Kanun Virtüözü Ahmet Baran: Kanun, Tanrı’nın Bana Verdiği Bir Çift Kanat

Ankaralı. Müziğe çocuk yaşta TRT Ankara Radyosu Çocuk Korosu ile başladı.

Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda yüksek lisans yaptı.

Henüz 18 yaşında iken Senfoni Orkestraları ile çalışmaya başladı.

Senfoni Orkestralarının En Genç Solist Kanunisi” oldu. Caz müziğe ve doğaçlamaya olan tutkusu dünya çapında starlarla aynı sahneyi paylaşmasını ve albümler kaydetmesini sağladı.

Kanun icrasına Türk Müziği Tarihinde kendi adı ile anılacak yeni bir teknik kazandırdı.

İngiltere Kraliçesi’nden Rusya Devlet Başkanı’na Papa’dan Norveç Kralı’na kadar elli beş devlet adamı onuruna Türk Musikisini tanıtıcı dinletiler sundu.

Kültür Sanat Yüksek Ödülü, Yılın Sanat Girişimi ve Uluslararası yarışmalarda birincilikler biriktirip, Danimarka Kraliçesi II. Margrethe ve Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev tarafından Devlet Nişanı ile onurlandırıldı. Altı kıtada bini aşkın konser verdi. 2016 yılında yayınladığı Kanun Namına albümü çok satanlar listelerinde yerini alarak müzik eleştirmenleri tarafından tam not aldı. Kanun yapım ustaları tarafından kendi imzasını taşıyan özel enstrüman serileri üretiliyor. Bu enstrümanlar tüm dünyada satışta.

 kanun-virtuozu-ahmet-baran-kanun-tanrinin-bana-verdigi-bir-cift-kanat

“Kanun, Tanrı’nın bana verdiği bir çift kanat “ diyen ve kanatlarında nota taşıyan ve sihirli yeteneğiyle kalplere nota bırakan usta bir kanun vitüözü. Yoğun çalışmalarının ardından yine müzikle dinlenen ve insanın kendisinin müzik olduğunu düşünen bir aşık. Kanununa, işine, müziğe ve üretmeye aşık bir müzik insanı.

Çok yoğun bir iş temposunun ardından, hatta işten sarhoş olduğum bir gece facebook sayfama düşen ve adı Sızı olan bir eserin içinde dinlendim. Ve daha sonra bütün çalışmalarını takip etmeye özen gösterdim.

Ahmet Baran’ın müziğinde insanı anne karnına götüren ve orada bir cenin gibi dinlendiren özel bir iksir var. Böyle bir etkiyi ancak işine aşık bir insan bırakabilirdi. Röportajımızda da okuyacaksınız, müzik onun için ilahi bir boyutta. Chopin sever bir müzik sever olarak, eserleri arasında sevdiğimi bulmak da ayrı bir sevinç oldu benim için. Eğer albümü henüz dinlemediyseniz, hazır olun çünkü albümde siz de sevdiklerinizle karşılaşacaksınız.

ahmet-baran-2

Şefliğini yürüttüğü müzik topluluklarında toplumsal problemlere de dikkat çeken, çocuk istismarı, kadına şiddet temalı konserler vererek duyarlılığı artırmayı, müziğin ötesinde ruha dokunmayı hedefleyen ve bu konuda yüzlerce konser veren Sevgili Ahmet Baran’ın çalışmalarını ve müziğini www.ahmetbaran.com adresinden takip edebilirsiniz.

Ahmet Baran’ın elde ettiği başarılar ve işine olan saygısı kendini yeterince anlatıyor. Bu başarıların sırrı ise röportajımızda gizli. Lafı daha fazla uzatmadan, onun yaşam felsefesini anlatan o söz eşliğinde sizi röportajımızla baş başa bırakıyorum.

Saygı yerine değerli olmak.
Sıkı çalışmak, sessizce düşünmek ve dürüst konuşmak.
İşte benim senfonim!

1983 yılında Ankara’da dünyaya geliyorsunuz. Çok küçük yaşlardan beri de müzikle iç içesiniz. Müzik ile ilgilenmenize kimler vesile oldu?

Aile büyüklerimin ve hocalarımın rolü büyük oldu. Birde ilk doğum günümde bana oyuncak piyano armağan eden aile dostumuzu eklemeliyim. Ev halkını inatla istediğim ilk enstrümanımı kırmayacağıma ikna edip, iki yaşında dönemin meşhur şarkısı Samanyolu’nu çalmaya başlayınca TRT Ankara Radyosu Çocuk Korosuna zor yetiştirmişler…

Çocuğun ilgi alanını keşfetmek ve onun üzerine gitmek konusunda ailenin desteği de çok önemli değil mi? Ailenizde müzisyen var mı? Ailenizin destekleri müzik hayatınızda ne kadar etkin oldu?

Aile desteği kesinlikle çok önemli.  Koro çalışması yerine futbol antrenmanına gitme arzum, aramızda kıyasıya pazarlıklar geçmesine sebep olsa da ağır basan hep müzik oldu.  Ailedeki tüm rol modellerim profesyonel futbolcuydu ancak babamın amatör korolarda bulunması ve rahmetli dedemin Tanbur Üstadı Necdet Yaşar ile olan yakın dostluğu münasebetiyle evimizden meşkin eksik olmaması, müziğe olan ilgimin gelişmesindeki en büyük etkenlerdir. Topçu ya da popçu olacağım aşikardı ama kanun sazıyla tanışmam benim için dönüm noktası oldu; tercihimi adeta aşka dönüştürdü.

 ahmet-baran-3

Küçük bir yaşta müzik ile tanışıyorsunuz ve popüler olan enstrümanları seçmiyorsunuz. Neden gitar değil de kanun sazını seçtiniz?

Kanun, Tanrı’nın bana verdiği bir çift kanat. Içinde yer almak istediğim…
içimde yer alan… İçinde yer alamazsam içimde kalacak olan…
beni kabul etmese de kızamayacağım…
hayat boyu kabulüm…
“Ben yanındayım mızrapları takıp bana içini dökebilirsin” diyen yoldaşım. Kalbimin haykırışının yankılandığı sihirli bir müzik kutusu. Aslında gitar ya da piyano yerine kanunu seçmedim. Kanunu piyano ve gitar gibi çalmayı seçtim.

“Kanun, arada hırs olmayan, katıksız bir ruh, samimi bir diyalog ister.”

Kanun’un sizin için anlamı nedir? Nasıl bir saz?

Kanun sazı gerek görselliği gerek tınısıyla dinleyicinin kalbini fetheden büyülü bir müzik kutusu. 3,5 oktavlık ses sahası içinde koma sesleri veren mandallar yardımıyla, her telde çok sayıda ses elde edilebilen, asıl kullanım alanı Geleneksel Türk Müziğiyle sınırlandırılsa da birçok müzik türüne açık, oldukça zengin imkanları olan, icracının kendisini ifade etmesine çok elverişli bir enstrümandır.  Bana göre icracının dikkat etmesi gereken en önemli husus enstrümanının dinamiklerinin farkında olmak ve onunla diyaloğu iyi kurmaktır. Lisanların birbirini tutması için sazendenin, sazını sevgi ile kucaklaması, aşk ile ona dokunması gerekir. İşte böyle bir gönül bağı kurulduğu anda saz , sazendeye kendisini teslim eder. Kanun, arada hırs olmayan, katıksız bir ruh, samimi bir diyalog ister.

Kanun Sazı konusunda ilham aldığınızvirtüözler kimler? Kimleri dinleyerek beslendiniz? Sizin Kanunileriniz kimler?

Dünyadaki hemen hemen tüm kanunileri davet ettiğimiz uluslararası Kanun Festivalleri düzenliyoruz. Davetleri oluştururken yapılan birçok icradan, gelişen tekniklerden ve projelerden haberdar oluyoruz. Gönül rahatlığıyla söyleyebilirimki Ülkemiz Kanun icracıları için adeta bir cennet. Tüm dünya bizleri dinliyor ve bizim ürettiğimiz enstrümanları kullanıyor. Bende bu nadide tınılarla bir bitki misali kendi köklerimden beslenerek yönümü buldum.

Yaş aldıkları sıraya göre belirtecek olursam Ahmet Yatman, Erol Deran, Ahmet Meter, Halil Karaduman, Tahir Aydoğdu,  Göksel Baktagir, Deniz Göktaş yoluma hep ışık tuttular.

Senfoni Orkestraları ile ne zaman çalışmaya başladınız ve size kattıkları neler oldu?

Henüz 18 yaşındayken bir konserin son provasında kanuninin kaçmasıyla şans eseri tanıdığım senfoni orkestraları müzikal gelişimimde çok önemli bir rol oynadı. Çocuk yaşta çok sesli yapıyı tanımak, enstrümanımın ifade gücünü bu yönde geliştirmem adına önemli bir dönüm noktası oldu benim için. Erdener ailesi başta olmak üzere birçok değerli müzisyen tanıma ve ortak projeler geliştirme şansı yakalamış oldum. Alaturkacı müzisyen algısı birçok alanda işimi zorlaştırsa da zaman içerisinde iki ayrı dünya olarak kabul edilen Klasik Batı Müziği ve Türk Sanat Müziği arasındaki önyargıları biraz olsun ortadan kaldırdığımı düşünüyorum. Şahsıma ithaf edilen iki ayrı Kanun Konçertosu bunun ispatı olsa gerek.

“14 saat çalıştığımı ve kalkıp yürüyemediğimi hatırlıyorum.”

Hüzün, hayal kırıklıkları, kaybedişler, vazgeçişler, düşüşler, yani acı … Müzik, acının ve hüznün panzehiridir sözüne (bu arada babamın sözüdür, kendisi de mey çalar) siz nasıl bakıyorsunuz. Notalar da dualar gibi iyileştirir mi insanı?

Müzik kimisi için kaçış, kimisi için eğlence, kimisi için hayatın ta kendisi. Benim ise kurtarıcım.  Her tökezlediğimde devam etmemi sağlayan yaşam koçum. Ruhu bedenden ayırmanın, bedenden ayrılan ruhu ilahi bir dinginliğe götürmenin, aynı ruhu coşkun bir çağlayana dönüştürmenin tek yolu. Umarım cennette ya da cehennemde de vardır dedirten tek şey.

Ama dinleyen değil de üreten kişiyseniz adeta doğum sancısı, stres, beyin karmaşası, bel, sırt ve karın ağrısı, dolaşım ve sindirim sistemi bozukluğu demek. Ben 14 saat çalıştığımı ve kalkıp yürüyemediğimi hatırlıyorum. Yani yapan kişi için ıstırap ama sonuçta çıkan enerji şifa verici bir özellik taşıyabilir. Üretme safhası benim için kâbus, içimden atıp kurtulmak istiyorum. 

“Ben insanın kendisinin müzik olduğuna inanıyorum.”   

Usta bir müzisyeni yakalamışken sormak istediğim bir soru daha var. Son dönemlerde notaların ve ses frekanslarının insanları olumlu ya da olumsuz yönde etkilediği ve yönlendirdiği şeklinde bilgiler okuyorum. Örneğin 528 hertz müziklerin insanın ruh halini olumlu anlamda etkilediği,  daha düşük hertz müziklerin de mutsuz ettiği doğru mudur? Siz bu konuda hiç çalışma yaptınız mı? Fikrinizi merak ediyorum?

Ben insanın kendisinin müzik olduğuna inanıyorum. Kendimi ve bütün varlıkları enerji taşıyan varlıklar olarak görüyorum. Müzik de bir enerji biçimi, o halde bütün varlıklar müziktir, diye düşünüyorum. Her varlık ve yokluk müziğe dönüşebilir.

Elinizde 100 anahtar vardır ama önünüzde bir kapı vardır. İşte o açana kadar verdiğin emektir müzik. Açtıktan sonra enerji, icracının elinde zehire ya da panzehire dönüşebilir güvenilir markalardan tüketmek gerek.

“Eğer ailemin ısrarı olmasaydı, bu gün yılda 110 konser yapıyor olamazdım. “

Çocuklar konusunda güzel ve verimli çalışmalarınız var. Terennüm Çocuk çalışmanız bunlardan birisi. Bu çalışmadan ve amacından biraz bahsedebilir misiniz?

Türk müziğinde fark yaratmak adına yola çıktığımız 5 kişiyle çalışmaya başlayıp, 100 kişi olduğumuz bir Terennüm koromuz var. Gerçekleştirdiğimiz projelerle ulusal çapta ses getirdiğimiz, seyirci rekorları kırdığımız, toplumsal sorumluluklarımıza parmak bastığımız gönüllü bir yapı. Son konserinde işitme engelli kardeşlerimiz için işaret dilini öğrenecek kadar yürekli amatörlerden bahsediyorum. Çalışmaya başladığımız ilk günden beri öncelikli hedefimin Türk Müziğine dinamizm kazandırıp gelecek nesilleri kültür hazinemizden en güncel şekliyle haberdar etmek olduğunu içe sindirip çalışmalara her yaştan çocuklarıyla iştirak eden koskoca bir musiki ailesi. İnteraktif konserler, dans ve görsel unsurları fazlaca kullanmayı sevdiğim için mi yoksa içimdeki çocuğa hep şarkılar çaldığım için mi bilemiyorum ama miniklerle çok iyi anlaşıyorum. TRT Çocuk Korosu’ndan yetişen bir müzisyenin çocuk korosu kurma hayaliydi benimki ama yavaş yavaş çocuk ordusuna doğru ilerliyoruz…

“O öğretmen ben değilim belki ama bu dünyayı iyi bir öğretmene denk gelen talihli çocuklar kurtaracak “ diyorsunuz bir paylaşımınızda. Çocukların müziğe olan keşfi konusunda en iyi öğretmenler de aileler.  Aileler çocuklara müzik eğitimi konusunda nasıl bir yol haritası çizebilirler?

Her çocuk bir dahi aslında önemli olan yeteneğini parlatacağı branşı doğru tespit edip, ısrarcı adımlar atmak. Bu konuya canlı örnek sayılabilirim. Eğer ailemin ısrarı olmasaydı bu gün yılda 110 konser yapıyor olamazdım. Ama belirtmeliyim ki en büyük şansım doğru öğretmenler ile yolumun kesişmesiydi. Çok emekleri geçti hepsinin ellerinden öpüyorum…

Çoğumuz Kanunun bir piyano gibi çalındığını yeni yeni öğreniyoruz. Siz bunu sevdiren ve bunu dinleyicisine sunan bir sanatçısınız. Klasik batı Müziğini Kanun sazı ile çalmafikri nasıl oluştu?

Bu fikir enstrümanımın dinamiklerini keşfetmeye başladığım ilk anlardan beri vardı. Ama tekniğimin buna müsade etmesi için biraz zamana ve çalışmaya ihtiyacım vardı. Enstrümanımı kucakladığım ilk günden itibaren çok katmanlı müziklere duyduğum ilginin ışığında, özünde Türk Sanat Müziği enstrümanı olan Kanun’un ulaştığı sınırları genişleterek yeniden çizme gayretine giriştim.

“Mızrabın suni tonundan uzakta, samimi dokunuşlarla sadece sesi değil hissi de yükseltmeyi amaçladım. “

Beynin iki lobunu da kullanma yetisini Kanunilere, birden çok enstrümanın ses zenginliğini de Kanun’a kazandıran farklı teknikler üzerinde çalıştım.  Böylece Metalica’dan Chopin’e, Love Story’den Forrest Gump’ın film müziğine şarkı olmaktan öteye geçerek yaşamlarımızın ayrılmaz birer parçası olan unutulmaz eserleri, müzikaliteden ödün vermeden daha önce tadılmamış yeni bir lezzete dönüştürmeyi amaçladım. . Adıma tasarlanan enstrüman serileri sağladığı tuşe rahatlığı, geniş ses sahası ve farklı mandal düzeneği ile işimi kolaylaştırdı. Hem icra tarzının hem de enstrümanların, özellikle genç müzisyenler tarafından birçok ülkede ilgi görmesi motivasyonumu arttırıyor.

“En güzel dinlenme şekli çalışmaktır” diyorsunuz. Kanununuza gün içerisinde ne kadar vakit ayırıyorsunuz?

Enstrüman çalmaya ilk başladığım yıllarda günde yirmi saate yaklaşan bir çalışma tempom vardı. Profesyonel hayatın sorumlulukları gün geçtikçe bu sürenin azalmasına sebep oldu. Öğreticiliğin de hayatıma girmesiyle birlikte artık egzersiz yapmak sadece notalara ruh vermeye çalışmaktan ibaret. Son zamanlarda hayallerimde ve rüyalarımda çalışıyorum. Uyandığımda rüyamda çalıştığım tekniği sazımın üstünde uygulayabilmek yeni kazandığım bir alışkanlık; Bu yoğun tempoda kendimi yenilemek adına bana umut vaat ediyor. Ama eskisi gibi egzersiz yapmayı çok özlüyorum. Bu, benim hayatta en iyi yapabildiğim şey.

Albümünüzde muhteşem bir buluşma yaşanıyor. Dinlerken bir yolculuk yapıyor gibi hissettim. Belki de bu nedenle albümü en çok gece yolculuğuna yakıştırdım. Bu yolculukta Chopin’den girip, Yalçın Tura, Methalica, FrancizLai,  Göksel Baktagir, Turgay Erdener, MichelCamilo, Haydar Tatlıyay’a çıkmak oldukça keyifli. Sürprizlerle dolu bu albümü dinlerken, Kanun ile her şeyin çalınabileceğini düşündüm.  Dinleyici,  Kanun Namına albümünüzü nasıl karşıladı? Geri dönüşleri nasıl oldu?

Çalışmalara 2013 yılında başlamıştım ama albümü içe sindirme çabası süreyi biraz uzattı. Çünkü sesleri kaydedip sabitlediğinizde, artık onlar boynunuzun borcu oluyor. Bu titizliğe müzik sektörünün içinde bulunduğu kaos ortamı da eklenince dinleyicilerimizi biraz beklettik. Bu albümün en önemli katkısı kendi üzerimde prodüktörlüğü öğrenmem oldu.

Çok artistsin, bu albüm satmaz. Seni mazlum yapalım” diyenler oldu. “

Türkiye’de albüm yapmak nasıl bir yolculuk gerektiriyor?

Türkiye’deki müzik yapımcılarına kendimi anlatmakta zorluklar çektim. Bu zorluklar sayesinde Amerika’da şirket kurup yayınlama fikri doğdu. Sağ olsun dostlarımız çok umudumuzu kıran konuşmalar yaptı ama yine de cesaret her zaman olduğu gibi beynimi ele geçirmeyi başardı.

Nasıl tepkilerdi bunlar?

“Çok artistsin bu albüm satmaz. Seni mazlum yapalım” diyenler oldu. Ve söylenenlerin aksine, ciddi bütçeli pop starların prodüksiyonlarıyla çok satan listelerinde yarıştı. 

Bu başarı sizi çok heyecanlandırmış olmalı. Bu başarıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Albüme olan bu ilgiyi biriktirdiğim kalplerin olumlu bir reaksiyonu olarak değerlendiriyorum. Bu zamana kadar farklı coğrafyalarda müziğin birleştirici etkisini iliklerime kadar hissettim. Enstrümantal müzik; sözlerin duyguları anlatmak için o kadar da gerekli olmadığını bilen müzik severlerin tercih ettiği bir yapı ve sözün egemen olduğu ülkemiz piyasasında şansı çok değil. Ben ısrarla zaman içerisinde hak ettiği yeri bulacağına inanan ve bunun için her yolu deneyen müzisyenlerdenim.  Yaptığım işlerde yaşanılan zamanın heyecanı ve yeniliklerini göz ardı etmeden, teknolojinin sunduğu tüm imkanları kullanarak sazımla, sözümle, tarzımla günceli yakalama gayretindeyim. Bunun için profesyonel bir ekiple çalışıyorum ve tüm hünerlerini sergilemeleri adına yaratıcılıklarını sürekli zorluyorum.

“Hazine değerindeki müziğimizin yok olmaması gençlerimizin elinde.”

Ezberin dışında bir çalışma yapıyorsunuz.  Kendinizi ve müziğinizi geliştirmek için neler yapıyorsunuz?

Türkiye şartlarında lafından nefret ediyorum. Dünya piyasasında hatta Mars’ta nasıl işler çıkıyorsa takip etmeye çalışıyorum. Çünkü hazine değerindeki müziğimizin yok olmaması gençlerimizin elinde. Onları hiçe saymak yerine beğenileri ve eğilimleri doğrultusunda hareket ediyorum. Albümün kapağı, fotoğrafları, içeriği, web sitesi ve tüm dinamik yapı bu doğrultuda hazırlandı. Umarım bu ilgi büyüyerek devam eder. Bizlere ezberletilmeye çalışılan yollar dışında alternatiflerin üretilebileceği fikri müzisyenlere hâkim olmaya başlar ve yeni arayışlara yönelen cesur yüreklerin sayısı artar.

“Şikayetçi olmaktansa sevdiğim işle hayatımı kazanma lüksüne sahip olduğum için şükretmeyi seçiyorum.”

Altı kıtada bini aşkın konser… Bu süreç içinde birçok devlet adamının huzurunda dinletiler sunuyorsunuz. Yarışmalarda elde ettiğiniz birçok birincilik dereceniz de var.  Aynı zamanda alanında profesyonel müzisyenlerle çalışma şansını buluyorsunuz. Genç yaşta yaşadığınız bu eğitim bugün birçok kişinin de hayali olsa gerek. Kimler vardı bu süreçte yanınızda, nasıldı çıktığınız yolculuklar ve dönüşleri, böyle bir akış beklediğiniz bir şey miydi?

Tatil ya da sezon benim için geçerli bir kavram değil. Yılda yüzü aşkın konser veriyorum. Bunların birçoğu farklı ülkelerde gerçekleşiyor. Seyahat ve prova sürelerini de hesapladığınızda yılın neredeyse tamamını kucağımda kanunla geçiriyorum. Tabi ki zorlukları var, özlemlerin boynunuzu büktüğü çok oluyor ama biraz farklı bakıyorum olaylara…

Bu zamana kadar elliyi aşkın Cumhurbaşkanı’na konser verdim, üst düzey bir diplomattan daha çok devlet adamı gördüm diyebilirim.  Parayla ya da şöhretle bulunamayacağınız ortamlarda bulundum. Devlet nişanları ile onurlandırılıp, birçok üst düzey ödüle layık görüldüm. Ve bunların hepsini aşık olduğum enstrümanım sayesinde elde ettim. Şikayetçi olmaktansa sevdiğim işle hayatımı kazanma lüksüne sahip olduğum için şükretmeyi seçiyorum.

Bundan sonraki albümünüzde neler hedefliyorsunuz?

Bir çocuk albümü kaydetmeyi planlıyorum. 20 aylık bir bebeğim var ve şu sıralar müzik yazılarım şekil veriyor. Çaldıklarımın onun üzerindeki etkilerini gözlemledikçe içimden çocuk parçaları yazmak geçiyor. Umarım oğlum büyümeden hayata geçirebilirim ve komşularımız her akşam ninnilerden oluşan canlı performansımı dinlemek zorunda kalmaz.

Bir sanatçı olarak hedefleriniz neler?

Müzik benim için çok önemli ama hayatımda müzikten daha önemli olan değerler de var. Dürüst olmak, ahlaklı olmak, paylaşımcı olmak, tabiatı korumak ve sevmek gibi…

En büyük hedefim geleneksel müziğimizi modern dünyaya taşımak.

Sevilay Acar


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikİşte Benim Atatürk’üm
Sonraki İçerikGenç Kız ve Kalbi
Sevilay Acar
Öğrenim Üyesi / Okur- Yazar. En büyük deneyimim çocukluğumda oynadığım oyunlar ve kurduğum hayaller oldu. Her ne yapıyor olursam olayım, iki etken her zaman yolumu belirler: hayaller ve dualar. Çocuk merakı ve heyecanıyla öğrenmeye çalışıyor, okuyor, yazıyorum. Babalardan Babalara adlı bir röportaj kitabım var. Babaların ayak izlerinden oluşan ve hikayeleriyle iç dünyaya yolculuk yaptıran bir kitap olduğunu düşünüyorum. Yolculuğu seviyorum çünkü her şeyin yolda şekillendiğine inanıyorum. Bu yolda en çok da öğrenciyim; kapsayan, içine alan, öğrendikçe çoğalan ve var olan. Karşılaştıklarımı, hissettiklerimi, öğrendiklerimi yazarak paylaşmaya çalışıyorum.