Kibera

1“Aman gitmeyin oraya, çok tehlikelidir o mahalle”. Böyle diyordu kime sorduysam, her nerede okuduysam. Oraya gittinmiydi sağ gelme ihtimalin azmış ya da paranı, kameranı orda bırakmadan çıkmak. Nairobi’de 1 gün fazla kalmamızın sebebidir aslında Kibera’yı görmek istememiz. Belki de bir protesto idi bizimkisi. Fakir olanın illa tehlikeli olmadığını göstermek istiyorduk, en azından kendimize. Havuzl…u bahçeleri, bekçili, şoförlü evlerin, geniş caddeli süslü sokakları olan mahallelerin, arşa çıkan yüksek binaların daha tehlikeli olduğuna inanıyorduk çünkü üçümüzde. Oralarda alınan kararlardı dünyayı yaşanmaz hale getiren… Şehir merkezinin hemen yanı başında bir teneke evler mahallesi Kibera. Güney Afrika’daki Soweta’dan sonra dünyanın en kalabalık ve sefil gecekondu mahallesi burası.
2.5 kilometrekarelik alanda 1,5 milyon insanın yaşamaya çalıştığı bu mahalleye girdiğimde sefalet kelimesinin ne ifade ettiğini sorgulama ihtiyacı hissettim. Tek göz odalardan oluşan binlerce gecekondu. Gecekondu dediğime bakmayın. Üzeri tenekelerle kapatılmış çamurdan sıvama barınaklar. Evlerde su yok, tuvalet yok. Çoğunda mutfak yok. 30 kişiye bir tuvalet düşüyor mahallede. Tuvalete gitmenize gerek yok, ihtiyacınızı bir köşede giderebilirsiniz, ya da bir poşete giderip yola boşaltabilirsiniz burada.

Tek başına Kibera’ya girmek büyük risk. Biz de burada yaşayan Muhammed’i ayarlayıp öyle giriyoruz mahalleye. Bölgeye girmeden hemen yakındaki bir benzin istasyonunda buluşuyoruz. Muhammed yanımıza tek çanta ve tek kamera almamızı ve her ikisini de kendisine vermemizi istiyor ilk başta ama biz dinlemedik kendisini. Çanta arkamızda, kamera boynumuzda. Tembihleri dikkate almadan ilerliyoruz toprak sokaklı mahallede. Ağır bir koku. Hayatımda bir çok farklı gerçeklikle karılaşmıştım dünyanın dört bir yanında ama burası hiç beklemediğim yerden gelen bir soru gibi oldu. Nasıl bir tepki vereceğini şaşırıyor insan bu keskin gerçeklik karşısında. Birini sindiremeden başka bir travma vuruyor Mike Tyson kroşesi gibi. Hayatın anlamını sorguluyorsun 100 kez her solukta. Algı eşiğiniz darmadağın oluyor her adımda.

Radyo kanalı değiştirir gibi kulağa gelen farklı melodiler, yalın ayaklarıyla oraya buraya koşan çocuklar, başıboş / zayıflıktan ölmek üzere sokak köpekleri, dere kenarında çamaşır yıkayan kadınlar, sağlı sollu çinko plakalardan inşa edilmiş dükkanların önünde kurulmuş tezgahlarda satılan bin bir türlü eşya, giyecek, yiyecek, evlerin önünde fokurdayan tencerelerden yayılan kokular ve yüzlerdeki tanımlayamadığım onlarca ifade… yürüyoruz. En zor olanı kendiminkini tanımlamak, çaresizlik ve umutsuzluk en çok rastladığımdı sokakta.

Kibera_Nairobi_Kenya_slums_shanty_town_October_2008Hayatımın en büyük, en unutulmaz şokunu da yaşadım burada. Ana sokakların birinde karşı kaldırımda yürüyen bir çocuğa seslendi Muhammet. Çocuk geldi. 17-18 yaşlarında zayıf bir delikanlı. “Merhaba” dedi. Türkçe. Senin benim gibi düzgün bir dille. Şaşkınlıktan “sen nesin, necisin” diyemedik. “Nerelisin” dedik kesik kesik. “Ben Kayseriliyim ama aslen Kenyalıyım” dedi. Kayseri’de imam hatip lisesi okumuş. Muhterem Hoca Efendi’nin okullarından birinde almış Türkçe eğitimini. Ne yalan söyleyeyim, bu mahallede bir kara çocukla Türkçe konuşmak hoşuma gitmedi değil. O an nereye konumlandıracağımı bir kere düşündüm bu misyoner okullarını. Facebook isimlerimizi aldık birbirimizin. Seneye üniversite okumak için İstanbul’a gelecekmiş. Belki yardımım dokunur.
Merakımızı, heyecanımız ve şartlar ne olursa olsun içimizdeki insan sevgisini fark eden Muhammed her yeri göstermek istedi bize. 5-6 saat kaldık mahallede. Sokak sokak dolaştık bölgeyi. Hatta akşam ettik. Her an her şey olabilir gibiydi ama alışmıştık biz. Çocuklarla oynamaya bile başlamıştık. Evine götürdü Muhammed bizleri. Ailesiyle tanıştık. Eğilip elini öpünce babaannesinin, kilometrelerce yol mesafe kat etmiştik sanki aramızda. Eski hikayelerini anlatıyordu babaanne, biz ikram ettiği kompostoyu içerken.

3Eskiden sula kesilirdi mahallede, o yüzdendir annem küvette su biriktirirdi çoğu zaman, bizim evde küvet içine girip yıkanmak için değil, su biriktirmek için kullanılırdı hep 90lı yıllarda. Yıkanmak lüks gelirdi içinde. Sular belki bir iki saat akar sonra günlerce gelmeyebilirdi. Oturduğum semte Kuruçeşme denmesini suların kesilmesine bağladığımı hatırlıyorum ama alakası yok, İstanbul’un çoğu mahallelerinde aynı idi durum. Akmayan muslukların başında sıralı bidonlar beklerdi. Bir de tankerlerle su getirirlerdi mahalleye. Tanker mahalleye yanaştımı bastırırdı mahallelinin sesi tankerinkini. Acayip bir heyecan, bağrışmalar, koşuşturma. Bidonunu şişesini alan dizilirdi rengarenk tankerlerin arkasına. Ben beklerdim sırada annem diğer bidonları almaya giderken eve. Çok zevkliydi durum benim için, süper bir curcuna. Herkes burda. Kadınların sıra kavgası… Evde çizgi filmi bırakıp gelmediysem saatlerce bekleyebilirdim sırada. Bir de çeşmemiz vardı aşağı mahallede, Yakupların hemen kapısında. Adı: acı çeşme. Çocukluğumun en önemli noktalarından biridir acı çeşme. Saatlerce oyunlar oynardık yanında yöresinde. Sonra da kana kana içerdik ağzımızı dayayıp musluğa. Yine sular kesilince kova kova dizilirdik çeşmeye tüm mahalleli. Cihan Hala (herkes Caan Hala derdi kendisine) da o mahallede yaşardı. Anneme sordum şimdi Hisarüstü’nde diğer kızında kalıyormuş. Yaşlanmıştır kesin. Elindeki süpürgesini kaç defa fırlattı bize bilmiyorum, top oynamamızı istemezdi o taraflarda. Evi hemen çeşmenin ilerisinde. Kova kova dizildimi mahalleli acı çeşmeye, hemen gelip ön sırada olmak isterdi Caan Hala. Sonrasını siz tahmin edin. Çeşmenin kendi mahallesinde bulunmasından dolayı sahiplenirdi suyu. Sıra beklemeden alıp gitmek isterdi. Halbuki Yakup’un dedesi Robert Koleji’nin olduğu taraftan çekmiş çeşmenin suyunu yıllar önce. Yakup’un annesi bile sıra beklerken Caan Hala’nın bu kavgasına sinirlenirdim hep. Çok kızardım. Zaten top oynamamıza da kızıyordu. Gariptir, hayatımda ilk defa Kibera’da hak verdim Caan Hala’ya. Keşke Afrikalılar da mahallelerinde, ülkelerinde kıtalarında bulunan altınları, elmasları, madenleri başka mahallelerden, ülkelerden, kıtalardan gelenlere vermeseydi diye düşündüm bi an, fotoğrafta gördüğünüz çocukları görünce elinde bidonları su almaya giderken çeşmeye…

Belki de Caan Hala haklıydı!


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: