? Peki, biten aşklarınızı emanet edebileceğiniz bir yer var mıdır yeryüzünde? Doğru zaman, doğru insan ve doğru aşk var mıdır sahiden?” gibi sorulara yanıt arıyoruz hep birlikte. Herkesin yanıtı kendine tabii. Okurların “Herkesin bir Bavul’u vardır” diye söz üretmeleri ve o söz etrafında kenetlenmeleri de kendi çıkardıkları derslerin izlerini gösteriyor bence.

Kitabın ön kapağında “Kalbinde bir belleği vardır. Ne unutur; ne unutturur. Er geç kusar içindekileri…” demişsiniz. Arka kapakta ise “Giden kalandan her zaman daha şanslıdır. Gidenin söyleyecek cümleleri varken kalan suskunlaşır ve ne yazık ki gidenin hayatında yeni başlangıçlar, kalanın hayatındaysa mazi vardır.” sözü insanı derinden sarsıyor? Kitaplar yazarlarının hayatlarını mı yansıtır?

Yazarlar da okurlarla aynı sokakları yürür, aynı yolları geçer. Hüzünler ve sevinçleri ortaktır. Gözyaşları ve kalp kırıklıkları da… Yazarın okurdan tek farkı, onun duygularına da tercüman olabilmesi. Kitabı elbette ki yazarından farklı düşünemezsiniz ama hikayeyi yazarın hikayesi olarak düşünmek satır aralarında yaşayan kahramanlara haksızlık olur bence. Elif’in duygusallığı, Akel’in mesleki kararlılığı, Kerem’in tutarsızlığı, Yaman’ın ve Fuat’ın halleri ya da iç ses Dora’nın mantığı benden izler tabi ki taşıyor. Ama bu Nuray Kaya’nın değil Elif’in hikayesi. Hepimizin kalbinin bir belleği var ve hepimiz bazen giden bazen kalanız bu hayatta. Bazen de ne gidebiliriz ne de kalabiliriz. Tam orta nokta, gitmekle kalmak arasındaki kararsızlık hayatın en berbat dönemleridir bence.

“Kapı eşiklerini ekvator çizgisine benzetirim. Hangi tarafın kışa yakın durduğu değişebilir. Bazen yaşananların şiddeti de eşikteki mevsimi değiştirebiliyor. Eğer eşikten atlama vakti gelirse adım atacağı yeni eşik kadar geride bıraktığı mevsime de dikkat etmeli insan.” sözünüzde gerçekten çok etkileyici. Eşik kavramına çok farklı bir bakış açısı getirmişsiniz? Birçok sosyal paylaşım sitesinde bu sözü görüyorum.

Demek ki herkesin bir eşik kavramı vardı ve birinin o eşiğe o daha derin daha felsefik anlamlar yüklemesi gerekiyordu. Hayatta hep böyle değil midir? Seçtiğimiz yol bizi hep yeni bir eşikten atlamaya mecbur eder. Hepimizin hayatında çok derin eşikler vardır mesela. Çok derin izler, olaylar, durumlar… Bazen o eşiği geçeriz bazen geçemeyiz, cesaretimiz yoktur. Kapı eşiklerini ekvator çizgisine benzetmem bundan. Karar anlarında atım attığınız eşikteki mevsim her ne olursa olsun geride bıraktığınızın eşiğin mevsimi kışa döner illa ki…Kalp belleği ise bu süreçte her şeyi kaydeder. Gün gelir devran döner ve kalp, bedeninde yaşadığı insanın sözcüsü olarak dile gelir. O zamanı beklemek, enerjinizi daha verimli kullanmak ve hayatı akışına bırakmak o yüzden önemlidir. Kalp ne unutur ne unutturur, içindekileri illa ki kusar ve rahatlar.

Kitabınızda organ bağışı gibi toplumsal konulara da dikkat çekiyorsunuz?

Evet kalp nakli bekleyen Çağrı’nın hikayesi üzerinden bu konuya dikkat çekmek istedim. Organ bağışının günah olduğunu savunan kör, kara cahil bir zihniyet ve o sözlere inanan topluluklar var bu ülkede. Bir bedeni toprak altında çürütmek yerine toprak üstünde yaşatmanın nesi günah olabilir? Çağrı’nın hikayesi gerçek bir kalp taşıyan, vicdanı sağır olmayan her okuru etkileyecektir. Her okuduğumda içimi acıtan bir hikaye çünkü gerçeklik payı var. Hikâyenin bazı bölümleri kurgu olsa da verilen mesaj ve organ nakli bekleyen insanların çaresizliği hayatın gerçeği. Belki Çağrı diye biri de yaşamıştır, kim bilir? Yani hepimizin hastaneler de en az bir kez tanık olduğumuz ama kafamızı çevirdiğimiz, belki umursamadığımız, benim başıma gelmez diye düşündüğümüz olaylara dönüp bakılsın istedim. Ben de yıllar önce tüm organlarımı bağışladım ve herkese bunun bir insanlık görevi olduğunu tekrar hatırlatmak istedim. Zaten birinci derece yakınlarınıza “Ben organlarımı bağışlamak istiyorum. Bu vasiyetimdir” demeniz bile önemli bir adım. Lütfen ihmal etmeyelim, Çağrı’nın yatağında yatan bizler ya da canımızdan çok sevdiğimiz yakınlarımız da olabilir her an.

 Peki bundan sonraki hedefleriniz neler?

Hayatı çok planlamayı sevmiyorum ama tabi ki kemikleşmiş okur kitlesine sahip bir yazar olma idealim var. Hırslı değilimdir çünkü hırsın içinde kötü niyet vardır. Azimli biriyim, kafama koyduğum her hedefi gerçekleştirdim şimdiye kadar çok şükür. Umarım böyle gider. Emek verilen her şey değerlidir ve asla kaybolmaz evrende. Sadece alın teriniz, emeğiniz ödül olarak karşınıza çıkmak için zamanını bekler. Gerçekten iyi yazıyorsam, insanların hayatlarına dokunabiliyorsam kalemim daha güçlü aksın istiyordum. Farklı hikayeler, romanlar, öyküler ve denemeler yazmak…Belki bir film senaryosu…Zaman ne getirir bilmiyorum ama kalbim attığı sürece hep haberin içinde ve illa ki sürekli yazma niyetindeyim. İlk imzamı 17 Kasım’da TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı’nda yaptım. Bundan sonra da imzalar, buluşmalar olacak…Yeni kitaplar yazılacak…Ama önce Bavul’a yürümeyi, bu hayatta tek başına yürümeyi öğretebilmeliyim. Bavul’un yolculuğuna katılan katkı koyan herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Güzel, kaliteli ve umut dolu hikayelerde buluşmak dileğiyle.

Sevgilerimle…


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: