Kendinizi Takdir Etmeyi Biliyor musunuz?

 

Kendini övmek ya da içi boş bir özgüvenle ifade edilmeyen bir kavramdan bahsedeceğim. Kendini takdir etmeyi bilmek…

Kendimi takdir etmeyi bilmediğimi 44 yaşıma gelirken anladım. Bunu anlamamın ve neden bunu beceremediğimin hikayesidir.

Hayatım boyunca özgüveni son derece yüksek biri olarak tanındım. Hatta bazı arkadaşlarım bana, “aşırı özgüvenlisin” bile demiştir. Sanırım ben de bunu, kendime bir kimlik olarak yıllarca almışım. Ta ki;  5 yıl önce evimizdeki yardımcımız, can yoldaşımız Gül bizimle yaşamaya başlayana kadar. Birlikte yaşadığımız süreçte;  gerek rahmetli annemle ilişkilerim, gerekse iş hayatımda olan gelişmelere yönelik gözlemleri sonrasında bir gün bana şunu söyledi:

kendin_olmak_3

“Sen, kendine güvenmiyor ve kendini takdir etmiyorsun Başak! Kendi potansiyelin, becerilerin ve gücünün farkında değilsin. Ama öyle olduğunu sanıyorsun.”

Şok olmuştum. Bu kanıya nasıl vardın? diye sorduğumda ise bana şunları söyledi:

“Sürekli mükemmel olmaya çalışıyor ve etrafından da bunu bekliyorsun. Çünkü sen, koşulsuz sevilmeyi öğrenmemişsin. Ancak mükemmel olursan, sevileceğine dair bir inanç geliştirmişsin küçükken. Ve bu, senin üstüne öylesine yapışmış ki; ne yaparsan yap, tam olarak tatmin olmuyor ve kendini ağır bir biçimde yargılıyorsun. Tabi başkalarını da…”

Bu konudaki sohbetlerimizde saatlerce ağladığımı biliyorum.

Haklıydı.

Etrafımdakilerin sevgisini kazanmak için onların  her istediğini yapmaya, iş yerinde kabul görmek için her zaman sıra dışı başarılara imza atmaya filan çalışıyordum. Ama kendi varlığıma hiçbir zaman tam anlamıyla ikna olmuyordum. Bu ikna, aslında kendimi kabul etmemle ilgiliydi.

İnsanları takdir etmeyi çok severim. Onların yaşam yolculuklarındaki yükselişlerini gözlemler ve bu konudaki takdirimi yüksek sesle dile getiririm.

Ailemden bana en yakın kişilerden biriyle ilişkimizde yaşadığımız problemleri bir yıla yakın bir süre boyunca çözümlemeyi beceremediğimde bu konuda uzman bir arkadaşıma danıştım.

O da bana şunu sordu:

“Onda seni en çok rahatsız eden şeyler nelerdir?”

“Sürekli kendini anlatması” dedim. “Kendi ihtiyaçları, kendi duyguları ve kendi başardıkları”

“Peki, bu konuda seni tam olarak ne rahatsız ediyor?”

“Kendiyle fazlasıyla gurur duyuyor” dedim.

“Başak, birinde bizi rahatsız eden, bizim bastırdığımız ihtiyaçlarımızdır” dedi.

“Nasıl yani?” diye sordum.

“Kendini takdir etme ihtiyacı… Sen kendini takdir etmeyi reddettiğin için, bu seni rahatsız ediyor.”

İkinci bir şok daha!

Haklıydı. Ben ne yapsam, yaptıklarımın hep daha iyisini yapmaya çalışan biriydim. “Neyi iyi yaptığımdan çok, neyi beceremediğime odaklanan…”

Bu konuşmanın üzerine çok düşündüm.

Bana ne zaman övgü yapılsa, “estağfurullah” dediğimi fark ettim. Bu kötü mü? Elbette değil. Ancak bu durum, kişinin kendini takdir etmesine engel teşkil edecek ölçüde gerçekleşiyorsa evet. Benim de takdir edilme ihtiyacım vardı ve bunu kabul etmem ve gerektiğinde dile getirmem gerekiyordu.

Yaptım da. Ve işe yaradı!

Bir şey istediğimizde evren, bunu gerçekleştirmemiz için bizim için harekete geçer bence.

Kariyer.net’te verdiğim seminerlerden birinde, katılımcılardan biri benim için bir şiir yazdı ve eğitimin sonunda okudu. Sevinç gözyaşlarımla ona sarıldım ve takdiri için teşekkür ettim. Sınıftaki herkese de bana bu şiirin takdir edilmeyi öğrenme sürecimde evrenden gelen bir mesaj olduğunu söyledim.

Sözün kısası;

Mesele en iyisini değil, elinden geleni en iyisini yapmak.

Ben öğrendim rahatladım.

Darısı kendini takdir etmeyi bilmeyenlerin başına….


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: